Gün geçmiyor ki, “Torbacılar yakalandı”, “Uyuşturucu kaçakçılarına geçit yok” başlıklı haberler gündeme gelmesin Afyonkarahisar’ımızda.
İlimizin ismi “Afyon” olmasına rağmen Afyonkarahisar’da bu kadar çok “madde” bolluğu olduğu bilinmezdi. Polisin Jandarmanın ardı ardına gelen operasyonları dikkatleri bu yöne celbetti. Uyuşturucuya göz açtırmayan emniyet, zehirli maddelerin içeriklerini ve etkilerini ortaya koyan bir rapor hazırladı. Bonzainin beyinde en çok hasara yol açan sentetik esrar olduğu belirtilen raporda, her iki zehirli maddeden birinin bonzai olduğu açıklandı.
Son yılların en tehlikeli uyuşturucu maddesi bonzai ile ilk defa 2010 yılında ilk karşılaşan Türkiye, son zamanlarda adını yeni duyduğu birçok maddeyle mücadelesini sürdürüyor
Emniyet Genel Müdürlüğü Uyuşturucu ile Mücadele Daire Başkanlığı, “Sentetik Kannabinoidler” adlı bir rapor hazırlayarak, bonzainin nasıl üretildiği, hangi maddelerle etkisinin arttırıldığı ve üreticilerin, bonzai’ye farklı kod isimler vererek piyasaya sürüldüğünü ortaya çıkardı. 2008-2016 yılları arasında tespit edilen 383 yeni uyuşturucu maddenin 142 tanesinin bonzai olduğu tespit edildi.
Raporda, Sentetik ‘kannabinoid’i bir diğer adı ile bonzainin yapılışı tanımlandı. Sentetik kannabinoidler, saf halde, katı veya yağ olarak elde edilmiş maddeler, bir çözücü (genellikle aseton) yardımı ile çözüldükten sonra, çeşitli bitki parçalarına emdirmek, püskürtmek veya damlatmak suretiyle bitkiymiş gibi görünüm veriliyor. Üretim aşamasının tamamlanmasının ardından sentezleyen kişi, müzik grupları, ilaç firmaları gibi kod ismi veriliyor. Bunlardan bazıları, Sentezleyen kişi/kurum isimi, JWH: John W. Huffman, AM: Alexandros Makriyannis, HU: Hebrew University, Müzik grupları isimleri, 2NE1, AKB48, STS135, XLR-11, BB-22, kimyasal isimleri ise, QUPIC (PB-22), AB-FUBINACA, AB-PINACA gibi ifadelerle kodlanıyor.
Ülkemizde tedavi gören kişilerin kullandığı uyuşturucu maddesine göre, ilk sırada ‘opiyat’ maddesi geldi. Opiyat, morfinin içinde bulunan yaklaşık 20 opiuim alkoloid yer almakta olduğu papaver somniferum adı verilen opium, haşhaş çiçeğinin suyundan elde edilen etkili bir uyuşturucu madde. İkinci sırada ise, yüzde 15,81 ile sentetik kannabinoid kullanıcıları oldu. Tedaviye başvuran diğer uyuşturucu kullanıcıları ise, esrar, uçucu madde, kokain, ekstazi, benzodiazepin, metamfetamin ve diğer madde kullanıcısı oldu.
Bu maddelerin isimlerini ne yazık ki, ilimizdeki operasyonlarda da duyuyoruz artık.
Gelmiş geçmiş en berbat halüsinojenin şu flakka denilen yeni nesil kimyasal olduğu belirtiliyor. Salgıladığı yüksek dopaminle bedenin gücünü ve ısısını aşırı derecede artırıp kullananları zombiye dönüştüren bir pislikmiş bu. Doğru duydunuz. Kullananı zombiye dönüştürüyor. Hem davranışsal olarak hem de bedenin kontrolünü kaybetmesi açısından. Misal Amerika’da bir genç, bu maddeyi kullandıktan sonra hayatında hiç görmediği bir çifti öldürüp yüzlerini yerken yakalanmış. Video paylaşım sitelerinde dolaşan bir başka görüntüde de flakka etkisinde bir genç hareket halindeki bir aracın camına uçarak kafa atıyor.
