Afyonkarahisar şehir merkezindeki hava kirli-liği tehlike sinyalleri veriyor son günlerde.
Akşam saatlerinde penceresini açan Afyonlu içeriye geri nasıl kaçtığını bilemiyor adeta. Sokaklarda saat 18.00’den sonra gezmek imkansız gibi bir şey. Kesif duman, yoğun is insanların nefes almasını zorlaştırıyor. Zehir soluyoruz sanki.
Hava kirliliği oranları ile ilgili doyurucu, aydınlatıcı bir açıklamada bulunulmu-yor. Eskiden rutin halde yapılan kirlilik oranı bildirimleri artık unutuldu.
Gerçi, unutulmasa da insan genzi en iyi kirlilik ölçer galiba. Açıklanan rakamlar hava temiz dese de asıl gücenilir kaynak, sokakta gezenlerin genzi…
Her sene bahis konusu olan hava kirliliği ile ilgili sebepler az çok belli. Kalitesiz kömür kullanımı, araç yoğunluğu hemen ortaya konan bahaneler arasında.
Ancak hava kirliliği ile ilgili aklı erenlerin temel tespiti şehir merkezinin adeta bir çanak içerisinde kalan yapısı. Hıdırlık Tepesi, Keltepe ve devamında Kızılburuna’a kadar uzanan tepeler Afyonkarahisar’ın güneyi ile batısını bir sur gibi çeviriyor. Bu tepelerin oluşturduğu rüzgar seti şehir merkezinin üzerine çöreklenen hava kirlili-ğinin dağılmasını önlüyor.
Rahmetli Babam Şükrü Küçükkurt Keltepe konusunu defalarca gündeme getirmişti köşe yazılarında. Savunduğu bu fikre göre; Keltepe’de bundan 15-20 sene öncesine kadar doğal bir vadi vardı. Çavuşbaş’tan Mutalıp bölgesine geçilmesini sağlayan ve ancak çift küfeli bir eşeğin geçebileceği genişlikteki bu vadi şehir merkezi için adete bir baca vezfesi görüyordu. Şehir merkezinin üzerine çöreklenen is-duman bu bacadan gelen rüzgarlar ya da o yöne doğru olan esintiler sayesinde dağılabiliyordu. Keltepe’den Mutalıp’a giden yolun ıslahı sırasında bu doğal vadide dolgu yapıldı. Ne olduysa ondan sonra oldu. Şehir merkezindeki hava sirkülasyonunu sağlayan doğal yapı kaybolmuş oldu. Ve bizler hava kirliliğinden şikayet eder olduk.
Bu fikir defalarca dile getirildi. Hak verenler çok oldu ama ne yazık ki bu yönde adım atan olmadı o zamanlarda.
İki gün önce yerel gazetelerimizden Hisar Gazetesi’ndeki arkadaşlar konu hakkında yetkili-lerden görüş almışlar. Haberde yer aldığı kadarıyla bugünün yetkilileri hava kirliliğinin önlenmesi için aynen yıllar önce merhum Şükrü Küçükkurt’un savunduğu görüşleri savunuyorlar.
Haber metni şöyle:
İlimiz TÜİK’in hava kalitesi istatistiklerinde hep son sıralarda çıkarken AFJET ve doğalgazın bu kirliliğin önüne geçmek için yaptığı çalışmalarda bir işe yaramıyor. Yetkililer havamızdaki kirliliğin ana sebebinin ilimizin coğrafi yapısıyla ilgili olduğunu belirtiyor. İl Çevre ve Orman Müdürü Vekili Mehmet Tahan, ildeki kirliliğin, coğrafik yapısı gereği hava sirkülâsyonunun ve rüzgar akımının olmamasından kaynaklandığını söyledi. Tahan, merkezdeki çanak yapı hava dolaşımına izin vermezken Harbiş ve Ataköy gibi semtlerde havanın açık olduğunu belirtti. Tahan, sanayi tesislerinin kontrol altında olduğunu ancak ilimizdeki taşıt sayısının hızla arttığını ve otomobillerden hatırı sayılır bir egzoz emisyonu meydana geldiğini ekledi.
Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Güngör, ilin topografik yapısının rüzgâr akımına izin verme-diğini, bu nedenle şehirde kullanılan soba ve kalorifer dumanının şehrin üzerinde kaldığını söyledi. Çevre kurulu ve belediye tarafından kömür kontrollerinin sıkça yapıldığını ancak tamamen kaçağın önüne geçildiğine inanmadığını ifade eden Güngör; “Ucundan kenarından kaçak kullanıldığı düşüncesini taşıyorum” dedi.
Görüldüğü gibi yıllardır yapılan durum tespiti ile bugünün aklı erenlerinin durum tespiti tam manasıyla örtüşüyor. Hava sirkülasyonu sağlanamadığı için şehrin tepesine çöreklenen is ve duman insanların boğazını sıkıyor.
“Aklın yolu birdir” derler. Keltepe’deki doğal vadinin eskisinden daha derin bir şekilde açılması Hükümet ya da Belediye için çok zor olmasa gerekir. Elbette teknik konuda sıkıntılar varsa bunu anlayışla karşılayabiliriz. Ama teknik durum uygunsa Keltepe konusunun tekrar gündeme gelmesinde yarar var sanki…