Sezer Küçükkurt

Tutarsız – Kocatepe Gazetesi

Sezer Küçükkurt

26 Mart 2012 Pazartesi 03:00:00
  Hürriyet Gazetesi’nin cumartesi günkü bir sayfasının manşeti “Uludere Şehitleri” şeklindeydi. Uludere’de Türk savaş uçaklarının bombalayıp öldürdüğü ve kaçakçılık yaptıkları belirtilen vatandaşlarımızın cenaze töreninin fotoğrafıyla birlikte yayınlanan haberde, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in anlattığı, terör olaylarında ölen sivilleri de şehit kapsamına alan 19 maddelik yasa tasarısının ayrıntıları yer alıyordu.
Ama ne hazin ki, o fotoğraf bu yasanın daha doğarken özürlü oluşunun belgesi gibiydi. Uludere’de ölenlerin cenazeleri insanların omuzunda taşınırken üzerlerinde terör örgütünü simgeleyen örtüler konulmuştu. Şimdi devlet terör örgütünün sembolleri ile gömülenlerin şehit sayılmasına doğru adım atmak istiyordu.
Tabloyu görünce yürğemiz acıdı. Pek çok kişi de aynı görüşte birleşti. Bu tablo Türkiye Cumhuriyeti acısından son derece hazin bir tablo çünkü.
Yeni yasanın ayrıntılarını hepimiz gazetelerden ve televizyonlardan takip ettik. Hrant Dink ve bir çok Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının bu yasadan yararlanması gündemde. Bakalım sonu nereye varacak?
Bu tasarının insanların zihninde uyandırdığı infial iyi değerlendirilmeli. Öyle ki;
Eğer bu düzenleme gerçekleşirse, Türk Milleti’nin ve dinimizin en kutsal kavramlarından birisi olan şehitlik mertebesinin temellerine dinamit konulmuş olacaktır. Üzücü olaylarda ölenlerin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldukları tartışılmaz bir gerçektir. Bu millet onların da acısını yaşamıştır. Onların ölümleri de toplumda derin izler bırakmıştır. Ancak onlara “şehit” demek binlerce şehit ailesinin, Türk Milleti’nin geçmişine, geleceğine sövmek gibi olacaktır.
Sanki kutsal olan ne kadar değerimiz varsa, hepsiyle bir sorun varmışcasına davranmak kime yarar getirir ki? Türk Silahlı Kuvvetleri’nin terör örgütü ile aynı kefeye konması, Genelkurmay Başkanının terör örgütü yöneticiliği ile suçlanması gibi olaylar insanların zihnini bulandırmaktadır.
Tüm bunların üzerine Türk Silahlı Kuvetleri’nin bombaları ile ölenlere şehit denildiğinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nın sıfatının ne olacağını iyi düşünmek gerekir.
Uludere’de ölenlerin kaza eseri olduğu belirtilmektedir. Devlet bu vatandaşlarımıza ve ailelerine gereken önemi, ihtimamı göstermektedir. Bizzat Başbakan ve ailesi konunun takipçisidir. Bunların hepsi tamam da, ölümleri ile hepimizi üzen bu insanlara “şehit” sıfatı verildiğinde, onların ölümüne yol açan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sıfatı ne olacaktır?
Kanun çıktıktan sonra Türk Ordusu’na ne diyeceğiz, onun kazayla öldürdüklerine ne diyeceğiz, yurdun bütünlüğü ve devletin geleceği için ölen ya da öldürülenlere ne diyeceğiz?
Terör örgütünün bombaları ile, kurşunları ile can verenlere şehit diyemezken, dağda öldürülenlere şehit demenin izahı nasıl olur?
At izi, it izine karışacak gibi görünüyor.
Hürriyet Gazetesi’nin haberi ile başladık, Milliyet’in bir başka haberi ile konuyu bağlayalım. Dünkü Milliyet Gazetesi’nde “Şehit eşinin kundaktaki bebeğiyle hukuk zaferi” başlıklı bir haber vardı. İzmir’de eğitim uçuşu sırasında evlerin üzerine düşmek üzeyken uçağın yönünü son anda değiştirerek denize çakılan Şehit Pilot Yüzbaşı Hasan Öztürk’ün eşi Hacer Öztürk’ün 4 aylık bebeğiyle Milli Eğitim Bakanlığı’na karşı verdiği hukuk mücadelesi zaferle sunçlanmış.
Peki, şehit eşi Hacer Öztürk neden hukuk mücadelesi vermiş? Öğretmen olan Hacer Öztürk eşi şehit olduğu için ailesinin memleketi olan Aydın’ın Nazilli ilçesine taşinini istemiş. Milli Eğitim ise şehit pilot “terör şehidi” olmadığı için bu atamayı yapamayacağını bildirmiş. Hukuk mücadelesi bunun üzerine başlamış ve hamile şehit eşi bebeğini doğurduktan sonra da adliye koridorlarını arşınlamayı sürdürmüş.
O tarafa öyle, bu tarafa böyle… Nereden baksanız tutarsız, nereden baksanız yanlış. Bakalım sonu nereye varacak?

Yazarın Diğer Yazıları