Neden bu kadar çok detay verdik? Tüm dünyada emniyet güçleri, psikiyatrlar, toplum bilimciler vesaire büyük bir hızla flakkanın nereden gelip nereye gittiğini, insana neler ettiğini, bir insan tekinin kendisini niçin zombiye dönüştürmek isteyebileceğini araştırıyorlar. Yani, kendi alanlarının gereğini yapıyorlar.
***
Türkiye ve Türk gençliği üzerinde “uyuşturucu” meselesi üzerinden büyük oyunların döndüğü biliniyor. Devlet buna karşı önlemini almaya çalışıyor da… Peki ya toplum olarak bizler?
Bu pisliklere dadadan gençler bizim çocuklarımız değil mi? Özellikle varlıklı ailelerin çocukları için bu belanın daha büyük bir tuzak olduğu belirtiliyor. Çünkü bu illetlerden bazılarına ulaşabilmek için 3-5 aylık asgari ücreti gözden çıkarmak gerekiyor. Tuzağı kuranların asıl derdi bu çocuklarla…
Öte yandan “Abi rakının kilosu olmuş 500 lira. Ne onu içecek para var, ne o kadar saat demlenecek vakit var. 2 tane hapı çakıyorum, 2 gün zom oluyorum” diyen gençleri duymuşluğumuz da var.
Bizim değerlerimiz “Allahım, sen çocuklarımızı bu illetten koru Yarabbi’ cümlesinden öteye geçip nitelikli, ciddi, anlaşılır bir sosyolojik hamleyi gerektiriyor. Ellerini açıp ‘benim çocuğumu ne olur tutuklasın devlet, yoksa ölecek’ diyerek feryat eden babanın yanında hem devletin hem toplumun yer alması gerektiğini öngörüyor bizim değerlerimiz.
Peki kaçımız, kaç sivil toplum kuruluşumuz bunu yapabilmekte?
Sadece kendini kurtaran bireyler mi talep eder din bizden? Toplumun/insanlığın, yararını/huzurunu sağlamak dinin gereği değil midir? Şehrin gürültüsünden uzakta siteni duvarlarla çevir, işyerini güvenlik içine al, bağımlılığın pençesindeki ne yaparsa yapsın zihniyetinin sonu duvara toslamaktır.
İyi niyetli birkaç oluşumu dışarıda tutarak konuşalım, kimler ‘metamfetamin-Erenler, bonzai-Dinar’ bağlantıları hakkında fikir sahibidir? Ülkemizdeki 4 milyon mültecinin toplumsal uyumu konusunda cansiperane çalışma yapan kişi ya da kurum sayısı kaçtır desek, nüfusumuzun 100’de 1’ine tekabül eder mi acep?
***
Bu mübarek Ramazan günlerinde düşünmeliyiz; bir daha geri gelmeyecek parlak dönemlere nostaljik atıflar yapmayı ‘dava adamı yetiştirmek’, kızları-kadınları aşağılamayı ‘aileyi korumak’, zaten dindar ailelerin zaten dindar çocuklarına ‘dindarlık’ empoze etmeyi mi topluma yararlı çalışmalar olarak anlamak yeterli gelmiyor.
Düşünmeliyiz; “Hayırda yarışıyoruz” diye diye, verilenleri başa kakıp, garip-gurebaya kaşıkla verip, sapıyla göz çıkarmak mı, sosyal medyada caka satma yarışına girmek mi hayırda yarışmaktır?
Daha alacak çok yolumuz, gidecek çok menzilimiz var. Düşünmeliyiz ve harekete geçmeliyiz.
Yazarın Diğer Yazıları
Doğu Hastanesi Projesinden Vazgeçilmedi
27 Temmuz 2026 15:40'Doğu Hastanesi' Diye Başladık, 'Semt Polikliniği'ne Razı Olduk
27 Temmuz 2026 00:32Milli Eğitim Müdürü Miraç Sünnetci’ye Minnettarız
22 Temmuz 2026 00:32Afyon’un Fuar Meselesi… Taş Nerede Ağırdır?
25 Haziran 2026 01:08Yeni Hastane Yeri İçin Fikir Çok
12 Haziran 2026 01:16