Hayatın Gerçek Zenginliği, Sahip Oldukların Değil; Kaybetmeden Kıymetini Bildiklerindir
İNSAN, BAZEN EN BÜYÜK HAZİNESİNİ KAYBETME KORKUSUYLA DEĞİL, ONU HEP ELİNDE SANARAK KAYBEDER!
İnsan, hayatının büyük bir bölümünü daha fazlasına sahip olmak için harcar. Daha çok para, daha büyük bir ev, daha lüks bir araba, daha yüksek bir makam, daha fazla itibar ve daha geniş bir çevre…
Koşar, yorulur, mücadele eder. Bazen sevdiklerini ihmal eder, bazen sağlığını tüketir, bazen de huzurunu kendi elleriyle uzaklaştırır. Bütün bunları yaparken bir şeyi unutur: Hayat, sahip olduklarımızı çoğaltma yarışı değil; elimizdekilerin kıymetini anlayabilme sanatıdır.
Bir gün gelecek, belki aynaya baktığında yüzündeki yılların izlerini göreceksin. Belki bir zamanlar uğruna uykularını kaçırdığın meselelerin artık hiçbir anlam taşımadığını anlayacaksın. Belki de yanında olmasını istediğin bazı insanların artık hayatında olmadığını fark edeceksin.
İşte o gün anlayacaksın: Her kazanç zenginlik, her kayıp yoksulluk değildir. Bazen bir insanı kaybetmek, bir serveti kaybetmekten daha ağırdır. Bazen bir gecelik huzur, yıllarca biriktirilen paradan daha değerlidir. Bazen de insanın sahip olduğu en büyük nimet, sıradan sandığı bir sabah yeniden uyanabilmesidir.
Çünkü hayat, bize her zaman ikinci bir fırsat vereceğinin sözünü vermez.
PARA HER ŞEYİ SATIN ALAMAZ!
Paran olabilir, istediğin evi alabilirsin. Lüks bir arabaya binebilir, en güzel sofralarda oturabilir, dünyanın birçok yerini gezebilirsin. Fakat para, kaybettiğin zamanı geri getiremez; satın aldığın bir evin içine kendiliğinden huzur yerleştiremez.
Parayla yatak alırsın ama rahat bir uyku satın alamazsın. İlaç alırsın ama sağlığı her zaman satın alamazsın. Çevrene insanları toplayabilirsin ama onların samimiyetini parayla ölçemezsin.
Unutma; cüzdanının dolu olması, gönlünün de dolu olduğu anlamına gelmez.
Gerçek zenginlik, imkânların çokluğu kadar ihtiyaçlarının esiri olmamaktır. İnsan, sahip olduklarıyla yetinmeyi değil, sahip olduklarının kıymetini bilmeyi öğrendiğinde huzura yaklaşır.
MAKAM GEÇİCİDİR, İNSANLIK KALICIDIR!
Hayatın en büyük yanılgılarından biri, makamı insanın kendisi sanmasıdır.
Bugün bir koltukta oturuyor olabilirsin. Sözün dinleniyor, kapın çalınıyor, telefonun susmuyor olabilir. Ancak bir gün o koltuktan kalkacaksın. Unvanın değişecek, yetkin sona erecek, çevrendeki kalabalık azalacak.
İşte o zaman geriye asıl soru kalacak:
Sen makam sahibi olduğun için mi değerliydin, yoksa insan olduğun için mi?
Görevini adaletle yapan, yetkisini kibir için değil hizmet için kullanan, güçlünün karşısında eğilmeyen ama güçsüze de tepeden bakmayan insan, makamı sona erdiğinde de saygıyla anılır.
Koltuklar insanı yükseltebilir; fakat insanı büyüten, o koltukta otururken gösterdiği ahlaktır.
Çünkü makamın ömrü sınırlıdır, karakterin bıraktığı iz ise çok daha uzun yaşar.
Makam sahibi iken yapmış olduğun kötülüklerin zulümlerin elbette hem hukuk önünde ve en önemlisi Yüce ALLAH katında karşılığı olacaktır.
Kimin hakkını gereksiz yere gasp edip zarar verdin ise o hakkını aldığın insanlar elbette mutlu olacak sen acı çektikçe.
Yapmış olduğun kötülükler ve haklar kadar cezanı çekeceksin ki ibretlik halini herkes tarafımdan görülecek makamın bittimi herkes seni adam yerine bile koymayacak çünkü adam olmak hak yemenin ne kadar kötü olduğunu göreceksin adam olmadığını iş işten geçmiş olacak.
HERKES TANIR AMA HERKES YANINDA KALMAZ!
Kalabalıklar içinde yalnız kalan insanlar vardır. Telefon rehberleri binlerce isimle doludur ama dertlerini anlatabilecekleri bir kişiyi bulamazlar.
