Afyonkarahisar gündemini son günlerde genellikle rant ile ilgili konular işgal etmeye başladı. Bu gelişmelerin odak noktasında ise devlet kurumları bulunuyor.
Son bir haftalık haberleri değerlendirdiğinizde en dikkat çeken konunun Gazlıgöl beldesinde yaşanan kaçak kuyu operasyonları ve geçmişten bugüne süre gelen termal suyun kullanımı ile ilgili tartışmalar hemen dikkatleri çekecektir.
Gazlıgöl bölgesinde sorunların adeta bastırılmış bir yay gibi sürekli ötelendiği, yılların birikimi olan sorunların çözümü yerine biriktirildiği herkesin malumu idi. Mevzuattaki muğlak alanlar, yöneticilerin kullandıkları inisi-yatifler “bastırılmış yay”ın üzerindeki baskıyı giderek artırdı. Sorunlar yumağı kıyısından köşesinden el atacak birilerini beklerken İhsaniye’nin genç Kaymakamı bu işe talip oldu.
Ne olduysa ondan sonra oldu. Kaçak kuyuların tespiti, tespit edilenlerin kapatılması, termal tesis ya da kuyu sahiplerinin feryatları, mevzuatla ilgili tartışmalar, ihmali olduğu iddia edilen kamu görevlileri, yapılan birlik çalışmalarının mevzuatlara ne kadar uygun olup olmadığı iddiaları hala gündemdeki yerini koru-yor. Yıllardır “bastırılan yay” artık fırladı. Zıplıyor, bakalım kimlerin canını yakacak?
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’nda yaşanan yolsuzluk olaylarına geçtiğimiz günlerde değinmiştik. Fakir-fukaranın hakkı olan parayı babalarının malı gibi kullananlar şimdi bunun hesabını vermeye çalışıyorlar.
Son olarak dün yatırım için tahsis edilen binlerce metrekarelik kamu arazisi yatırımcının taahhütlerini yerine getirmemesi nedeniyle devlet tarafından geri alındı. Senelerdir sürüncemede kalan bu işle ilgili olarak devletin uğradığı zarar hesap edilmeye, sonrasında da sorumlularından zararın tahsil edilmesine çalışılıyor şu günlerde.
Bakın yerel gazetelerin manşetlerine, girişimcilere para dağıtmakla görevli KOSGEB müdürünü yerinde tutmaya yönelik sivil toplum kuruluşlarının mesajları, Basın İlan Kurumu’nun Afyonkarahisar’a gelişiyle yerel basında yaşanan çalkantı, kaldırım işgalleri konusunda Belediye-esnaf çekişmesi, minibüsçü-otobüsçü kavgaları, imara aykırı inşa edildiği için mühürlenen, sonra açılan, sonra yine mühürlenen öğrenci yurtları, vesaire…
Bunların hepsi eninde sonunda gelip ranta dayanmıyor mu? Hepsinin bir ucunda devlet kurumları yok mu?
Elbette ki var, ve bundan sonra da olacak.
Tüm bu sorunlara genel bir çerçeveden baktığınızda yıllardır süre gelen işleyişin, kanuna-nizama, mevzuata özen gösteren kamu görevlilerinin müdahalesi ile karşılaşmasını göreceksiniz. İşleyen düzen kanuna-nizama uydurulmaya çalışıldığında kıyamet kopuyor.
Yanlış anlaşılmasın, biz herhangi bir konuda şu haklı, bu haksız değerlendirmesinde bulunmak istemiyoruz.
Dikkat çekmek istediğimiz konu, yıllardır görmezden gelinen konuların gün gelip insanların başına dert olduğudur.
Kamu yöneticilerinin ya da siyasilerin zamanında yaptıkları keyfi uygulamaların, kanun-yönetmelik boşluklarını herkesin kendisine göre değerlendirmesinin ilk başta masum bir yöntem gibi görülmesine rağmen, sonradan insanların başına dert olmasıdır. Öyle ki, önce insanların başına dert olan konular birikip, birikip sonrasında memleketin başına dert oluyor.
Ne zaman tam manasıyla hukuk devleti oluruz, hukuk herkese karşı eşit şekilde işler, adamı olan gemisini dağlardan aşırırken, adamı olmayan düz yolda şaşırmaz… Tabir-i caizse şeriat ne zaman herkesin parmağını eşit keser, işte biz o zaman bu sorunlardan kurtuluruz.
Yörük göçü gide gide düzelir mantığıyla geldiğimiz nokta burasıdır…