Bugün milli günlere olduğu gibi dini günlere ilginin az oluşu da tartışma konusudur. Her dini bayramda “tatil mi, ziyaret mi” ikilemi yaşıyor insanlar.
İlimizde ise Zafer Haftası’nın ardından kutlamalara katılımın azlığı ve çokluğunu tartışıyoruz şu günlerde.
“Zafer Haftası ruhuna uygun kutlanmıyor. Düzenlenen törenlere vatandaşın katılımı çok az. Yapılan törenler protokolün katılımıyla günü savmaktan, bir formaliteyi yerine getirmekten öteye geçemiyor” görüşünü savunanlar bir yanda.
“Zafer Haftası’nı yeme-içme bayramı haline dönüştürdük. Protokol birbirini ağırlıyor, üç-beş çelenk sunuyor işte o kadar” diyerek eleştirileri sertleştirenler de var.
“Zafer Haftası olması gerektiği şekilde kutlanı-yor. Zafer’in birinci yıldönümünden bu yana anma ve kutlama törenleri nasıl yapılageldiyse, üzerine eklenerek, geliştirebildiği kadar geliştirilerek bugün de öyle yapılıyor. Halkın katılımı yeterli düzeyde. Vatandaş katılımının az olduğunu savunanlar törenlerde nasıl bir yol izlenmesi gerektiğiyle ilgili alternatif üretemiyor. Törenleri eleştirenler ne yapılması gerektiğini de söylemeli, fikir üretmeliler” diyenler diğer yanda yer alıyor.
Törenlerin protokol mensupları arasına sıkışıp kaldığı görüşünü haklı buluyoruz. Ama şunu da kabul etmek gerekir ki törenlere katılmak isteyen hiç bir vatandaşa engel olan yok. Törenlere katılımın azlığı vatandaşın kendi tercihinden kaynaklanıyor. Bunun sebebini törenlerin vatandaşı cezbetmemesi olarak açıklayanlara “Tamam da ne yapılmalı, vatandaş nasıl cezbedilmeli?” diye sorulduğunda herkesi bi düşünce alıyor. Cevap gelmiyor. Oysa ki düzenlenen konserlerde alanları dolduran binlerce kişiye bakmak bizce yeterli.
Şehitlerimizin aziz hatırasının yaşatıldığı şehitliklerdeki törenlerde saygı duruşunda bulunulduğu gibi, dileyen şehitlerin ruhuna duada da bulunabiliyor. Şehitliklere sunulan çiçekler törenlere görsel bir zenginlik katmaktan başka bir amaç gütmüyor.
Bizce anma ve kutlama törenlerinde eksik olan zamanın ruhuna hitap edecek ögelerden yoksun olunmasıdır.
Günümüzde olayları anlatmanın, toplumu yönlendirmenin yolu medyadan geçiyor. Biz şanlı bir destanı anlatmak için yığınları dağ-tepe dolaştırıp, “Buralarda şöyle savaştık, böyle kahramanlarımız vardı” diye anlatma çabasında iken Batılılar 15 günlük bir askeri operasyonlarının ardından bir kaç tane “kahramanlık” filmi çeviriyorlar. Kocatepe turu için 5 TL’yi çok gören bizler ise sinema gişelerinde bu filmler için çok daha fazlasını ödemekten, hem de ailece ödemekten gocunmuyoruz.
Bugün bizim neslimiz dahil, arkadan gelenler Batı kültürünün yarattığı kahramanlarla, Batı’nın tarihi kişilikleri ile iç içeler. Sorsanız Batı’nın tarihi kişilerinden Kral Artur’u, Vilyım Volus’u, Şekspir’i, Bili Kit’i bilmeyen çıkmaz.
Adına anma törenleri düzenlediğimiz Hoca Şükrü Çelikalay’ı, Bayburtlu Yüzbaşı Agah Efendi’yi, Albay Reşat Çiğiltepe’yi, Yıldırım Kemal’i, Tokuşlarlı Haydar Ağa’yı, Giresunlular Alayı’nı ve bunun benzerlerini tanıyan sayısı sizce kaç olur?
Eski Cüneyt Arkın filmleri gibi değil, gerçekten sanatın hakkını vererek, sinema teknolojisinin yeniliklerinden faydalanılarak hazırlanacak Kurtuluş Savaşı’ndaki bir kahramanlığı anlatacak filmi Afyonkarahisar’da tarihi gerçek mekanlarda çek-seniz ilgi sizce nasıl olur?
Hatırlayın Arog’un çekimlerini Afyonkarahisar kaç ay gündemde kalmıştı. İnsanlar hala filmin çe-kildiği yerleri gezmeye gidiyorlar.
Ünlü sanatçıların oynadığı bir Yıldırım Kemal filmi çekilebilse… Zafer Haftası’nda sanatçılara bir geceleğine harcanan milyarlar, ilçelerde, beldelerde boşa savrulan festival paraları bir araya getirilebilse… Bu filmin galası ünlülerin katılımı ile Zafer Haftası’nda Afyonkarahisar’da yapılsa… Bu ünlü oyuncularla birlikte binlerce şehidimizin tespit edilebilen torunları Türkiye’nin dört bir yanında Afyonkarahisar’a, “Cumhuriyet’in kazanıldığı topraklar”a gelebilse… Hele bir de devlet ricalinin katılımı sağlanabilse…
Her yıl Kurtuluş Savaşı’nın başka bir kahramanlık öyküsü, dramı ya da stratejik kararı bu şekilde kayıt altına alınabilse…
Ortaya hem önemli bir eserler zinciri konulur. Hem de arzu edilen “halk katılımı” bir nebze olsun sağlanır. Gençlerimizin “yabancı kahraman” arayışı da belki bir nihayet bulur.
Bakınız TRT’nin yıllar önce gerçek mekanlarda çektiği Kurtuluş dizisi, Osmancık dizisi hala televizyonlarda reyting alabiliyor.
Bizim bu söylediklerimiz sadece fikir jimnastiği. Tüm bunlar yapılırken, bugüne kadar olageldiği şekilde protokol etkinliklerinin yapılmasına da kimse karşı çıkmayacaktır sanırız.
Son söz olarak “Kutlamalara vatandaş katılımı az” eleştirisinde bulunanlara bir soru yöneltmek isteriz: Eğer ki görevleri, konumları bu törenlere katılmayı gerektirmese, eleştiri sahiplerinden kaçı Zafer Haftası kutlamalarına ya da diğer bayram kutlamalarına katılırlardı? Ya da bu yaşın sahibi olmuş eleştiri sahipleri, görevleri mecbur kılmadan önce kaç Zafer Haftası’na katılmışlardır?