Çünkü tanımak başka, anlamak başkadır. Bir ortamda bulunmak başka, zor zamanda yanında durmak başkadır. Mutluluğuna ortak olan çok olabilir; fakat acını paylaşan, düştüğünde elinden tutan, çıkarı kalmadığında da seni terk etmeyen insanın kıymeti bambaşkadır.
İnsan, hayatının ilerleyen yıllarında çevresinin genişliğini değil, dostluğunun derinliğini arar.
Bir gün fark edeceksin ki seni gerçekten sevenler, sana en pahalı hediyeyi verenler değil; ihtiyacın olduğunda yanında sessizce durabilenlerdir.
Dostluk, iyi günlerde verilen sözlerle değil, kötü günlerde gösterilen vefayla ölçülür.
SAĞLIK, HUZUR VE ZAMAN: KIYMETİNİ GEÇ ANLADIĞIMIZ ÜÇ EMANET
İnsan çoğu zaman sağlığını kaybedene kadar bedeninin, huzurunu kaybedene kadar sessizliğin, zamanını tüketene kadar da bir günün kıymetini anlamaz.
Oysa sabah gözlerini açabilmek, sevdiklerinin sesini duyabilmek, kendi ayakların üzerinde yürüyebilmek ve gece başını yastığa koyduğunda vicdanınla baş başa kalabilmek, küçümsenecek nimetler değildir.
Hayatın gerçek güzelliği, her istediğine sahip olmakta değil; sahip olduklarınla yaşayabilecek bir huzur bulmaktadır.
Bir sofrada sevdiklerinle oturmak, içten bir tebessüm görmek, bir gönüle dokunmak, bir insanın yükünü hafifletmek…
Bunların fiyatı yoktur. Çünkü bunlar satın alınmaz; yaşanır, paylaşılır ve hissedilir.
Zaman ise bütün bu nimetlerin üzerine yazılmış görünmez bir takvimdir. Her geçen gün, geri dönmeyecek bir parçayı beraberinde götürür.
Bu nedenle hayatı sürekli yarına ertelemek, bazen bugünün en büyük kaybıdır.
BİR GÜN FARK EDECEKSİN; AMA O GÜN GELMEDEN ANLAMAK DA MÜMKÜN!
Bir gün fark edeceksin…
Dünyanın bütün servetine sahip olsan da huzurun yoksa eksik olduğunu; en yüksek makama ulaşsan da vicdanın rahat değilse gerçekte yükselmediğini; binlerce insan seni tanısa da seni anlayan kimse yoksa yalnızlığın kalabalıklar içinde de yaşanabildiğini…
Bir gün fark edeceksin ki hayat, başkalarına kendini ispat etmek için harcanamayacak kadar kısa; kırgınlıkları büyütmek için değerlendirilemeyecek kadar kıymetli; sevdiklerini ihmal etmek için de fazlasıyla değerlidir.
Öyleyse neden bekleyelim?
Neden özür dilemek için yılların geçmesini, bir dostu aramak için kötü bir haber almayı, ailemize sarılmak için uzaklaşmayı, sağlığımızın kıymetini anlamak için hastalanmayı bekleyelim?
Neden insanlığımızı göstermek için makamımızı kaybetmeyi, dostluğun değerini anlamak için yalnız kalmayı, huzurun önemini kavramak için hayatın bizi yormasını bekleyelim?
Hayatın en büyük bilgeliği, bazı gerçekleri yaşayarak öğrenmek zorunda kalmadan anlayabilmektir.
Bugün elinde ne varsa kıymetini bil. Sağlığını koru, ailene zaman ayır, dostlarını gözet, kimsenin hakkına girme. Makamını emanet, paranı araç, insanlığını ise ömrün boyunca taşıyacağın en büyük sorumluluk olarak gör.
Çünkü bir gün herkesin hesabı kapanacak; unvanlar, servetler ve gösterişli hayatlar geride kalacak. İnsanların hafızasında ise nasıl yaşadığın, kime ne hissettirdiğin ve geride nasıl bir iz bıraktığın kalacak.
Ve belki de hayatın sonunda kendine soracağın en önemli soru şu olacak:
“Ne kadar çok şeye sahip oldum?” değil; “Sahip olduğum hayatı ne kadar güzel yaşadım, kaç gönüle dokundum, kaç insanın duasında yer buldum?”
İşte o soruya gönül rahatlığıyla cevap verebiliyorsan, gerçek zenginliğe ulaşmışsın demektir.
Unutma: Hayatın kıymetini anlamak için son günü bekleme. Çünkü bazı şeylerin değerini anladığında, onları geri kazanmak için artık çok geç olabilir.
Bazen insanın en büyük kazancı, yeni bir şey elde etmesi değil; elindekini kaybetmeden kıymetini öğrenmesidir.
Kötü insanlar, başka insanları kendilerine benzetmek için sürekli insanların haklarını gasp ederek mutlu olurlar; ancak günün sonunda kendi yaptıkları kötülükler ve insanların haklarını çok güzel şekilde rezil olarak öderler.
Zaman en iyi şahittir.