İnsanı dostu yükseltir, seçimi ise karakterini gösterir…
Bazı sözler vardır, yıllar geçse de eskimez. Bir cümle, insanın hayatında yıllarca taşıdığı bir nasihate dönüşür. Bazen bir büyüğümüzün sözü, bazen bir kitapta okuduğumuz satır, bazen de bir dost sohbetinde duyduğumuz birkaç kelime bize hayatın önemli bir gerçeğini hatırlatır.
Bugün akşam karşıma çıkan bir söz bana tam olarak bunu düşündürdü:
“Cahil ile dost olma; ilim bilmez, irfan bilmez, söz bilmez, üzülürsün.
Saygısızla dost olma; usul bilmez, adap bilmez, sınır bilmez, üzülürsün.
Açgözlü ile dost olma; ikram bilmez, kural bilmez, doymaz, üzülürsün.”
Şeyh Edebali, Osmanlı Devleti'nin kuruluş döneminde yaşamış bir İslam ilahiyatçısı, mutasavvıf, Ahi şeyhi ve Osmanlı'nın manevi kurucusudur. Osman Gazi'nin hem hocası hem de kayınpederidir.
İnsan, hayatına kimi aldığına dikkat etmelidir. Çünkü dostluk yalnızca beraber gülmek değildir.
Dostluk; birbirinin iyiliğini istemektir. Yanlış yaptığında uyarmaktır. Zor zamanda yanında olmaktır. Sırrına sahip çıkmaktır. Başarısını kıskanmamaktır. Ve en önemlisi, birbirini daha iyi bir insan olmaya teşvik etmektir.
ŞEYH EDEBALİ: İNSAN YETİŞTİRMEK BİR SANATTIR DEMİŞTİ; Şeyh Edebali denildiğinde akla yalnızca Osmanlı’nın kuruluş dönemindeki bir isim gelmemelidir. Onun temsil ettiği düşünce dünyasında ahlak, adalet, sabır, ölçü ve insan yetiştirmek önemli bir yere sahiptir. Osmanlı’nın kuruluşunda önemli rol oynayan bu anlayışta devlet yalnızca toprak kazanmakla değil, insan kazanmakla güçlenir. Bugün de aynı mesele geçerlidir.
Günümüzde bir insanın çevresi onun karakterini etkiler. Sürekli öfkeyi konuşanlarla beraber olan insan zamanla öfkeye alışabilir. Sürekli dedikoduyu konuşanlarla beraber olan insan, başkalarının kusurlarını konuşmayı normal görebilir. Sürekli menfaat hesabı yapanlarla beraber olan insan, dostluğu bile çıkar ilişkisine dönüştürebilir.
Oysa insanın çevresi ona şunu hatırlatmalıdır:
“Daha iyi ol.
Daha adil ol.
Daha sabırlı ol.
Daha güzel konuş.
Daha güzel davran.” İşte gerçek dostluk biraz da budur.
MEVLÂNÂ: İNSANA BAKIŞIMIZI DEĞİŞTİRMİŞTİ; Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin düşünce dünyasının merkezinde insan vardır. Onun eserlerinde insanın kusuruyla birlikte ele alınması, öfke yerine anlayışın, düşmanlık yerine gönül kazanmanın önemsenmesi dikkat çeker. Mevlânâ’nın dünyasında insanı yalnızca yaptığı bir hatayla değerlendirmek yerine, onun değişebilme ve olgunlaşabilme ihtimali de görülür.
Bu bize önemli bir ders verir: İnsanları küçümsemek kolaydır; anlamaya çalışmak ise erdem ister. Fakat hoşgörü ile ölçüsüzlüğü de birbirine karıştırmamak gerekir. Hoşgörülü olmak, her davranışı kabul etmek değildir.
Affetmek, yapılan yanlışı doğru kabul etmek değildir. İyilik yapmak, insanın kendisine zarar vermesine izin vermek değildir. Bazen en doğru davranış, kırmadan mesafe koyabilmektir. Çünkü gönül insanı olmak, herkesi hayatının merkezine almak anlamına gelmez.
