İnsan, sözleriyle değil özüyle; makamıyla değil karakteriyle büyür. Kimi insanlar vardır, oldukları gibi görünürler; sözleriyle davranışları, düşünceleriyle eylemleri birbirini tamamlar.
Kimi insanlar da vardır ki söyledikleri başka, yaptıkları başka; yüzleri başka, gönülleri başkadır. Oysa insan olmanın en büyük erdemi, kendisiyle barışık yaşamak ve başkalarının karşısında olduğundan farklı görünmeye çalışmamaktır.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’ye atfedilen “Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol” sözü, yüzyılları aşan anlamıyla bugün de insanlığa önemli bir mesaj vermektedir. Bu söz yalnızca kişisel ahlakın değil; toplumsal güvenin, dostluğun, yöneticilik anlayışının ve kamu hizmetinin de temel ilkelerinden birini hatırlatır bunu adı olarak ise samimiyettir.
Çünkü insanın gerçek değeri, kendisini nasıl tanıttığında değil, gerçekte nasıl biri olduğunda saklıdır.
Görünüş başka, gerçek başka olmasın: Günümüzde insanların kendilerini olduğundan farklı gösterme çabasına sıkça rastlıyoruz. Kimi daha bilgili görünmek, kimi daha güçlü görünmek, kimi de çevresinde itibar kazanmak için farklı bir kimliğe bürünüyor. Söylediği sözlerle çevresine güven veriyor; fakat davranışlarıyla o güveni zedeliyor. Oysa güven, bir günde kazanılmadığı gibi bir anda da kaybedilebilir.
İnsan, dostunun yanında dost; arkasından konuşurken de aynı insan olabilmelidir. Bir ortamda savunduğu ilkeleri başka bir ortamda menfaati uğruna terk etmemelidir. Güçlünün karşısında başka, güçsüzün karşısında başka davranmamalıdır.
Gerçek karakter, insanın kendisini göstermek istediği yerde değil, kimsenin kendisini görmediğini düşündüğü yerde ortaya çıkar. Bir insanın dürüstlüğü, yalnızca doğruyu söylediği zaman değil, doğruyu söylemenin kendisine zarar verebileceği durumlarda da belli olur.
Adaleti savunması, yalnızca kendisi haklı olduğunda değil, karşısındaki insanın hakkını koruması gerektiğinde anlam kazanır.
İşte bu nedenle, insanın dış görünüşüyle iç dünyası arasında bir uçurum bulunmamalıdır. Makam geçici, karakter kalıcıdır.
Hayatın en önemli gerçeklerinden biri şudur: Hiçbir makam sonsuza kadar kimsenin değildir. Bugün bir koltukta oturan, yarın o koltuktan ayrılabilir.
Bugün kendisine büyük saygı gösterilen bir insan, yarın sıradan bir vatandaş olarak hayatına devam edebilir. Unvanlar değişir, görevler sona erer, yetkiler başkasına devredilir. Fakat insanın karakteriyle bıraktığı iz, çoğu zaman makamından daha uzun yaşar.
Özellikle kamu görevinde bulunan kişiler için bu ilke büyük önem taşır. Kamu görevi, kişisel üstünlük alanı değil, millete hizmet sorumluluğudur.
Yetki, kişisel menfaat sağlamak için değil, kanunların çizdiği sınırlar içinde kamu yararını gerçekleştirmek için kullanılır. Bir kamu görevlisinin başarısı yalnızca imzaladığı evraklarla, yönettiği bütçeyle veya taşıdığı unvanla ölçülemez. Vatandaşa nasıl davrandığı, kamu kaynaklarını nasıl koruduğu, hukuka ne kadar bağlı kaldığı ve zor kararlar karşısında ne kadar adil davrandığı da önemlidir.
Devlet hizmetinde asıl itibar, yüksek sesle konuşmakta değil, sorumluluğu hakkıyla yerine getirmektedir. Bir vatandaşın işini kolaylaştırmak, hakkını zamanında teslim etmek, mevzuatı herkese eşit uygulamak ve kişisel yakınlıkları kararların önüne geçirmemek; dürüst yöneticiliğin temel göstergeleridir.
