Yeni eğitim ve öğretim yılına başlayacağız kısa süre içerisinde. Gerçi “eğitim ve öğretim” yılı tabiri eski zamanlarda kaldı değil mi? Artık sadece “Öğretim” kısmını kullanıyoruz.
Pek çok veli yeni öğretim yılına yaklaşırken “kayıt telaşı” yaşadı. Bu yıl 4+4+4 sisteminin getirdiği yeniliklerle birlikte kayıt telaşı daha yoğun bir atmosferde geçti veliler için.
Veliler, en yoğun performansı çocuklarını istedikleri okullara kaydettirebilmek için gösterdiler. Adrese dayalı nüfus sistemi temel alınarak hangi öğrencinin hangi okula gideceği sistem tarafından belli edilmiş olsa da evlatlarını geleceğini düşünen, daha iyi eğitimcilerin elinde şekillenmesini isteyen bir çok veli “bürokrasi hazretleri”ni aşmanın yollarını aradı, denedi günlerce.
Aşanların sayısı azımsanmayacak kadar çok. Aşamayanlar için de aynı değerlendirmede bulunabiliriz.
Okullara binlerce liralık bağışlarda bulunanlardan, kaydolmak istediği okulun çevresinden birkaç aylığına ev kiralayanlara kadar pek çok yolu denedi veliler. Tabi ki sorun evi kiralamakla hallolmadı. Telefon faturası, elektrik faturası gibi belgeler de temin edildi, usulünce.
Bu sorunun özünde de insanların çocuğuna iyi eğitim verebilme çabası yatıyor. Yoksul semtlerdeki okullar ile kısmen varlıklı semtlerdeki okullar arasındaki fark giderek açılırken, bu fark eğitimde kaliteyi de doğrudan etkiliyor. İnsanlar da kaliteli eğitimin peşine düşüyor haklı olarak.
***
Yanlış anlaşılmasın kimseyi suçluyor, hedef gösteriyor değiliz. Hoş, suçlamaya kalksak bu memlekette eğitimle uzaktan yakından ilişiği olan, öğrencisinden velisine, müstahdeminden, kantincisine hangimiz tamamen suçsuzuz ki?
Devlet okullarda yalnızca bina, su, elektrik, ısınma giderleri ile öğretmen maaşlarını karşıladığı için diğer bütün giderlerle ilgili kaynağı okulun yaratması gerekiyor. Bu gider kalemlerine temizlik ve güvenliğin yanı sıra sınıf araç gereçleri gibi temel kırtasiye ihtiyaçları ve okulun tüm bakım giderleri de dahil.
Düşünün bir kez, koca okul binasının değil de küçük bir evin ya da işyerinin aylık masrafları 1-2 bin lirayı bulurken, bir yılda bir okul için kaç para lazım? Bu para kimlerden çıkacak?
***
Neyse, tüm bu çabalara rağmen çocuklarını 40’ar, 50’şer kişilik sınıflara kaydettirmekten kurtulamadılar aileler. Olsun, istedikleri öğretmene düşmenin tesellisi ile oyalandılar yine de.
Oysa, iyi hatırlıyoruz. 1990’lı yıllarda ilimizde uzun yıllar Valilik görevinde bulunan Sayın Ahmet Özyurt’un en büyük övünç meselesi idi ilimizin derslik sıkıntısının sona erdirildiği.
3-5 yılda binlerce dersliğin devlet-vatandaş işbirliği ile hizmete alınması ve Afyonkarahisarlı öğrencilerin 60-70 kişilik sınıflardan, Avrupa standartlarına uygun bir şekilde 20-25 kişilik sınıflara kavuştuklarını anlatırdı dönemin Sayın Valisi, hep övünçle.
Bugünkü tabloda ise ne yazık ki yine 50-60 kişilik sınıflara mahkum öğrencilerimiz.
Öğretmen açığıyla ilgili rakamlarda da 15 yılı aşkın süredir gerileme var doğruyu söylemek gerekirse. Ama öğretmen eksiğimizin 4 haneli rakamlardan aşağı düştüğü de pek vaki değil.
Sistemi değiştiriyoruz, müfredatı, mevzuatı, binaların şeklini, kitapları, tabelaları, sıraları, tahtaları, kıyafetleri, gezi programlarını, vs. eğitimle ilgili pek çok şeyi değiştiriyoruz yıllardır. Yeni yeni okullar yapıyor, daha yenilerini yapmak için hazırlanıyoruz.
Ne yazık ki, öğrencilerin sınıflarda sıkış tepiş oturmasını, velilerle öğretmen ya da idarecilerin pazarlık yapmasını ve öğretmen eksiğimizi bir türlü değiştiremiyoruz.
Bu gidişle pek değiştirebileceğe benzemiyoruz.