Sezer Küçükkurt

MUKADDİME'DEN

Sezer Küçükkurt

“Kavak ile Kabak”ın hikayesini kaleme almıştık bu köşede. Oldukça ilgi gördüğünü bize yapılan dönüşlerden anladık. Kimisi siyasette, kimisi ticarette, kimisi de memuriyette birilerine yakıştırdı bu hikayeyi. Bizim camiadan da yakıştırmalarda bulunanlar oldu.
“Hedef gözetmeden”, “Mübarek günlerde iyi gider” mantığıyla yaptığımız alıntı okuyanların hoşuna gittiğine göre, “alıntı”larla devam edelim birkaç gün…
Geçenlerde katılma mutluluğunu yaşadığımız doyurucu bir entelektüel sohbetin ardından “İbn-i Haldun ve onun ölümsüz eseri Mukaddime”den tortular kaldı zihnimizde.
Bugün İbn-i Haldun ve Mukaddime’si ile devam edelim.
***
İbn-i Haldun’un Mukaddime isimli ölümsüz eseri dünyanın önde gelen bilgi kaynaklarından birisidir. Halil Kendir’in “Mukaddime” tercümesinde zenginlik ve servete genellikle başkalarına boyun eğip, yalakalık edenlerin sahip olduğunu anlatan bir bölüm bulunuyor.
İnsanın tabiatı gereği zenginlik ve servete yatkın olduğunu hepimiz yaşayarak görüyoruz. Oysa dinin, imanın, ahlakın, insanlığın gereğinin haksız yere boyun eğmemek, yalakalık yapmamak olduğunu da hepimiz biliyoruz.
Yüzyıllar ötesinden bugünlere uzanan ölümsüz “Mukaddime”den, İbni Haldun’un konuyla ilgili tespitlerini aktarmak istiyoruz bugün. İşte o tespitler:
“İnsanların elde ettiği kazanç, çalışma ve emeklerinin kıymetinden ibarettir. Fakat makam ve nüfuz sahibi olmak, servet elde etmekte etkilidir. Çünkü insanlar, kendilerine gelebilecek zararları uzaklaştırmak ve menfaat elde etmek için malları ve çalışmaları ile makam sahiplerine yaklaşmak ister. Aslında bu çabalar ve feda ettikleri mallar, zararlardan korunmak ve yeni menfaatler elde etmek amaçlarının bedelidir. Dolayısıyla bu bedeller, makam sahibinin kazancı haline dönüşür ve kısa sürede varlıklı biri haline gelir..
Bir şehir veya bölgedeki umranda yer alan derecelerin her birinin, kendisinden sonra gelen dereceye göre bir yaptırım gücü vardır. Aşağıdaki derecelerin her biri, kendisinin üzerindeki derecenin makam ve nüfuzundan yararlanmak ister. Böylece üstteki derecenin sahibi, kendi altındakilerden yararlandıkları ölçüde kazanç elde eder. Makamın etkisi genişse, ondan sağlanan kazanç da aynı şekilde bol olur.
Servet sahibi olsalar bile makam ve nüfuzdan yoksun olanlar, sadece çalışıp gayret ettikleri oranda kazanç elde eder. Böylece bütün bu hususlar, yani makam ve nüfuzun farklı derecelerde olduğu, zenginlik ve servet elde etmenin de makam ve nüfuza sahip olmakla bağlantılı olduğu sabit olunca, insanlara makam vermenin en büyük iyilik ve bağışlardan biri olduğu anlaşılır.
Ancak insanlara makam bağışlama durumunda olanlar, bunları sadece kendi elinin altında olanlara verir. Dolayısıyla, bu makamlar, üstün konumlarda bulunanların minneti olarak verilir. Onun için, bu makamlara talip olanlar, bunları verme durumunda olanlara boyun eğmek ve yalakalık yapmak zorundadır. Aksi takdirde bu makamlara sahip olamazlar.
İşte başkalarına boyun eğmenin ve yalakalık etmenin, zenginlik ve servet elde etmeyi sağlayacak bir makam sahibi olmanın yollarından biri olduğunu söylememizin sebebi budur. Zenginlik ve servet sahiplerinin çoğu bu karakterdedir. Onun için üstün ahlak ve kişilikle insanların çoğunun, her hangi bir makama sahip olmadıklarına, sadece kendi çalışmalarıyla kazanç elde ettiklerine, bu yüzden de fakirlik ve zorluk içine düştüklerine şahit oluyoruz.”
***
İbni Haldun’un yüzyıllar önce söylediklerini bugünlere uyarlayacak olursak, durumun hemen hemen hiç değişmediğini söylemek yanlış olmaz. Gerek ülke genelinde gerekse sosyal ve siyasi hayatta karşılaştığımız bütün olaylar, İbni Haldun’un tespit edip, ölümsüz eserinde yazıya döktüğü çerçevede cereyan etmiyor mu?
“Gelimli gidimli dünya, son ucu ölümlü dünya…” desek de, hepimiz insanız sonuçta.
İlahi nizam böyle… Hem de asırlardır… Haklısını haksızını, dikini yatsısını, omurgalısını omurgasızını, doğrusunu, eğrisini ayıklayacak bir şekilde…

Yazarın Diğer Yazıları