Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde bağımsızlıktan millî egemenliğe, Millî Mücadele’den Cumhuriyet’e uzanan tarihî yürüyüşü ve 29 Ekim 1923… Bir milletin kaderini kendi ellerine aldığı, bağımsızlığını devlet yönetiminin temeline yerleştirdiği ve tarih sahnesinde yeni bir dönemin kapısını açtığı gündür.
Çok Önemli bazı tarihler takvim yapraklarında kalır, bazı tarihler ise milletlerin hafızasına kazınır. 29 Ekim, Türk milleti için yalnızca bir bayramın adı değildir. O tarih; savaşların yorgunluğundan ayağa kalkan bir milletin, yokluklar içinde geleceğini yeniden kurma iradesinin, bağımsız yaşama kararlılığının ve millî egemenlik anlayışının devlet yönetiminde açıkça ifadesini bulduğu tarihî bir dönüm noktasıdır.
Cumhuriyet, Anadolu’nun dört bir yanında yakılan bağımsızlık ateşinin devlet yönetimindeki adıdır. Bu ateş, yalnızca cephelerde kazanılan zaferlerle değil; milletin inancıyla, fedakârlığıyla, emeğiyle ve geleceğe duyduğu güvenle büyümüştür.
Bizler bu tarihî yürüyüşün merkezinde, askerî dehası, siyasi liderliği ve yeni bir devlet kurma iradesiyle Gazi Mustafa Kemal Atatürk bulunmaktadır. Ancak Cumhuriyet’in hikâyesi, bir kişinin hikâyesine sığmayacak kadar büyüktür. O hikâyede cepheye koşan Mehmetçik, evladını vatan uğruna uğurlayan anneler, kağnısıyla cephane taşıyan Anadolu kadınları, cephe gerisinde çalışan insanlar, öğretmenler, çiftçiler ve bağımsızlık uğruna hayatını ortaya koyan milyonlarca Türk insanı vardır. Bu Vatanın kurulmasının ana temeli, çünkü Cumhuriyet’in temelinde millet vardır.
BİR MİLLETİN KADERİ YENİDEN YAZILIRKEN: Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Osmanlı Devleti ağır bir yenilgiyle karşı karşıya kalmış, Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında Anadolu’nun çeşitli bölgeleri işgal edilmişti. 15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgali, milletin hafızasında derin bir yara açarken, Anadolu’da bağımsızlık mücadelesinin koşulları da giderek belirginleşiyordu.
Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışı, Millî Mücadele’nin örgütlenmesinde tarihî bir aşama oldu. Ardından Amasya Genelgesi, Erzurum Kongresi ve Sivas Kongresi ile millî iradeye dayanan bir kurtuluş anlayışı şekillendi.
Bu süreçte ortaya konulan düşünce açıktı: Vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığı, milletin kendi iradesiyle korunacaktı.
23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılması, bu anlayışın devlet yönetiminde somutlaşmasının en önemli adımlarından biri oldu. Artık Millî Mücadele, yalnızca cephede yürütülen bir savaş değil; millet adına karar alan bir meclisin öncülüğünde sürdürülen siyasi ve hukuki bir bağımsızlık hareketiydi.
Sakarya Meydan Muharebesi ve Büyük Taarruz, bu mücadelenin askerî safhasında belirleyici dönüm noktaları oldu. 30 Ağustos 1922’de kazanılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi ve 9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtuluşu, bağımsızlık yolundaki tarihî gelişmeler arasında yer aldı.
11 Ekim 1922’de Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalandı. 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması ile yeni Türk devletinin uluslararası alandaki konumu bakımından önemli bir aşama tamamlandı.13 Ekim 1923’te Ankara’nın başkent olmasıyla yeni devletin merkezi belirlendi.
Ve nihayet 29 Ekim 1923…
Yıllar süren savaşların, büyük fedakârlıkların, diplomatik mücadelenin ve devlet kurma çabasının ardından Türkiye Devleti’nin yönetim biçimi Cumhuriyet olarak ilan edildi. Bu tarihî süreç, Millî Eğitim Bakanlığının kronolojisinde ve Atatürk Araştırma Merkezinin Cumhuriyet’in ilanına ilişkin çalışmalarında da ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır.
