Sezer Küçükkurt

YUNAN MEZALİMİ HAKKINDA ACI DOLU HATIRALAR -1

Sezer Küçükkurt

Yunanlıların işgal ettikleri yerlerdeki zulüm ve vahşette takip ettikleri yolu, Öğüt gazetesi 1920 yılında şöyle açıklanmıştır:1
“Yunanlılar ilk girdikleri yerde gayet yumuşak davranırlar, halkın işiyle gücüyle uğraşmasını; hiç kimsenin burnu kanamayacağını ilan ederler. Bir iki gün devriyeler sokaklarda önlerine bakarak geçerler. Halk zanneder ki refah devri başlamıştır. Ama; birkaç gün sonra silah toplanmaya başlanır. Şüphesiz ki bu da onun hakkıdır, kendisini emniyet altına almaya çalışıyor denilir. Bu işte bitti mi sıra aklı başında olan, önayak olacak olan aydın ve değerli kişilerin fesatçı, kışkırtıcı şüpheli adlarıyla tutuklanıp uzak yerlere sürülmelerine gelir. Bundan sonra türlü bahanelerle zenginler tutuklanarak beşer onar bin lira rüşvetle tekrar bırakılır. Bundan sonra da halka satır atmaya başlanır. Evvela bir iki çiftlik soyulur. Sonra bahçelerde teker teker adamlar öldürülür. Daha sonra köylere ve caddelerden geçenlere saldırılır. Nihayet sıra şehre gelir. İşte İzmir’de, Manisa’da, Aydın’da, Balıkesir’de her yerde yapılan bunlar.”
Millî Mücadele kahramanlarından Afyonkarahisarlı Salih Kesri işgal günlerini şöyle anlatır:
“335 yılı başında esaretten dönüşle Afyon’a geldim. Bir de ne göreyim? Bu doğum yerimde İngiliz, Fransız ve İtalyanlar tarafından işgal edilmiş, herkesin eli böğründe, boyunlar bükük, istiklâlinden ve istikbalinden ümitleri kesik ve tam bir ümitsizlik içinde sanki: can çekişiyor, elim bir vaziyet… bir de Ermenilerin, o yüzlerce yıldır koyunlarımızda beslediğimiz yılanların sağa sola sarkıntılıkları ve yanlarına aldıkları bir Fransız, bir İngiliz ve bir İtalyan neferleriyle güya silah aramak bahanesiyle Türk evlerine girmeleri ve ticarethaneleri basmaları ve türlü hakaret ve milli onuru kırmakta devamları sona varmıyordur…
İşgal kuvvetleri kumandanı ve Ermeni murahhasıle başbaşa ve elbirliği ile Türk ahalisine saldırıyor ve elinden gelen her türlü kötülüğü yapıyordu…” 2
Süleyman Gönçer, hatıratında 29 Ağustos 1922’de Afyon’a girerken gördüğü manzarayı şöyle tasvir eder: “gece yarısına doğru Afyon’a yaklaşıyoruz… Duman ve yanık kokuları. Sağımızda yanık evler… Eyvah diyoruz düşman şehri yakmış olmalı. …Bu gördüğümüz Hamidiye Mahallesi ile istasyon civarları ve çarşıdan bir kısmı yanmış. Kahraman askerimiz yetişip yangını bastırmış… Akviran köyü yanık evleri, yıkık minaresiyle kimsesiz ve sessiz…”3
Afyonkarahisar’ında Bir Gezinti4
“Afyonkarahisarımızı görmeden, oraya ait ihtisâsatımı tespit etmeden Bursa’ya geçmeyi münasip gördüm. Önünden bir rüzgâr gibi geçtiğimiz yerlerde, köylüler, düşman tahribatının (yıkımının) bir buçuk seneye yakın bir zamandır geçirdikleri kâbusun dehşetiyle gerilen sinirlerini yatıştırmağa çalışıyorlar. Yollarda harp kalıntılarından bazen tek bir matara, boş kovanlar, kırık kasatura ve sairlere rast geliyorduk. Bunları ben ve arkadaşlar birer hatıra diye topluyoruz.
İzmir İstasyonu’na doğru yol almağa başladım. Manzara, evvela kırık camlar, yarım binalardan başlayarak ilerledikçe bir harabe hali almağa başladı. İstasyon binası tamamen bomba ile atılmış, oteller, Hamidiye, Mecidiye Mahalleleri baştanbaşa yakılmıştı. Darü’l-Muallimin filan birkaç bina kurtulmuş, on iki vagon ahşap kısımları yanmış bir halde. Bir lokomotif bozuk olarak elde edilmiştir. Fakat az bir tamirle tekrar kullanılabilecektir.
Sonra Hükümetten yukarı çarşıya çıktım. Buradaki dükkânların birçoğu yanarak kül olmuş, sonradan öğrendiğime göre bunlar Yunan işgali altında iken zuhur eden bir yangında kurban gitmiştir.
Evvela işgal esnasında reva görülen mezalimden bahsedeyim:
