Sezer Küçükkurt

Vahim – Kocatepe Gazetesi

Sezer Küçükkurt

10 Ocak 2012 Salı 02:00:00
  Son on günlük süreçte malum acısını yaşarken Türkiye gündemindeki olaylardan uzak kalmıştık. Biriken gazetelere göz gezdirdiğimizde gözümüzün önünde canlanan Türkiye manzarası karşısında az daha küçük dilimizi yutuyorduk desek yeridir.
Suriye sınırında savaş uçaklarımızın terörist zannıyla bombaladığı 35 kaçakçı ölmüş, ortalık ayağa kalkmıştı. Hemen akabinde ise eski Genel Kurmay Başkanı hemşehrimiz İlker Başbuğ darbe suçlamaları ile “terörist” sıfatıyla cezaevine konulmuştu.
Sizce bu manzara, insanın küçük dilini yutması için yeterli bi manzara değil midir?
Gündemi sonradan yakalamanın verdiği ranatsızlıkla gazetelere göz atarken aklımıza takılan soruları not aldık. Bu sorulara cevap vermekte çok zorlandık. Aslında cevap vermekte değil de, doyurucu cevap vermekte zorlandığımız söylemek daha doğru olur galiba.
Biz soruları buraya sıralayalım, bir de siz deneyin cevap bulmayı. Beceriksizlik bizde mi yoksa gerçekten zor cevaplar mı, hep beraber karar verelim.
Eskiden “Heronlar gösteriyor ama teröristler vurulmuyor” diye eleştiride bulunuluyordu. Bu kez Heronların gösterdiği hedefler, kimlik kont-rolü yapma fırsatı olmadan vuruldu. Ve bu hazin tablo ortaya çıktı. Kendimizi orada görev yapan askerlerin, Heron’dan görüntüyü alan görevlinin, ya da “vur” emrini vermekle görevli olan subayın yerine koysak… Ne yapardık acaba?
Türkiye Cumhuriyeti’nin eski Genel Kurmay Başkanı’nın “terörist” suçlamasıyla tutuklanıp, cezaevine konulduğunu, Türkiye’de 50 generalin şu an ceza evinde olduğunu göz ününde bulundurup… İkinci Dünya Savaşı sonrasında her iki ülkenin de yıkılması sonrasında, Almanya ve Japonya’da bu kadar çok subayın yargılanmadığını göz önüne aldığımızda… Biz mi çok hassas ya da demokratız, yoksa Almanya ve Japonya’da mı bir sakatlık var diye sorabilirmiyiz?
Bu arada Cumhurbaşkanı Abdullah Gül kamoyu vicdanında derin yaralar açan milletve-kili maaş zamlarını veto etmiş. Bu kadar karışık gündem içinde bu konu olumlu bir gelişme olarak dikkatleri çekmiş. Peki, bu veto ile zam teklifini gündeme getirenlerin zihinlerinde yatan fikirler, zam isteğinin ardında yatan niyetler, milletvekillerinin olaylara bakış açısı değişmiş mi olmaktadır?
Ölen 35 kişinin sorumluluğu ortada kaldı, kimse kolay kolay bu vebali üstlenecek gibi görülmüyor. Birileri tarafından “Siz adam öldürmeyi iyi bilirsiniz” suçlamalarına maruz kalırsak vereceğimiz cevap ne olabilir ki?
Yıllardır kaçakçılık olaylarıyla ilgili gerek TBMM tarafından, gerekse devletin diğer birimleri tarafından onlarca araştırma yapılmasına, çözüm yolları defalarca belirlenmiş olmasınn rağmen halen çözümden çok uzak olmamızın gerekçesi nasıl anlatılabilir ki?
Suriye sınırında yaşanan olay, Afyonkarahisar’da, örneğin Damlalı boğazı civarında yaşanmış olsaydı, (Allah korusun) bugün yaptığımız yorumlar ne kadar değişiklik gösterirdi? İnsanların şimdi yer aldığı yorum safları değişir miydi?
Onar, yirmişer şehit verdiğimiz günlerde Türkiye’nin bu bölgelerinde yer yerinden oynamış, tepkiler sele dönüşüp günlerce sürmüştü. Bugün 35 kişinin ölümünü şova çevirenler o günlerde ne yapıyorlardı hatırlayan kaldı mı ki? Ya da kaymakam dövmeyi düşünenler çıkmış mıydı o zamanlar?
Aynı zaman diliminde “Türkiye bölünmüştür” diyen, ya da Kürtçe eğitime karşı çıktığı için görevdeki Genel Kurmay Başkanı’na, “Bizim için onbaşıdan farklı değilsin” diye hakaret edebilen olmuş muydu?
Ya devlet başa, ya kuzgun leşe sözü neyi anlatır, bu tabirle neye işaret edilir, hangi dönemler için söylenmiştir, bilen kaldı mı ki?
Kafalar çok karışık, olaylar çok vahim…

Yazarın Diğer Yazıları