29 EKİM 1923: MİLLÎ İRADENİN DEVLET YÖNETİMİNDEKİ ADI; 29 Ekim 1923’te Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan anayasa değişikliğiyle devletin yönetim biçimi Cumhuriyet olarak belirlendi. Aynı gün yapılan seçimde Gazi Mustafa Kemal Paşa, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı seçildi. Mecliste Cumhuriyet’in ilanının ardından yükselen “Yaşasın Cumhuriyet!” sesleri, yeni bir yönetim biçiminin kabulünden çok daha fazlasını ifade ediyordu. Bu karar, devlet yönetiminin meşruiyetini hanedandan değil, milletin egemenliğinden alan bir anlayışın açık ifadesiydi.
Cumhuriyet’in ilanı, bir gecede ortaya çıkmış bir fikir değildi. Millî Mücadele sırasında oluşan millî egemenlik anlayışının, Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla başlayan siyasi sürecin ve yeni devletin kurumsallaşması ihtiyacının sonucuydu. Cumhuriyet’in ilanıyla devletin rejimi açıkça belirlenirken, devlet başkanlığı ve hükûmetin kuruluşuyla ilgili sorunların çözümünde de önemli bir adım atıldı. Ancak Cumhuriyet’in tarihî anlamını yalnızca yönetim sistemindeki değişiklikle açıklamak yeterli değildir.
Cumhuriyet, vatandaşların devlet karşısındaki konumunun, kamusal kararların alınış biçiminin, hukuk düzeninin ve siyasi sorumluluğun gelişimi bakımından da temel bir çerçeve oluşturmuştur.
Cumhuriyet’in en önemli mesajı şudur: Devlet, millet için vardır; devlet yönetiminin meşruiyeti ise hukuk ve millî egemenlik esaslarına dayanmalıdır.
GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK: BİR KURULUŞUN LİDERİ, BİR GELECEĞİN MİMARI; Atatürk’ün Cumhuriyet tarihindeki yeri, yalnızca 29 Ekim 1923’te Cumhurbaşkanı seçilmesiyle açıklanamaz. Onun liderliği, Millî Mücadele’nin örgütlenmesinden yeni devletin kuruluşuna ve toplumsal dönüşüm hedeflerine kadar uzanan geniş bir tarihî sürecin içinde değerlendirilmelidir.
Atatürk, bağımsızlığın yalnızca işgal kuvvetlerinin ülkeden çıkarılmasıyla tamamlanmayacağını biliyordu. Bağımsız bir devletin yaşaması için güçlü kurumlara, eğitimli insanlara, işleyen bir hukuk düzenine, üretime dayanan bir ekonomiye ve geleceğe güvenle bakabilen bir topluma ihtiyaç vardı. Bu nedenle Cumhuriyet’in ilanından sonra devlet ve toplum hayatının birçok alanında değişim ve yenilenme adımları atıldı.
3 Mart 1924’te eğitim ve devlet teşkilatlanması alanlarında önemli kanunlar kabul edildi. Eğitim ve öğretimin birleştirilmesine ilişkin düzenleme, farklı eğitim kurumlarının ortak bir sistem altında toplanmasını amaçladı.
1926’da Türk Medeni Kanunu’nun kabulü, aile ve özel hukuk alanında önemli bir dönüşüm meydana getirdi. Kadınların siyasi haklarının genişletilmesiyle de vatandaşlık ve temsil anlayışında yeni aşamalara ulaşıldı. Kadınlara belediye seçimlerine katılma hakkı 1930’da, köy muhtarlığı ve ihtiyar heyetleri seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı 1933’te, milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı ise 1934’te tanındı.
