Dün bu köşede oda ve borsa seçimleri ile ilgili olarak kamuoyunda konuşulan konuları aktarmaya çalıştık sizlere. Ancak kulis bilgilerini aktarırken asıl söylemek istediklerimize sıra gelemedi. O nedenle bugün de seçimler konusunda birkaç kelime etmeye çalışacağız. Sivil toplum örgütlerinde neden görev alınması gerektiği ya da görev almaya talip olanların neler yapması gerektiğini kendi bakış açımızdan aktarmaya çalışacağız.
Oda ve Borsa seçimlerini toplum nezdinde, iş aleminde, ticaret erbapları arasında ya da şehrin siyasetinde bu kadar önemli kılan nedir? O görevlerde bulunanlarla konuştuğunuzda aldıkları görevler sayesinde kendileri için çok da öyle aman aman fayda sağlamadıklarını, umdukları kadar etkin bir görevle karşılaşmadıklarını söylerler. Buna rağmen seçim dönemlerinde kıyasıya bir rekabet yaşanır. Çoğu kişinin aklına “Madem o kadar önemli bir görev değil de bu mücadele neyin nesi?” sorusu gelir.
Oda ve Borsa seçimlerini bize göre önemli kılan kentin sanayi ve ticaret yaşamına yön verme, tabii bunun yanı sıra şehrin geleceğiyle ilgili, toplumun istikametiyle ilgili de belirleyici olma isteğidir.
Siyaset ve ekonominin iç içe yaşandığı ülkemizde bu seçimlerin bir diğer anlamı da siyaseten güçlenmek, siyasetin geleceği açısından adeta “potansiyel” olmak anlamına geliyor. Geçmişte ATSO’nun yönetim kademelerinden şehrin siyasetinde önemli noktalara gelen pek çok örnek bulunuyor. Şehir siyaseti için “potansiyeller” değerlendirilmeye başlandığında, önce sivil toplum kuruluşlarından, sivil toplum kuruluşları arasında da ticaret ve sanayi odalarından işe başlanıyor. Son dönemde bu gelenek biraz akamete uğramış gibi görünse de geleneğin tamamen yıkıldığını söylemek güç.
Bu noktadan hareketle seçimle gelinen noktaların önemsiz, faydasız olduğunu kimse iddia edemez. Oluşturulan meclisler, kurullar, belirlenen temsilciler toplumun önemli bir kesiminin onayından geçerek o görevlere gelmektedir. Gelinen görevler kendi yapısından kaynaklanan doğal önemleri taşıdığı gibi bir de onlara yüklenen önemler söz konusudur.
Peki, seçilmiş olmak görevin tamamlanması anlamına mı gelmektedir?
Elbette ki ki hayır. Dünyanın neresine bakarsak bakalım, sosyal politika üretmeyen kamu ya da özel kurumlar artık yok denecek kadar azdır. Çağdaş düzende toplum içerisinde göreve soyunan kişi ya da kurumların önceliği sosyal politikalar üretmek, bu projeleri hayata geçirmek ve toplum refahına katkı sağlamak olarak belirleniyor. Öyle “seçildik, iş bitti” anlayışı devri geçmişte kaldı.
Bu çerçeveden Afyonkarahisar’daki oda ve borsa seçimlerine bakmak gerekirse eğer; Aday olanlar sadece bilinen temsil ve oylama görevleri için değil, sadece orada bulunabilmek için değil, sosyal politikalarla ilgili, toplumun refahı ile ilgili, şehrin gelişimi ile ilgili görüş sahibi olarak o görevlere talip olmalıdırlar. Öyle ki, bu vizyonları ile Afyonkarahisar’a bir şeyler katabilmeli, hatta bu katkılarını ülke çapına yayabilmeliler. Aksi takdirde bu seçimler ve alınacak görevler “dostlar iş başında görsün” kabilinden, ya da siyaseten basamak olarak kullanma açısından değerlendirilirse hem kent açısından, hem sivil toplum kuruluşu açısından, hem de kişisel olarak büyük bir hataya düşülmüş olur.