Afyonkarahisarlı olunmasına rağmen, yıllardır Kocatepe ve Kurtuluş Savaşı’nın cereyan ettiği bölgeleri görmemek pek çoğumuzun ayıbıdır. Halen Afyonkarahisar’a bu bölgeyi görmediğini söyleyen çok kişiye rastlamak mümkündür.
Her ne kadar görmeyenlerin oranının yüksekliğinden bahsetsek de geçmişe nazaran tarihi yerleri gezip görmeyen kişi sayısında azalma olduğunu da belirtmek gerekir.
Ecdadımızın imkansızlıklar içinde, kanını, canını ortaya koyarak nasıl milletin vatanını, namusunu, imanını koruduğunu anlamanın en iyi yolu, bu bölgeleri bilinç içerisinde gezmekten geçer.
İlk katıldığımı Zafer Haftası kutlamaları sanıyorum 1990 yılındakiydi. Rahmetli Hocamız Recep Yaşayacak’ın anlatımlarının eşliğinde tarihi yerleri gezdiğimde derinden etkilenmiştim.
Her parçasında bir beden parçası, her karışında bir şehidin kanını taşıyan bu toprakları bilinçli bir şekilde, bilen birisiyle gezip de etkilenmeyecek insan olacağını sanmıyorum.
Mesela Kocatepe gibi stratejik bir noktanın, uçağın olmadığı, uyduların icad edilmediği bir dönemde nasıl bulunduğunu anlamakta epey zorlanmıştım. Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne intikal eden mirasın içerisinde Anadolu topraklarının her karışının detaylı haritalarının bulunduğunu, memleketin her köşesinden Türk Ordusu’nun haberdar olduğunu öğrendiğimde ise rahatlamıştım çocuk aklımla. Rahmetli Recep Amca’dan öğrendiğime göre, Atatürk de dehasını bu mirasla birleştirerek Kocatepe bölgesinde karar kılmıştı.
Atatürk ve silah arkadaşlarının düşmana taarruz niyetleri vardı ama, taarruzun nereden olacağı belli değildi. Taarruz için üç ihtimal bulunuyordu.
Birinci Bölge: Sakarya kuzey kolu ile Sivrihisar-Seyitgazi arasındaki bölgeden Eskişehir genel istikametinde taarruz (Porsuk Çayı vadisini takiben kuzey bölgesi.) Buradan yapılacak bir taarruzun Yunan kuvvetlerinin tali kısmına yöneltilmiş olacak, ancak Yunan askerlerinin büyük kısmının imhasını mümkün kılmayacaktı.
İkinci Bölge: Seyitgazi-Afyonkarahisar arasındaki bölgeden taarruz (merkez bölge). Bu bölgeden taarruz iki istikamette olabilecek. Birincisi Seyitgazi-Eskişehir istikametinde, ikincisi de Döğer istikametinde, Afyonkarahisar bölgesinde bulunanları kuşatacak şekildeydi. Bu bölgeden taarruzun da cephe taarruzu şeklinde olmaya mahkum olduğu ve Türk ordusunun buna gücünün yetmeyeceği kararına varıldı.
Üçüncü Bölge: Afyonkarahisar bölgesiydi ama konumu itibariyle bu bölge de iki kısım halinde incelendi ve araştırıldı. 1. kısım Afyonkarahisar kuzeydoğusu bölgesi, 2. kısım ise Afyonkarahisar güneybatısı bölgesi. 1. kısım, arazi açık ve gizlemeye müsait olmadığı gibi, gözetleme, ateş ve topçu mevzileri bakımından da uygun değildi. Buradan yapılacak bir taarruz Yunanların kuvvetli yerine çarpıp onları Afyonkarahisar-Uşak ana mihverinde itecekti. 2. kısımdan, yani Afyonkarahisar güney ve güneybatısından yapılacak taarruzla ise Yunan ordusunun büyük kısmının batıya çekilmeden kuşatılması ve imhası mümkün olacaktı. Yunan ordusunun en hassas yeri olan, İzmir-Afyonkarahisar ana stratejik ve ikmal yolu, en kısa zamanda ve en kısa istikametten kesilebilecekti. Böylece bütün Yunan kuvvetleri bir noktadan vurulacak kuvvetli bir darbe ile sarsılabilecekti. Koskoca cephe bir tek vuruşla üç parçaya bölünecekti. Bu suretle Yunan’ın derinlikte hazırladığı mevzilerde de tutunması güçleşebilecekti. Taarruz için Afyonkarahisar’ın Kocatepe bölgesi bu değerlendirmeler ışığında seçildi.
Destan destan içinde
Türk Ordusu’nun imanı ve cesareti ile Atatürk ve kurmaylarının askeri dehası Büyük Zafer Destanı’nı getirmişti. Ama bunun ardında da bir çok “destan” daha vardı. Çoğunluğunda “yokluk” ana kahraman idi.
Büyük Taarruz’un Kocatepe’den yapılması kararının ardından Türk Orduları Şuhut ilçesi Çakırözü köyünden Kocatepe’ye sevk edilmeye başlandı. Çakırözü köyünde değirmencilik yapan Mustafa Efendi’nin su değirmeninin yanına kurulan çadırda bir gün kalan Mustafa Kemal Paşa, Mustafa Efendi’nin eşi Şemsi Hanım’ın yaptığı yufka ile karnını doyurur, bölgedeki Ardıçlı çeşmesinin suyundan içiyordu. Bahsettiğimiz kişi Başkomutan ve TBMM Başkanı’dır dikkat ediniz. Annesinin ve babasının Mustafa Kemal Atatürk’e hizmet etme şerefini her zaman dile getiren 90 yaşını aşmış olan Sultan Hanım, annesinin kendisine anlattıklarını şöyle aktarır: ”Mustafa Kemal’in çadırı babamın değirmeninin yanına kurulunca, askerler de Kocatepe’ye çıkmaya başlamış. Annem değirmende öğütülen unlarla Paşamıza yufka yapıp, tavukların yumurtalarından kaynatarak karnını doyurmuş. Ortada yiyecek yok ki. Yufka ve kaynamış yumurta bile büyük bir nimet, misafirlere verilebilecek lüks bir yemek. Paşamız orada bulunan Ardıçlı çeşmesinin suyunu çok sevdiği için babam da o çeşmenin suyunu Paşamıza taşımış. Değirmenin yanında bulunan büyük bir ceviz ağacına da telsizler kurularak haberleşme sağlanmış. Bu büyük şahsiyete ne kadar minnet duysak azdır.”
O günlerden bu günlere… Emeği geçen herkes için duada bulunmak, kendimizin hesabını yapmak görevimiz olsa gerek…