Afyon Şeker Fabrikası’nın da aralarında bulunduğu şeker fabrikalarının özelliştirilmesine karşı koyan sendikaların kamuoyunu bu konuda bilinç-lendirmeye yönelik çabaları sürüyor. Bilindiği gibi Afyonkarahisar ekonomisi açısından büyük önem taşıyan Afyon Şeker Fabrikası’nın özelleştirilmesine toplumun büyük bir bölümü karşı. Üretimi özendirmeyen, istihdamı artırmayan, teknolojiyi geliştirme şartı getirmeyen bir şartname ile yapılan satışın “fabrikanın kapanması, üretimin durması” anlamına geldiğinden emin olan herkes özelleştirme kararından vaz geçilmesini bekliyor.
Tabii bu bekleyiş sırasında başta sendikalar olmak üzere sivil toplum kuruluşları da boş durmuyorlar. Gazeteniz Kocatepe’yi ziyaret eden Türk-İş İl Temsilcisi ve Demiryol-İş Sendikası Şube Başkanı Muharrem Uslu, Şeker-İş Sendikası Şube Başkanı Murat Karamoçu, Belediye-İş Sendikası Şube Başkanı Yücel Şahin ve Harb-İş Sendikası Şube Başkanı Nihat Koçak bize şeker pancarının feryadını ulaştırdılar.
Evet yanlış okumadınız. Şeker pancarı dile gelmiş ve yaşanan sıkıntıları anlatmış. Bir pancar, küçük miktarda toz şeker ve şeker pancarının mektubundan oluşan paketi başkanların elinden aldığımızda biz de şaşırdık doğrusu. “Pancar yoksa tarım yok, hayvancılık yok, çiftçi, işçi, nakliyeci, esnaf yok. Pancar yoksa yüzde 100 katma değer yok” yazılı kutunun içinden çıkan mektupta dile gelen şeker pancarı bakın içinde bulunduğumuz tabloyu nasıl çiziyor:
“Ben bir Şeker pancarıyım
Bakmayın böyle ufak tefek göründüğüme…
İçtiğiniz çayın kurduğunuz sofranın tadında ben varım…
Soluduğunuz havada kullandığınız ilaçta bile ben varım….
İnanmıyorsanız anlatayım;
-Türkiye için her yıl 2.5-3 milyar dolar yerli katma değer sağlayan benim.
-10 milyon insana iş ve ekmek kapısı olan benim.
-yem, gübre ,ilaç,maya ve kozmetik gibi onlarca sektörün ayakta kalmasını sağlayan yine benim.
-250 bin çiftçiye yerinde üretim imkanı sağlayarak köyden kente göçü önleyen yine benim.
-bioetanolü biliyor musunuz? Hani şu alternatif enerji arayışında en hızlı artışın yaşandığı kaynak,
işte o bioetanolün en verimli ve temiz hammaddesi benim..
-Ha unutmadan dedim ya soluduğunuz havada bile ben varım vallahi yalan değil. Ekili olduğum bir tarlada, aynı ölçüdeki çam ormanına kıyasla 3 kat daha fazla oksijen üreten benim.
Aslında kendimi övmeyi hiç sevmem. Çünkü boş başak dik durur.
Bilin ki bu anlattıklarım kibrimden değil çaresizliğimdendir.
Bugüne kadar hiç feryat ettiğimi duydunuz mu?
Günlerce toprağın altında kaldım. Dirgenlerle sökülüp, hoyratca kamyon kasalarına atıldım.
Lime lime doğrandım, kaynar kazanlara atıldım.
Yine de sesim çıkmadı.
Hep sizin için katlandım.
Çünkü hayatınıza kattığım tat beni mutlu et-meye yetti.
Ama şimdi sıra sizde … Çünkü beni yok et-meye çalışıyorlar .
Önce kota kota diyerek, yaşam alanımı daralttılar.
Benim yerime şu NBŞ dedikleri tatlandırıcıyı getiriyorlar.
Soruyorum size; hiç gerçeği ile sahtesi bir olur mu?
Hiç toprakta yetişenle laboratuarda üretilen bir olur mu?
Şimdi de işlendiğim şeker fabrikalarını satmaya çalışıyorlar.
Önce özelleştirip sonrada kapatacaklar. Oysa fabrika olmazsa üretim olmaz.
Üretim olmazsa istihdam olmaz.
Benim için sorun değil. Ben gider kendime başka topraklar bulurum.
Mesela Amerika’da beni “stratejik ürün” kapsamında değerlendiriyorlar.
El üstünde tutuyorlar .
Fransa’da öyle … Önce Şeker Fabrikalarını satmaya kalktılar.
Çok geçmedi yaptıkları hatayı anladılar. Şimdi kimselere vermiyorlar.
Ama ben Anadolu’yu seviyorum bu topraklara aitim. Bana sahip çıkın .
Çünkü bana sahip çıkmak Anadolu’ya sahip çıkmaktır.”
İşte şeker pancarının feryadı böyle… Öğrendiğimiz kadarıyla özelleştirmelerle ilgili Danıştay kararı önümüzdeki hafta belli olacak. Şeker Fabrikalarının özelleştirilmesi, ya da daha açık söyleyelim kapanması sürecinin akıbeti de böylece netlik kazanacak. Büyüklerimiz elbette iyisini bilirler ama, umarız şeker fabrikaları devletin, milletin öz malı olarak faaliyetlerini sürdürürler. Altın yumurtlayan bir tavuk göz göre göre yanlış politikalara kurban edilmez. Umarız….