PEYGAMBER EFENDİMİZ: GÜZEL AHLAKIN EN BÜYÜK ÖRNEĞİ; Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hayatına baktığımızda dostluk, kardeşlik, merhamet ve güzel ahlakın ne kadar önemli olduğunu görürüz. Kur’an-ı Kerim’de Peygamberimizin güzel ahlakına dikkat çekilir.
O, insanları kırarak değil; gönüllerini kazanarak tebliğ etti. Kendisini incitenlere karşı bile sabrı ve merhametiyle örnek oldu.
Ama burada çok önemli bir nokta vardır: Merhamet, adaleti ortadan kaldırmaz. İslam ahlakında insanın diliyle, eliyle ve davranışlarıyla başkasına zarar vermemesi esastır. Bu nedenle gerçek dostluk; “Ne yaparsan yap yanındayım.” demek değildir. Gerçek dostluk bazen: “Kardeşim, burada yanlış yapıyorsun.” diyebilmektir.
İnsan, kendisini her durumda alkışlayan kişiden çok, gerektiğinde doğruyu söyleyen dostuna ihtiyaç duyar. Çünkü alkışlayan herkes dost olmayabilir. Ama yanlışını kırmadan söyleyen insan, gerçek bir iyilik yapıyor olabilir.
FATİH SULTAN MEHMET: BİLGİNİN VE İRADENİN GÜCÜ; Fatih Sultan Mehmet’in hayatı da bize dostluk ve insan seçimi konusunda önemli bir örnek sunar. Henüz genç yaşta İstanbul’u fetheden Fatih’in arkasında yalnızca askerî güç yoktu. Onun yetişmesinde ilim adamlarının, hocaların, devlet adamlarının ve farklı alanlarda uzman kişilerin önemli rolü vardı.
Fatih’in hayatı bize şunu gösterir: Büyük hedefleri olan insan, çevresini de hedeflerine uygun seçmelidir. Sadece kendisine “Sen zaten en iyisisin.” diyenlerle değil; “Burada eksiksin, bunu öğrenmelisin.” diyenlerle de yol yürümek gerekir. Çünkü insanın gelişmesini sağlayan şey yalnızca övgü değildir. Bazen bir eleştiri, insanın hayatındaki en büyük öğretmen olabilir. Fatih’in çevresinde farklı ilim dallarından insanların bulunması da bize bilginin, farklı düşüncelerin ve ehliyetin önemini hatırlatır.
ATATÜRK: AKLIN, BİLİMİN VE ÇALIŞMANIN YOLUNU TÜRK MİLLETİNE GÖSTERMİŞTİR; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatına baktığımızda ise başka bir önemli ders görürüz: Akıl, bilgi, eğitim ve çalışma. Atatürk, Türkiye’nin geleceğini eğitimli, düşünen ve üreten nesillerde görmüştür. Bu anlayışın temelinde insanın kendisini sürekli geliştirmesi vardır. Bugün bir insanın çevresine baktığımızda da aynı gerçeği görebiliriz.
Bizi sürekli aşağı çeken, öğrenmekten uzaklaştıran, çalışmaktan soğutan, başkalarının başarısını küçümsemeyi öğreten, dedikoduyu hayatın merkezine koyan bir çevre ile bizi okumaya, düşünmeye, üretmeye, çalışmaya ve daha iyi olmaya teşvik eden bir çevre arasında büyük fark vardır. İşte burada dostluk yeniden karşımıza çıkar. Dost, sadece birlikte vakit geçirdiğimiz kişi değildir. Dost, hayatımıza değer katan kişidir.
CAHİLİYET SADECE BİLGİSİZLİK DEĞİLDİR: Belki de üzerinde en fazla düşünmemiz gereken konu budur. “Cahil” kelimesini yalnızca okul okumamış insan anlamında kullanmak doğru değildir. İnsan çok eğitim almış olabilir ama bilmediğini kabul etmiyorsa, başkasının fikrine saygı göstermiyorsa, sürekli kendisini haklı görüyorsa ciddi bir bilgi ve irfan eksikliği yaşayabilir.