Eğitim, hukuk, ekonomi, kültür ve kamu yönetimi alanlarındaki yenilikler, yeni devletin çağdaşlaşma hedefinin farklı boyutlarını oluşturdu. Bu gelişmeleri değerlendirirken dönemin şartlarını, atılan adımların amaçlarını ve uygulamaların tarihî sonuçlarını birlikte ele almak gerekir. Cumhuriyet tarihi, yalnızca övgüyle veya yalnızca eleştiriyle değil; belgeler, Kanunlar, toplumsal gelişmeler ve tarihî bağlam ışığında incelenmelidir.
Atatürk’ün gelecek nesillere bıraktığı en önemli sorumluluklardan biri de budur: Geçmişten ders çıkaran, bilime ve akla önem veren, bağımsızlığını koruyan ve kendisini sürekli geliştiren bir ülke oluşturmak.
CUMHURİYET NEDİR? YALNIZCA BİR YÖNETİM BİÇİMİ Mİ?
Cumhuriyet, devlet başkanlığının kalıtsal bir hanedan makamı olmadığı, devlet yönetiminin anayasal esaslarla düzenlendiği bir yönetim biçimidir. Türkiye’de Cumhuriyet’in tarihî anlamı ise millî egemenlik mücadelesiyle, bağımsızlık düşüncesiyle ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluş süreciyle yakından bağlantılıdır.
Bugün yürürlükte bulunan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 1’inci maddesi, “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.” hükmünü taşımaktadır.
Anayasa’nın 2’nci maddesi Türkiye Cumhuriyeti’ni; demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak tanımlamaktadır.
3’üncü madde devletin bütünlüğünü, resmî dilini, bayrağını, millî marşını ve başkentini düzenlemektedir.
4’üncü madde ise ilk üç maddede yer alan hükümlerin değiştirilemeyeceğini ve değiştirilmesinin teklif edilemeyeceğini belirtmektedir.
Bu hükümler, Cumhuriyet’in günümüzdeki anayasal çerçevesini ortaya koymaktadır.
Cumhuriyet’in yaşaması, yalnızca onun adının korunmasıyla değil, anayasal kurumların görevlerini hukuka uygun biçimde yerine getirmesiyle mümkündür. Millî egemenlik, vatandaşların haklarına saygı, adalet, hukuk güvenliği, kamu hizmetlerinin eşit ve tarafsız yürütülmesi ve kamu gücünün hesap verebilirliği, çağdaş bir Cumhuriyet düzeninin önemli unsurlarıdır.
Cumhuriyet’in gerçek gücü, devletin vatandaşına güven vermesinde; vatandaşın da devletin kurumlarına hukuk çerçevesinde güvenebilmesinde ortaya çıkar.
Bu nedenle Cumhuriyet’i korumak, yalnızca törenlerde bayrak taşımak veya belirli günlerde konuşmalar yapmak değildir. Cumhuriyet’i korumak, günlük hayatta hukuka bağlı kalmak, vatandaşın hakkını gözetmek, kamu malını korumak, görevini dürüstçe yapmak ve ortak geleceğe karşı sorumluluk taşımaktır.
CUMHURİYET VE HUKUK DEVLETİ: KAMU GÖREVİNİN AHLAKI; Cumhuriyet’in anlamı, kamu yönetiminde daha belirgin hâle gelir. Çünkü devletin vatandaşla en çok karşılaştığı alanlardan biri kamu hizmetidir. Bir belediyede, bir okulda, bir hastanede, bir adliyede veya herhangi bir kamu kurumunda görev yapan insan, yalnızca kendisine verilen işi yerine getirmez. Aynı zamanda kamu hizmetine duyulan güvenin oluşmasına da katkıda bulunur.
Bir vatandaşın dilekçesine zamanında cevap verilmesi, bir işlemin mevzuata uygun yürütülmesi, kamu kaynaklarının amacına uygun kullanılması, ihale süreçlerinde eşitlik ve şeffaflığın gözetilmesi, vatandaşlar arasında ayrım yapılmaması ve hukuka aykırı talimatlardan kaçınılması; Cumhuriyet’in günlük hayattaki somut karşılıklarıdır.
