Sezer Küçükkurt

Sabancı suikasti ve Afyon – Kocatepe Gazetesi

Sezer Küçükkurt

6 Şubat 2016 Cumartesi 11:55:35
 

Eskiden neredeyse her “şer” olaya, Afyonkarahisar olarak ucundan, kıyısından şöyle bir bulaşırdık. Bununla ilgili yerel basın arşivlerinde pek çok bilgi-belge mevcuttur. Şükür, şu günlerde bu kötü huyumuzdan vazgeçtik ya da kurtulduk gibi. Afyonkarahisar öyle asayiş olaylarıyla, şer işlerle anılan bir kent olmaktan uzaklaşır oldu…
***
“Hayırdır” dediğinizi duyar gibiyiz. Neden böyle başladığımızı izah edelim; malum, Özdemir Sabancı’yı İstanbul’daki Sabancı Holding binasında katlettikten sonra kayıplara karışan terörist İsmail Akkol yakalandı kısa süre önce. Oysa olayın üzerinden 20 sene geçmişti. İşte; bu suikast olayına da bulaşmıştık geçmişte, Afyonkarahisar olarak.
Nasıl mı? Hatırlayalım hep birlikte; “Nuriş” lakabıyla tanınan Nuri Ergin’in lideri olduğu Karagümrük çetesi üyeleri, 15 Şubat 1999’da Afyon Cezaevi’nde isyan başlatmıştı. Gardiyanları rehin alan çete üyeleri, Sabancı suikasti faillerinden Mustafa Duyar’ı öldürüp, örtülü ödenek dolandırıcısı Selçuk Parsadan’ı yaraladı. Dönemin Başbakan’ı Tansu Çiller’i dolandırmasıyla Türkiye’nin tanıdığı “milli dolandırıcı” Selçuk Parsadan da Afyon Cezaevi’ndeydi ve bu olaydan yaralı kurtarılmıştı. İsyan, dönemin Ceza ve Tutukevleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun ile Afyon Cumhuriyet Başsavcısı’nın Eskişehir Cezaevi’nde yatan Nuri Ergin’le bağlantı kurmasıyla sona ermişti. Ergin telefonla görüştüğü çete üyelerine verdiği talimatla isyanı bitirmişti. Olayla ilgili davada Ergin ile Duyar cinayetini işleyen üç adamı müebbet hapse mahkum olmuştu. Bu davada Duyar’ı öldürmeyi azmettirdiği iddialarını reddeden Ergin, daha sonra Uşak Cezaevi’nde başlattığı isyanda ilginç açıklamalar yapmıştı. Cezaevi penceresinden gazetecilere seslenen Nuri Ergin “Bu devlet bana Mustafa Duyar’ı öldürttü. Ben öldürttüm. Şimdi canlı söylüyorum”, kardeşi Vedat Ergin ise “Veli Küçük’ü arayın; beni sorun. Başka da bir şey demiyorum” demişti. Ergenekon davalarında da bu olaylar yeniden gündeme gelmişti.
***
İşte böyle… Sabancı suikastı olayına ismimiz böyle karışmıştı. O günlerin Afyonkarahisar’daki ulusal basın temsilcileri Salih Özkılınç, İbrahim Yüksel, Cafer Eser, Sait Karaduman, Mehmet Savaş, Necati Taşpınar ve Mesut Mercan son derece hareketli günler yaşamışlar, biz de yerel gazete muhabiri olarak o hareketli günlerin başka bir tanığı olmuştuk.
Yaygın basın organları temsilcilerinin cezaevi karşısındaki yüksek katlı evlerden daire kiralama niyetlerine bile şahit olmuştuk. Şimdi şehir içinde kalan cezaevinin Konya yolu üzerindeki yeni yerine taşınmasıyla ilgili kararı bu olayları hatırlayarak “yerinde” bulanlardanız. Lakin, taşınma işinde uzun zamandır bir gelişme yok ne yazık ki…

İstanbul Afyon’a uydu
Sayıları çok olmasa da birkaç hemşehrimizden şu cümleleri duyar olmuştuk son zamanlarda: “Yahu, başka şehirlerde bu uygulama yokken, bizde neden böyle? Bu kadar çok sela verilmesi doğru mu? Perşembe akşamı sela, Cuma sabahı sela, cumadan önce sela… Bizdeki uygulama mı yanlış, büyük şehirlerdeki mi? Oralarda neden bu kadar sela verilmiyor?” deniliyordu.
Yanlış anlaşılmasın, bunu söyleyenler dinle sorunu olan kimseler değil, bilakis abdestinde, namazında olan kişilerdi.
Dün öğrendik ki, İstanbul’da da Afyonkarahisar’a uyulmuş artık sela okunuşunda…
***
Şöyle diyor dünkü gazete haberleri:
İstanbul, Cuma selası geleneğine yeniden kavuştu. Diyanet İşleri, vatandaşlardan gelen yoğun talep üzerine, eskiden olduğu gibi Perşembe akşamları kentteki tüm selatin ve merkez camilerde, cumayı haber veren sela okunması geleneği yeniden başlatıldı. Sultanahmet, Fatih, Süleymaniye, Şehzade, Eyüp ve Mihrimah Sultan Camisi gibi İstanbul’un büyük camilerinde yatsı ezanından önce okunan selayı, vatandaşlar merakla dinledi. Bazı vatandaşlar ise yıllar sonra başlayan bu geleneğe şahitlik etmek için cami avlularında bekledi.Sela geleneği Türkler’de ilk kez Selçuklularla başladı. Osmanlılar döneminde özellikle Fatih Sultan Mehmet devrinde sela geleneği altın çağını yaşadı. 30 Kasım 1925’te tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla sela geleneği yeni nesillere aktarılamadı. 18 Temmuz 1932’de Arapça ezanın yasaklanması ve ibadet metinlerinin Türkçeleştirilmesi çalışmaları nedeniyle sela okunması da engellendi. Menderes döneminde, bu yasakların kaldırılmasıyla Anadolu’da sela tekrar başladı. Ancak İstanbul’da bu gelenek kesintiye uğramıştı. Anadolu’da oldukça yaygın olan Cuma selası, Müslümanlara Cuma’nın gelişini Perşembe akşamından haberdar etmek,o geceyi ibadetle geçirmeye davet ve Hz. Peygamber’e salavat getirme amacını taşıyor.”
***
İşte böyle, her zaman Anadolu İstanbul’a uyacak değil ya… Bazen İstanbul da Anadolu’ya uyacak…

Yazarın Diğer Yazıları