Bugün fazla söze gerek bırakmadan birkaç gazete haberinden alıntı yapmak istiyoruz. Tarihte Viyana önlerine kadar ilerleyip, sonrasında Polatlı önlerine kadar süren bir çekiliş yaşayan Türk Milleti’nin “yedi düvele” karşı mücadelesi bugün de halen sürmekte. Hani büyüklerimiz diyorlar ya; “Büyük fotoğrafa bakmak lazım” diye. Belki büyük fotoğrafa bakmak isteyenlere yardımcı olabilir bu haberler…
İlk haberimiz Türklerin genetik yapısıyla ilgili yapılan bi-limsel araştırmalar:
Boğaziçi Üniversitesi’nde yapıldığı bildirilen bir araştırmaya göre Türkiye’nin genetik çeşitlilik haritası çıkarıldı. 2010’da başlatılan Türkiye Genom Araştırması için, 17 ilden, en az 4 kuşak aile geçmişi bulunan 17 kişinin gen haritasına bakıldı. Konuyla ilgili olarak Hürriyet’ten Mesude Erşan’a bilgi veren Dr. Cemalettin Bekpen, “Bu bir ilk adım, pilot proje. Arkası gelecek, en az 100 bireyin genetik haritasının çıkarılması gerekir. Bu çalışmada, Türkiye’de genomik çalışmalar başladı ve ’Genomik DNA Çeşitlilik Haritası’ çıkarıldı diyebiliriz” dedi. Ekipte Harvard, Simon Fraser ve Bilkent Üniversiteleri’nden uzmanlar da var.Bir başka haberde Türkiye’nin tohumculukta atağa kalktığı belirtiliyor:
Habere göre; tohumda İsrail’e bağımlılığı kırmak için hükümetin başlattığı tohum üretim atağı meyvelerini vermeye başladı. Son yıllarda uygulanan politikalar ve yapılan desteklemeler ile Türk tohumculuk sektörü, 2011 yılında üretim ve ihracatta rekor kırdı. Son dokuz yılda, tohumluk üretimi 4 kat, tohumluk ihracatı da 6 kat artış kaydetti. Türkiye, başta Rusya, Ukrayna ve İtalya olmak üzere toplam 66 ülkeye 109 milyon dolarlık tohum ihracatı gerçekleştirdi. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Türk tohumculuk sektörünün gelişmesi için yaptığı çalışmaların olumlu sonuçlarını almaya başladı. Tohumculuktaki yapısal sorunların çözümü amacıyla Tohumculuk Kanunu ve Islahçı Hakları Kanunu gibi önemli yasal düzenlemeler yapan bakanlık, sertifikalı tohum üretimini ve kullanımını destekleme kapsamına aldı. Bakanlığa bağlı araştırma enstitüleri aracılığıyla da üniversite ve özel sektör ait Ar-Ge projeleri desteklendi. Bu çalışmalarla birlikte Türkiye’de tohumluk üretimi 2002 yılında bir önceki yıla göre yüzde 337 oranında arttı. 2010 yılında 145 bin ton olan üretim, 2011’de 635 bin tona çıktı. Aynı dönemde, sektörün büyüklüğü 7 kat artarak 120 milyon dolardan 960 milyon dolar seviyesine ulaştı. Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, “Gıda ve tarımın son 16 yılda 22,5 milyar dolar dış ticaret fazlası vererek, ülke ekonomisine katkı sağladığını ve dış ticaretin yüz akı olduğunu” ifade etti. Bayraktar, ihracatın yüz akı olarak lanse edilen motorlu kara taşıtı ve römorklar ile ulaşım araçlarında toplam 30,9 milyar dolar dış ticaret açığı oluştuğunu belirtti. Bayraktar, gıda ve tarım ile tamamen tarıma dayalı, tekstil ve giyimde 1996-2011 döneminde toplam 204,1 milyar dolarlık dış ticaret fazlası vermesinin, tarımın ne kadar önemli olduğunu açıkça gösterdiğini ifade etti.
Dikkat çekmek istediğimiz bir başka haberde Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın sözleri var. “Türklüğümüzle övünmeli, gurur duymalıyız” diyen Bakan’ın sözlerini aktaran haber şöyle:
“Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, Andımız ve Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nin kaldırılmasıyla ilgili tartışmalar konusunda, “Gençlerin, tarihi değerlere aidiyetiyle ilgili sembollerin tartışma konusu yapılmasını yersiz bulduğunu” söyledi. Kanal 24’te Hakan Çelik’in hazırlayıp sunduğu ‘Hafta Sonu Moderatörü’ programına konuk olan Yıldırım, şunları söyledi: “Bizim kuşak İstiklal Savaşı’nı yaşamadı. Yani bu ülkenin, bağımsız-lığımızın bedelinin ne olduğunu sadece tarih kitap-larından okuyoruz. Tıpkı Kuzey Kıbrıs’taki gençlerin Kıbrıs Harekâtı’nın Kıbrıslılar için ne anlama geldiğini bilmediği gibi. Çok büyük bir bedel ödedi bu millet. Büyük bir imparatorluktan nihayet 780 bin kilomet-rekare Anadolu toprakları bizim yurdumuz oldu. Hiçbir zaman hiç kimsenin esaretine girmeyen iki ulustan biridir Türkler. Biri İngiliz, biri Türkler. Türklerin bir farkı var. Kimseyi de esareti altına almamıştır. İngilizler öyle de��il. Dünyada kimseyi esaret altına almayan ve esaret altına girmeyen tek ulus; Türkler’dir. Türklüğümüzle övünmeliyiz, gurur duymalıyız. Ülke ve millet aidiyeti devam etmelidir. Bunu gençlerimize aşılamalıyız. Ben böyle görüyorum. Bunlar anlamsız tartışmalar.”
Altını çizmek istediğimiz son haberimiz ise yabancılara yapılan mülk satışlarımız ile ilgili… Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, 1 Ocak 1753’ten bugüne kadar yabancı uyruklu kişilere toplam 90 milyon 747 bin 367 metrekare taşınmaz satıldığını bildirdi. Bayraktar’ın açıkladığı tabloya göre, en çok satış 2007-2011 arasındaki yapıldı. 47.5 milyon metrekare taşınmazın satıldığı bu dönemi 22.9 milyon metrekare ile 2003-2007 arasındaki dönem izledi. CHP Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin soru önergesini yanıtlayan Bayraktar, yabancıya mülk satışına ilişkin olarak hükümetlere ait tabloyu ilk kez yayımladı. Bayraktar’ın açıkladığı tabloya göre 1 Ocak 1753 ile 2 Mayıs 1920 arasında Osmanlı Devleti döneminde satışı gerçekleştirilen ve hâlâ yabancıların elinde olan toplam 14 bin 409 metrekarelik bir alan bulunuyor. Atatürk’ün İcra Vekilleri Heyeti Başkanı olarak görev yaptığı 1920-1921 arasında ise sadece 1 yabancıya 21 metrekarelik taşınmaz satışı yapılıyor.