Sezer Küçükkurt

İbret 2

Sezer Küçükkurt

Dün bahsettiğimiz üzere bugün de birkaç ibret verici hikaye ile sütunlarımızı dolduracağız. Güç sahiplerinin gözünü bürüyen kibir, gurur gibi duygularla ilgili dün aktardığımız Makedonyalı İskender’in hikayesinin ardından bugünkü hikayeler bizim tarihimizden olsun. Ders alınacağını umu-yoruz…
Rahmetli Yavuz Sultan Selim Mısır’ı fetheder ve Hilafet emanetini yüklenir. Hünkar ve ordusu İstanbul yolunu tutar. Halkın karşılamak için sokaklara döküldüğünü öğrenince, “Kırmızı halılar serile, platform hazırlana” falan demeyen Yavuz Sultan Selim Han utanır. “Biz ne yaptık ki!” der, Anadolu yakasında beklemeye başlar. Nihayet gece olur ve milyonlarca kilometrekarelik toprak fethetmiş ve Halifelik emanetini yüklenmiş o padişah İstanbul’a gecenin karanlığından yararlanarak girer ve sarayına (bir suçlu gibi) gizlice sokuluverir. Osmanlı’ya hepimizin özendiği, hayran olduğu belli de keşke Lale Devri’ne özenmesek…
Vaktiyle bir vezir arkadaşlarıyla birlikte esir pazarına gider. Her nasılsa vezir dikkatsizlik sonucu bir hata yapar. Dostları bu hatayı görmezlikten gelmişlerdir. Satılması bekleyen esirlerden birisi ise bu yanlışını Vezir’in yüzüne söyleyiverir. Bunun üzerine Vezir yardımcısına dönerek:
-Bu esiri derhal satın alıp azad edin. Çünkü ben onun dostum olduğunu bilmezdin, şimdi öğrendim, der.
Bir başka zamanın hükümdarının terzibaşı bir gün devlet işlerine ait bazı tavsiyelerini yazarak hükümdara verir. Hükümdar mabeyincisine dönerek,
-Bizim terzibaşı devlet işleri ile meşgul, git vezire söyle bana bir elbise diksin, der.
Günün birinde adamın biri dönemin hükümdarına gelerek “Hiç kimsenin yapamayacağı bir maharetim var” der.
Sultan “Göster bakalım” dediğinde yere diktiği bir iğnenin deliğinden uzaktan attığı iğneleri geçirmeye başlar. İşini bitirir ve gururla doğrulup mükafatını beklemeye başlar. Sultan, “Bu adama yüz sopa vurun, yüz lira da bahşiş verin” der.
Şaşkın bakışları gören Sultan, “Gösterdiği maharetten dolayı ona para verdim. Zekasını ve vaktini boş yere harcadığı için de sopa vurdurdum” diye ekler.
Kanije müdafaasının eşsiz kahramanı Hasan Paşa Kanije Zaferi üzerine padişah tarafından üç Hil’at, murassa, bir kılıç ve üç tane at ile taktir ve taltif edildikten sonra vezirlik payesi ile de teşekküre layık görüldü. Bu durumları bildiren Padişah mektubunu alan Hasan Paşa hüngür hüngür ağlamaya başlayınca “Hayrola paşam” diye sordular.
“Ben ağlamayım da kimler ağlasın. Bir zamanlar yaptığımız hizmetlerle övünmezdik. Allah’tan başka kimseden takdir beklemezdik. Tevazu gönüllerimizin nadide süsü idi. Görevimizi yapınca padişah bize vezirlik vermiş. Bir de mektup yazmış. Devletin vezirliği benim gibi kocamışlara yazılır, padişahın mektubu küçük hizmetlere yazılır olmuş. Nasıl ağlamayayım” der.
Bir seferinde yabancı bir elçi Yavuz Sultan Selim Han’ın huzuruna çıkacaktı. Vezirleri Sultan’ın devletin ve kendisinin haşmetine yakışır bir şekilde kıymetli elbiseler giymesini istiyorlardı. Fakat Selim Han bu isteği yanaşmamış, sade bir kıyafetle elçileri huzuruna almıştı. Sonrasında, vezirler elçileri yoklamaya başladılar. “Hünkarımızı nasıl buldunuz?” diye sordular. Elçi:
Tahtın ucundaki yalın kılıca bakmaktan kendilerini göremedim ki, ne söyliyeyim, dedi.
Elçinin bu sözleri aktarılan Yavuz Sultan Selim, “İşte paşalar mesele budur. Bir kılıcın ağzı kestikçe düşman gözü ondan ayrılmaz. Ama kesmesi azaldıkça nazarlar yükselip bizlere isabet etmeye başlar. Ve Allah göstermesin kılıç kesmez olursa o zaman bize tepeden bakmaya başlarlar.

Yazarın Diğer Yazıları