İrfan ise yalnızca bilmek değildir. Bilgiyi davranışa dönüştürebilmektir. Bir insan çok şey bilebilir. Ama bildiğiyle kibirleniyorsa, bilgisi onu olgunlaştırmamış demektir. Bir insan makam sahibi olabilir. Ama makamını insanları küçümsemek için kullanıyorsa, makam onun karakterini yükseltmemiştir. Bir insan zengin olabilir. Ama paylaşmayı bilmiyorsa, zenginliğin anlamını kavrayamamış olabilir.
SAYGI: DOSTLUĞUN TEMELİ; Bir toplumun huzuru biraz da insanların birbirlerine gösterdiği saygıyla mümkündür.
Saygı; yaşlıya, gence, kadına, erkeğe, işçiye, memura, yöneticiye, öğretmene, öğrenciye, futbol hakemine farklı düşünen insana gösterildiğinde anlam kazanır. Herkes bizim gibi düşünmek zorunda değildir. Ama farklı düşünene saygı göstermek mümkündür. İşte gerçek olgunluk burada başlar. Aynı düşünmek zorunda değiliz; birbirimize saygı göstermek zorundayız.
AÇGÖZLÜLÜK: İNSANIN SONU GELMEYEN SINAVI OLMUŞTUR; Açgözlülük, İnsan bazen sahip olduklarıyla değil, sahip olamadıklarıyla mutsuz olur. Bir makam gelir, daha fazlasını ister. Bir kazanç gelir, daha fazlasını ister. Bir başarı gelir, daha büyüğünü ister. İnsanın hedef sahibi olması elbette güzeldir. Fakat hedef ile hırs arasındaki sınırı kaybetmemek gerekir. Çünkü kanaat etmek, çalışmamak değildir. Kanaat; çalışırken insanlığını kaybetmemektir. Başarı kazanırken başkasını ezmemektir. Yükselirken çıktığın merdivenin basamaklarını unutmamaktır.
DOSTUNU SEÇ, AMA İNSANLIĞINDAN VAZGEÇME: Hayat bize çok insan tanıtır. Kimi gelir, birkaç yıl bizimle yürür. Kimi gelir, bir ömür yanımızda kalır. Kimi bize güzel günler yaşatır. Kimi ise bize önemli dersler bırakır. Bu nedenle insan hayatındaki herkesi aynı yere koymamalıdır.
Her tanıdık dost değildir, Her dost sırdaş değildir, Her sırdaş da hayat arkadaşlığı yapabilecek kişi değildir. İnsan çevresini seçerken bilgiyi, ahlakı, saygıyı, güveni ve merhameti aramalıdır.
Şeyh Edebali’nin temsil ettiği ahlak anlayışı bize ölçüyü ve insan yetiştirmeyi, Mevlânâ bize gönül kazanmayı, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bize güzel ahlakı ve merhameti, Fatih Sultan Mehmet bize ilim, irade ve hedefin önemini, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ise aklın, bilimin, eğitimin ve çalışmanın değerini hatırlatır.
Bütün bu örnekleri bir araya getirdiğimizde ortaya çok sade ama çok güçlü bir hayat düsturu çıkıyor:
İnsanlarla iyi geçin.
Kimseyi küçümseme.
Ama hayatına kimi alacağını da iyi seç.
Çünkü insanın karakteri yalnızca söyledikleriyle değil, kimlerle yürüdüğüyle de anlaşılır.
Ve belki de hayatın en güzel dostluğu şudur: Seni olduğun yerde bırakan değil, daha iyi bir insan olmana vesile olan insanla yol yürümek…
Dostluk, birlikte gülmekten önce; birbirinin iyiliğini istemektir.
Merhametli ve Ahlaklı Dostlarla Olmak Dileğiyle,
Sevgiyle Kalın Çok Kıymetli Dostlarım….