Çünkü makam insanı büyütmez; insan, makamına değer katar. Sözümüz başka, davranışımız başka olmasın. Toplum olarak en fazla ihtiyaç duyduğumuz değerlerden biri, söz ile davranış arasındaki tutarlılıktır. Dürüstlükten söz edip başkasının hakkını görmezden gelmek, adaleti savunup işimize geldiğinde ayrıcalık beklemek, birlik ve beraberlik çağrısı yapıp insanları ayrıştırmak, saygı bekleyip başkalarına saygı göstermemek ciddi bir çelişkidir.
İnsan önce kendi davranışlarına bakmalıdır. Başkalarının yanlışlarını sıralamadan önce kendi eksiklerini görebilmelidir. Herkesin hatasını konuşurken kendi hatalarını da kabul edebilmelidir. Gerektiğinde özür dilemeyi, yanlışından dönmeyi ve hak sahibine hakkını teslim etmeyi bilmelidir. Zira olgunluk, hiç hata yapmamak değildir. Olgunluk, yaptığı hatayı fark edebilmek ve onu düzeltmek için sorumluluk alabilmektir.
İnsanların birbirine duyduğu güven, büyük vaatlerden çok küçük ama tutarlı davranışlarla oluşur. Verilen sözün tutulması, emanete sahip çıkılması, sırların korunması, haksızlık karşısında sessiz kalınmaması ve insanlara değer verilmesi bu güvenin temel taşlarıdır. Bir insanın sözüne güveniliyorsa bunun sebebi, her zaman güzel konuşması değildir. Söylediğinin arkasında durmasıdır.
Mevlânâ’nın çağrısı: Önce kendini tanı: Mevlânâ’nın düşünce dünyasında insanın kendi iç âlemini tanıması, nefsini sorgulaması ve ahlaki olgunluğa yönelmesi önemli bir yer tutar. Ona atfedilen bu söz de insanı önce kendisiyle yüzleşmeye davet eden bir öğüt olarak okunabilir. Başkalarının gözündeki kusurları görmek kolaydır. Zor olan, insanın kendi kusurlarını kabul edebilmesidir. Kimi zaman insan, çevresindekilerin kendisini nasıl gördüğüne gereğinden fazla önem verir. Daha itibarlı, daha başarılı, daha güçlü görünmek için çaba harcar. Fakat bu çaba, insanın kendi özünden uzaklaşmasına neden oluyorsa kazanılan itibarın da sağlam bir temeli kalmaz.
Gerçek olgunluk, herkesin beğenisini kazanmak değildir. Kendi değerlerini bilmek, doğru bildiği yolda ölçülü ve kararlı yürümek, başkalarının haklarına saygı göstermek ve vicdanıyla hesaplaşabilmektir. İnsan, her zaman herkesi memnun edemez. Fakat dürüstlüğünü, adalet duygusunu ve insanlık değerlerini korumak için gayret gösterebilir.
Biz bunun için zaman zaman kendimize şu soruları sormalıyız:
* Söylediklerimle yaptıklarım birbirini tutuyor mu?
* İnsanlara, makamlarına ve bana sağlayabilecekleri menfaatlere göre mi davranıyorum?
* Yanlış yaptığımda bunu kabul edebiliyor muyum?
* Bana emanet edilen sorumlulukları hakkıyla yerine getiriyor muyum?
* Kimsenin görmediği yerde de aynı ahlaki ölçülere bağlı kalabiliyor muyum?
Bu soruların cevapları, insanın kendi karakterini değerlendirmesine yardımcı olabilir.
Dostlukta, ailede ve toplumda samimiyet: Samimiyet yalnızca yöneticilerin veya kamu görevlilerinin ihtiyacı değildir. Ailede, dostlukta, komşulukta, ticarette ve toplumsal ilişkilerde de güvenin temelidir. Bir ailede sevgi, yalnızca güzel sözlerle değil, davranışlarla yaşatılır. Çocuklara dürüstlük öğütleyip onların yanında farklı davranmak, verilen eğitimin etkisini zayıflatır.
Dostlukta sadakatten söz edip çıkar çatışması yaşandığında dostunu yalnız bırakmak, güveni sarsar. Ticarette güvenilir olmak, yalnızca sözleşmeye imza atmakla sınırlı değildir; verilen taahhütleri yerine getirmek ve karşı tarafın hakkını gözetmek de önemlidir.
