Türkiye ayakta, Afyonkarahisar ayakta. Terörü lanet ve protesto eylemleri ardı ardına devam ediyor. Bu eylemlerin hepsine can-ı gönülden destek vermekle birlikte, parça parça, birbirinden uzak, kopuk eylemlerin amaca hizmet etmekten çok, Türkiye’nin parçalı bir yapıya sahip olduğunu anlatanların ekmeğine yağ sürdüğünü düşünü-yoruz.
Sessiz kalamayız, öfkemizi haykırmalıyız. Ama bunu yaparken tek ses, tek yürek, tek vücut olduğumuzu ispatlarcasına davranmalıyız. Öfke eylemlerinin “gençlik heyecanı” gibi algılanmasına meydan vermemeliyiz.
Türkiye ne zaman titreyip kendine gelmeye kalksa ezeli düşmanları hep yaralı bacağına saldırıyorlar. Kabuk tutmaya yüz tutan yarasını sıktırıp, sıkılı yumruklarının gevşemesine neden oluyorlar.
Terör örgütünün en kanlı cinayetlerinin listeleri gazetelerde yayınlandı, televizyonlarda söylendi. Dikkatinizi çektiyse eğer kanlı eylemlerin seyri 1990’lı yıllarda hız kazanmışken, 1995 geçilip, 2000’li yıllara doğru gelindiğinde yavaşlıyor. Hatta yok denecek kadar az seviyeye iniyor. Sonrasında “yüz bulan” terör yine kan akıtmaya hız veriyor. Onlarca şehidin verildiği baskınlar, saldırılar ardı ardına geliyor. 2005 yılından sonra Mehmetçikler ardı ardına kara toprağa uğurlanmaya başlıyor.
Sayıları on binle ifade edilen bölücü eşkiyalar 1990’larda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin amansız mücadelesi ile inlerine çekilmek zorunda bırakılmıştı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin dünya tarihinde “gerilla taktiği” olarak anılan saldırılara karşı zafer kazanan tek düzenli ordu olduğu defalarca ilan edilmişti. Bu yöndeki manşetler, yazılar hala hafızalarımızda. Ama şimdi. Neredeyse bir yılı aşkın süredir Irak’a girip hainleri inlerinde vurup vurmamamız tartışılıyor. Aylarca bomba yağdırdığımız dağlardan tepelerden Mehmetlerimize ölüm kusulu-yor. Türk Milleti İran’ın Kandil dağında yaptığı, aynı örgütün bir başka kanadının nefesini kestiği operasyonları gıpta ile izliyor. “Biz neden yapamıyoruz” diye sormaktan geri duramıyor.
“Dışardakileri temizlesek ne olacak, asıl bataklık sınırlarımızın içinde” görüşüne de hak vermek gerekiyor. İyi ama, on yıl önce içerdeki bataklığı kurutup, gözünü dışarıya çeviren, karşısında düzenli bir ordu olmamasına rağmen zafer kazanan dünyanın tek ordusu bizim ordumuz değil miydi?
On yıl önce bu başarıyı gösteren ordumuz şimdi neden karakollarda bekleyip, kendini avlatıyor?
Bir arkadaşımızın önerisini aktaralım: “81 ilden 1000’er gönüllü toplanacak. 81 bin kişilik gönüllü ordusu önde, Türk Silahlı Kuvvetleri arkasında karış karış topraklarımızı temizleyeceğiz. Adeta süpüreceğiz. Bakalım geride ne kalacak?”
Elbette bu uygulaması imkansız bir teklif ama insanımızın samimiyetinin göstergesi. Bize göre bunlara hiç gerek yok. Bu süpürme işini daha önce yapan Türk Silahlı Kuvvetleri yine yapacak güce sahip. Beklenen bir şeyler var ama anlamakta zorlanıyoruz. Umarız daha fazla beklenmez. 15 yıl önceki zafer yeniden Türk Milletine armağan edilir…