Memlekette o sene ne kadar yün, tiftik, buğday ve sair mahsul varsa gasp ederek kaldırdıkları gibi, geçen senelerden kalan depolarda mevcut eşya ve hubûbâtı da götürmüşler, evleri, dükkânları basarak, yataklardaki yünlere, sandıklardaki elbise ve kumaşlara varıncaya kadar gasp etmişlerdir. Bunu kısmen bir şekle bağlamak istemişler, Yunanlılarla müştereken tesis ettikleri Şark Halı Kumpanyası namına yapmışlar ve parasını öder gibi görünmüşlerse de hakikatte beş para vermemişlerdir. Hatta camilerdeki halılar, kilimler bile bu vesile ile toplatılmıştır. Fakat zavallı halkın feryat ve şikâyeti o kadar ayyûka çıkmış ki, artık Yunanlılar bile kendisini tutamamışlar ve bunları İzmir’e yollamışlardır.
Etrafta ve merkezde hemen hemen hayvan kalmamış gibidir. Küçük[baş] keçi, koyun; beygir olmak üzere gasp olunan hayvanların sayısı 600.000 civarındadır. Taarruz esnasında Yunanlıların ruh hallerine dair yaptığım bir incelemeye göre daha Sakarya Harbi’nde düşmanın manevi güçleri tamamen kırılmıştır. Şehirde Yunan temsilcisi olan bir ihtiyar Palikarya (Rum), ordumuz tarafından takip edilmiş olsaydılar, Yunanlıların daha o zaman bozguna uğrayacağını itiraftan çekinmemiştir. Çünkü Venizelos-Kostantin taraftarları arasındaki ihtilaf son dereceyi bulmuş, siyasi çekişmelerden dolayı birbirlerini öldüren subaylar bile görülmüştür. Fakat buna rağmen Yunanlılar Afyon’u, Verdun, Namur, Liyej gibi bir hale koymağa çok çalışmışlardır.
Ancak Yunan ordusu çözülmüş, bozgun başlamış, işte asıl o zaman Yunanlıların bütün vahşet damarları kabarmış…
Yağma etmedik İslam dükkânı, eşyasını soymadık Türk evi, bırakmamışlardır. Civardaki Deper köyünün ahalisini tamamen kurşuna dizmişler, 160 evli Sülümenli’nin yarısından fazla bir kısmını yakmışlar… Kuva-yı külliyeleri (bütün kuvvetleri) çekildikten sonra şehrin iki başına tahrip müfrezeleri yerleştirmişler, fakat ordumuzun süratle gelmesi ve halkımızın rehberliği sayesinde saklandıkları yerlerde savaşılarak mahv ve yok edilmişlerdir. Bu yangın tertibatı için emir veren, sonradan Altıntaş-Dumlupınar muharebesinde General Trikopis ile birlikte esir edilen General Dimeris’tir. Hüseyin Fikri”
“Yunanlılar Aziziye’ye geldikleri zaman ilk evvela ahaliden ekmek, arpa, şeker ve et istediler. Yunanlılar, ahalinin nezdinde bulunan bu nev’i erzak ve hayvanâtın yarısını istedikleri halde benim tavassutum üzerine bu miktar tenkîs edildi (daha az olarak verildi).
Ondan sonra Belediye Reisi’nin koyunlarını aldılar, Hisar’a götürdüler. Kendilerine müracaat ederek yaptıkları muamelenin ayıp olduğunu söyleyerek koyunları sahibine iade ettirdim. Aziziye ahalisinin namuskâr olduğuna dair Yunanlılar bize bir vesika verdi. Diğer Yunan kıtaları geldiği zaman burada Kemaliyelerden kim vardır? diye sordular: “İşte ben Kemali’yim! dedim. Kemal İzmir’i bir alsa kendisine tapınacağım!” Sonradan Türk askeri gelerek Yunanlılarla muharebe ettiler ve 28 kişi telef ederek 7 esir aldılar. Bununu arkasından yine başka Yunan bölüğü geldi. Hükümet Konağı’na ahaliden 424 kişiyi hapsettiler. Bunları top ve gaz ile imha etmek istediler. Ben bunu iştir işitmez bölük komutanına gittim; ağlayarak çok yalvardım ve dedim ki: “İlk olarak beni öldürünüz, sonra onları!” ve mahpusları alarak evlerine götürdüm. Bunlardan üç dört kişiyi öldürdüklerini ve birkaç harmanı yaktıklarını haber aldım. Müftü ile Abdül Ağa ve muhtarların Yunanlılar tarafından götürüldüklerini söylediler. Hemen bir araba ile Pîri Beyli’de karargâh komutanına yetiştim. Çok rica ederek ikisini kurtarabildim. Diğerlerini bölük komutanı iki güne kadar geriye göndereceğini söyledi.
30 Teşrin-i evvel 921
Rahip Vasileos Panayotis”5
(Devamı Yarın)

KAYNAKÇA
1 Öğüt (Konya), gazetesi, 26 Eylül 1920’den nakil: Teoman Ergül, Kurtuluş Savaşında Manisa (1919-1920), İzmir 1991, s. 190-191.
2 Salih Kesri, “Acı Günlerimizden”, Taşpınar, nr. 31, 9 Mayıs 1935, s. 122,124.
3 Süleyman Gönçer, “Kurtuluşumuzun Hikayesi”, Taşpınar, nr. 22, 27 Ağustos 1934, s. 184.
4 İkdam Gazetesi’den naklen AYZV., s. 132-134.
5 Orta Anadolu’da Yunan Mezalimi, III. kısım, Garp Cephesi Erkan-ı Harbiyesi İkinci Şubesi Neşriyatı, cüz:3, İstanbul 1337, s. 2.

Yazarın Diğer Yazıları