Kamu görevi bir ayrıcalık değil, sorumluluktur. Kamu kaynakları kişisel menfaatlerin değil, toplumun ortak ihtiyaçlarının karşılanması için vardır. Yetki, keyfî davranma hakkı vermez; sorumluluk doğurur. Makam, kişiye üstünlük kazandıran bir unvan olmaktan önce, millete hizmet etme yükümlülüğüdür.
Bu anlayış, Cumhuriyet’in kurumsal yapısını güçlendirir. Çünkü hukuk devletinin kalıcılığı yalnızca kanunların varlığına değil, o kanunların tarafsız, tutarlı ve hesap verebilir biçimde uygulanmasına bağlıdır.
Cumhuriyet’in kuruluşunda verilen mücadele, bugün kamu yönetiminde dürüstlük, liyakat, adalet ve hizmet bilinciyle sürdürülmelidir.
Bir kamu görevlisi görevini mevzuata uygun yapıyorsa, vatandaşın hakkını koruyorsa ve kamu kaynağını gözetiyorsa, Cumhuriyet’in temel değerlerinin yaşatılmasına da katkıda bulunuyor demektir.
CUMHURİYET’İN GELECEĞİ: BİLGİ, BİLİM, EĞİTİM VE ÜRETİM; Bir ülkenin bağımsızlığı, yalnızca sınırlarının korunmasıyla ölçülmez. Bilimsel kapasitesi, eğitim sistemi, ekonomik gücü, teknolojik gelişimi ve yetiştirdiği insanların niteliği de bağımsızlığın sürdürülebilirliği açısından önemlidir. Cumhuriyet’in geleceği, çocukların ve gençlerin nitelikli eğitim almasına; öğretmenlerin desteklenmesine, bilimin, sanatın ve kültürün gelişmesine; üretimin artmasına ve fırsat eşitliğinin güçlendirilmesine bağlıdır.
Atatürk’ün eğitim ve bilim konusundaki yaklaşımı, yeni devletin çağdaşlaşma hedefleri içinde önemli bir yer tutmuştur. Bu mirası geleceğe taşımak, geçmişin sözlerini tekrarlamakla sınırlı kalmamalı; bilimsel düşünceyi destekleyen, eleştirel aklı geliştiren ve insanın yeteneklerini ortaya çıkaran bir eğitim anlayışıyla sürdürülmelidir.
Bir öğrencinin sınıfta öğrendiği bilgi, bir mühendisin geliştirdiği teknoloji, bir çiftçinin toprağından aldığı verim, bir işçinin emeği, bir araştırmacının ortaya koyduğu buluş ve bir girişimcinin meydana getirdiği üretim, ülkenin geleceğine yapılan katkılardır.
Cumhuriyet’in gençleri, tarihini bilmeli; ancak yalnızca geçmişin başarılarıyla yetinmemelidir. Dünyayı tanımalı, farklı düşünceleri değerlendirebilmeli, mesleklerinde yetkinleşmeli ve ülkesinin sorunlarına çözüm üretebilmelidir. Çünkü bir milletin geleceğini yalnızca geçmişte kazandığı zaferler değil, bugün ortaya koyduğu emek ve yarın için geliştirdiği fikirler de belirler.
Cumhuriyet’in kuruluş ruhu, bağımsızlık idealini çağın ihtiyaçlarıyla birleştirebilme sorumluluğunu da beraberinde getirir.
BAYRAK, VATAN VE ORTAK HAFIZA; 29 Ekim’de evlerimizi, sokaklarımızı, meydanlarımızı Türk Bayraklarıyla donatırken yalnızca bir bayramı kutlamıyoruz. Aynı zamanda ortak tarihimizin, bağımsızlığımızın ve birlikte yaşama irademizin sembollerini hatırlıyoruz.
Ay yıldızlı bayrağımız, farklı kuşakların aynı vatan üzerinde buluşmasını sağlayan ortak değerlerimizden biridir. İstiklâl Marşı’mız, bağımsızlık mücadelesinin hafızasını taşır. Şehitlikler, gazilerimizin hatıraları ve tarihî mekânlarımız ise bu ülkenin hangi fedakârlıklarla kurulduğunu hatırlatır.