Toplumsal hayatta ise farklı düşüncelere sahip insanlara saygı göstermek, eleştiriyi hakaretle karıştırmamak ve insanları yalnızca kendimize yakınlıkları üzerinden değerlendirmemek gerekir. Bir toplumun huzuru, herkesin aynı düşünceye sahip olmasıyla değil, farklılıklar içinde dürüstlük ve karşılıklı saygıyı koruyabilmesiyle güçlenir. İnsanların birbirine güvenmediği bir yerde en güzel sözler bile etkisini kaybeder. Buna karşılık, davranışlarıyla güven veren bir insanın az sözü bile büyük anlam taşır.
Unutmayalım: İnsanlık bir emanettir. İnsanın sahip olduğu makam, servet, bilgi ve yetenek birer imkândır. Bu imkânların gerçek değeri, nasıl kullanıldıklarıyla ortaya çıkar. Bilgi, insanları küçümsemek için değil, onlara faydalı olmak için kullanılmalıdır. Yetki, korku oluşturmak için değil, sorumlulukları yerine getirmek için kullanılmalıdır. Servet, üstünlük taslamak için değil, imkânlar ölçüsünde iyiliğe vesile olmak için değerlendirilmelidir. İnsan, kendisine emanet edilen her şeyi korumaya çalışmalıdır: Ailesini, dostluğunu, görevini, itibarını, sözünü ve vicdanını…
Özellikle kamu kaynakları ve kamu yetkisi söz konusu olduğunda emanet bilinci daha da önemlidir. Çünkü kamu görevi kişisel bir ayrıcalık değil, topluma karşı hesap verebilirlik gerektiren bir sorumluluktur.
Hukuka bağlılık, eşitlik, tarafsızlık, dürüstlük ve kamu yararı; yalnızca yazılı kurallarda kalan kavramlar olmamalı, günlük davranışlarda da karşılığını bulmalıdır. İnsanların güvenini kazanmak için kusursuz görünmeye gerek yoktur.
Gereken, yanlış karşısında dürüst olmak, sorumluluktan kaçmamak ve doğru davranmak için çaba göstermektir.
Bu hayatta her zaman kendin ol, özünden vazgeçme!
Hayat, insanın kendisini başkalarına ispat etme yarışı değildir. Asıl mesele, zamanın ve şartların değiştiği bir dünyada insanlığımızı koruyabilmektir. Bugün alkışlayanlar yarın susabilir. Bugün yanımızda olanlar yarın uzaklaşabilir. Bugün sahip olduğumuz makamlar, imkânlar ve unvanlar bir gün geride kalabilir.
Fakat dürüstlüğümüzle, adaletimizle, merhametimizle ve insanlara bıraktığımız güzel izlerle anılabiliriz. Bu nedenle insan, başkalarına farklı görünmek için değil, kendi değerlerine uygun yaşamak için gayret göstermelidir. Yanlışını kabul etmekten korkmamalı, doğruluğu menfaatine göre değiştirmemeli, insanlara makamına göre değil insan oldukları için değer vermelidir. Unutmayalım ki güven, sözle istenir ama davranışla kazanılır; itibar, makamla elde edilebilir ama karakterle korunur.
Öyleyse gelin, hayatımızın her alanında sözümüzle özümüzü birleştirelim. Doğruluğu yalnızca başkalarından beklemeyelim; önce kendimiz uygulayalım. Adaleti yalnızca bize lazım olduğunda hatırlamayalım; başkasının hakkını korumamız gerektiğinde de aynı hassasiyeti gösterelim. Çünkü insanın gerçek büyüklüğü, olduğundan daha büyük görünmesinde değil, olduğu insanın hakkını verebilmesindedir.
Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol: Bu sözü yalnızca başkalarına hatırlatılan bir öğüt olarak değil, her sabah kendimize sormamız gereken bir vicdan sorusu olarak görelim.
Ben gerçekten olduğum kişi miyim?
Söylediklerim, yaptıklarım ve savunduğum değerler birbiriyle örtüşüyor mu?
Bu soruya gönül rahatlığıyla cevap verebiliyorsak, en kıymetli zenginliklerden birine sahibiz demektir.
Çünkü günün sonunda insanı değerli kılan ne kadar tanındığı değil ne kadar güven verdiği ne kadar adil davrandığı ve ardında nasıl bir insanlık mirası bıraktığıdır.
İnsan değişebilir, makamlar el değiştirebilir, zaman geçebilir.
Fakat dürüstlükle kazanılmış itibar, insanın hayatına anlam katan en kıymetli miraslardan biridir.
Sözümüz doğru, özümüz temiz, yolumuz adalet olsun.