Bu ortak hafıza, toplumun bütün kesimlerini birbirine karşı sorumlu kılan bir anlayışla yaşatılmalıdır.
Farklı düşüncelere sahip vatandaşların hukuk önünde eşit olduğu, birbirlerinin haklarına saygı duyduğu ve ülkenin ortak meselelerini konuşabildiği bir toplumsal düzen, millî dayanışmanın güçlenmesine katkı sağlar.
Cumhuriyet, vatandaşların ortak geleceğe ilişkin söz söyleyebildiği ve haklarını hukuk düzeni içinde kullanabildiği bir yönetim anlayışının adıdır. Bu nedenle toplumsal birlik, herkesin aynı düşünmesi değil; farklılıkların ortak hukuk ve karşılıklı saygı çerçevesinde bir arada yaşayabilmesidir.
29 Ekim’in coşkusu da bu ortaklığın hatırlanmasıyla daha anlamlı hâle gelir.
CUMHURİYET’İ KORUMAK, ONU HER GÜN YAŞATMAKTIR.
Cumhuriyet’i kurmak tarihî bir irade, onu yaşatmak ise kuşaklar boyunca devam eden bir sorumluluktur.
Bu sorumluluk; hukuka saygı göstermekle, adalet duygusunu güçlendirmekle, kamu kaynaklarını korumakla, çocukların eğitimine önem vermekle, emeğin değerini bilmekle ve vatandaşlık bilincini geliştirmekle yerine getirilir.
Cumhuriyet’in kurumları güçlü olmalıdır. Ancak kurumların gücü yalnızca binalarından, bütçelerinden veya mevzuatlarından kaynaklanmaz. O kurumlarda görev yapan insanların mesleki yeterliliği, dürüstlüğü ve kamu yararını gözetmesi de aynı derecede önemlidir.
Demokrasi, vatandaşların haklarını kullanabildiği; hukuk devleti, kamu gücünün hukukla sınırlandığı; sosyal devlet, toplumsal ihtiyaçların ve dezavantajların dikkate alındığı bir düzeni ifade eder. Bu ilkelerin hayata geçirilmesi, Cumhuriyet’in anayasal niteliklerinin günlük yaşamda karşılık bulmasına yardımcı olur.
Atatürk’ün kurduğu devletin geleceğine katkıda bulunmak, onun dönemindeki her uygulamayı tarihî bağlamından koparmadan incelemek ve günümüzün sorunlarına akılcı çözümler üretmekle mümkündür.
Geçmişe saygı duymak, tarihî gerçekleri araştırmaya engel değildir. Tam tersine, Cumhuriyet’in kuruluş sürecini belgeleriyle öğrenmek ve tarihî gelişmeleri doğru anlamak, bu mirasa duyulan saygının önemli bir parçasıdır.
BİR DEVLET İÇİN: CUMHURİYET, GELECEĞE VERİLEN SÖZDÜR.
29 Ekim 1923’te ilan edilen Cumhuriyet, bir milletin bağımsızlık mücadelesini yeni bir devlet düzeniyle taçlandırdığı tarihî bir dönüm noktasıdır.
Bu büyük yürüyüşün başında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliği, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesi ve Türk milletinin fedakârlığı vardır.
Türk Milletine bugün düşen görev, bu tarihi yalnızca anmak değil, anlamaktır. Bağımsızlığın değerini bilmek, hukukun üstünlüğünü gözetmek, adaleti güçlendirmek, bilime ve eğitime yatırım yapmak, kamu görevini sorumluluk bilinciyle yerine getirmek ve çocuklarımıza daha güçlü bir ülke bırakmak…
Cumhuriyet’in geleceği, yalnızca devlet kurumlarının değil, her vatandaşın ortak sorumluluğudur.
Bir öğretmenin sınıfta verdiği emek, bir hekimin hastasına gösterdiği özen, bir işçinin alın teri, bir çiftçinin üretimi, bir bilim insanının araştırması ve bir kamu görevlisinin dürüst hizmeti; ülkenin geleceğine yapılan katkılardır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün mirası cumhuriyet ve demokrasiye sahip çıkmış, istikbali ve istiklalimizi korumuştur. Büyük Önder’in 'Cumhuriyeti biz kurduk onu yaşatacak olan sizlersiniz’' ifadesinde olduğu gibi canlarını feda etmek uğruna kendilerini bu aziz vatanın kurulması için feda eden aziz şehitlerimizi ve gazilerimiz unutmamak gerekir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kurarak bizlere en değerli mirası bırakan, milletimizin bağımsız yaşamasını her şeyin üstünde tutarak, büyük mücadeleyi başlatan Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü özlem, saygı, sevgi ve minnetle anıyorum. Atatürk'ü anlamak demek onun güçlüklerle kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'ni korumak için her zaman bilinçli olmak, içerde ve dışarıda ülkemizin bağımsızlığını tehdit eden unsurlara fırsat vermemektir.
Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır, sözüyle millet iradesine ve bağımsızlığa verdiği öneme işaret eden Atatürk'ün emanetine sahip çıkmak, daha güçlü bir Türkiye olarak milletçe çok çalışmak, Türkiye Cumhuriyeti'nin bölünmez bütünlüğünü sonsuza kadar korumak, Ata'ya duyduğumuz saygının en güzel göstergesi olacaktır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni koruma yolunda hepimize büyük sorumluluk düştüğünü hatırlatır, devletimizi kurarak bizlere bağımsızlığı emanet eden Büyük Önder Atatürk'ü saygı, minnet ve şükranla anıyorum" dedi.
Cumhuriyet, geçmişin hatırası olduğu kadar geleceğin de emanetidir.
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK başta olmak üzere, silah arkadaşlarını, Millî Mücadele’nin bütün kahramanlarını, vatan uğruna canı seve seve veren aziz şehitlerimizin mekanları cennet olsun, gazilerimizi saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun!
Yaşasın bağımsızlık!
Yaşasın millî egemenlik!
Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti!
Ne Mutlu Türk’üm Diyene!
Kaynakça:
1.Atatürk Araştırma Merkezi: Cumhuriyet’in İlanı — Cumhuriyet’in tarihî şartları ve millî egemenlik anlayışı.
2.Atatürk Araştırma Merkezi
3.Millî Eğitim Bakanlığı: Atatürk Kronolojisi — Millî Mücadele’den Cumhuriyet’in ilanına uzanan temel tarihler.
Millî Eğitim Bakanlığı
4.Türkiye Cumhuriyeti Anayasası: Anayasa Mahkemesi mevzuat sayfası — Anayasa’nın 1, 2, 3 ve 4’üncü maddeleri.
5.Anayasa Mahkemesi
6.Millî Eğitim Bakanlığı: Cumhuriyet’in İlanı — 29 Ekim 1923’teki anayasa değişikliği ve ilk Cumhurbaşkanlığı seçimi
7.Atatürk Araştırma Merkezi: Cumhuriyet’in ilanı ve kuruluş süreci.
Atatürk Ansiklopedisi
8.Millî Savunma Bakanlığı, Atatürk Sitesi: Millî Mücadele komutanlarının biyografileri ve Atatürk’ün silah arkadaşları.
9.Atatürk Sitesi
10 Atatürk Araştırma Merkezi: Fevzi Çakmak’ın askerî görevleri ve Cumhuriyet’in ilk dönemindeki rolü.
11.Atatürk Ansiklopedisi
12.Türkiye Büyük Millet Meclisi: Meclis başkanlarının resmî listesi ve görev tarihleri.
13.Türkiye Büyük Millet Meclisi
14. Atatürk Araştırma Merkezi: Kâzım Karabekir’in Millî Mücadele’deki rolü ve Cumhuriyet’in ilanı sürecindeki konumu. Atatürk Ansiklopedisi
15.Atatürk Araştırma Merkezi: Ali Fuat Cebesoy’un Millî Mücadele ve Meclis çalışmalarındaki görevleri.