Bazı insanlar vardır; hayatlarını yalnızca kendileri için değil, bir milletin geleceği için yaşarlar. Onların hikâyesinde fedakârlık vardır, cesaret vardır, sabır vardır. Kimi zaman bir cephede, kimi zaman bir sınır karakolunda, kimi zaman da vatanın en zor günlerinde milletinin yanında olmanın ağır sorumluluğunu taşırlar.
İşte gazilerimiz, böyle bir fedakârlığın yaşayan temsilcileridir. Her yıl 19 Eylül’de kutladığımız Gaziler Günü, yalnızca takvimde yer alan özel bir gün değildir.
Bugün; vatanın bağımsızlığı, milletin huzuru ve devletimizin bütünlüğü için mücadele etmiş kahramanlarımızı hatırlama, onlara olan vefa borcumuzu yeniden dile getirme günüdür.
Çünkü bir milletin büyüklüğü, yalnızca kazandığı savaşlarla değil; o savaşlarda fedakârlık gösteren insanlarına verdiği değerle de ölçülür. Gazilik, bir ömür taşınan onurdur. Gazilik, birkaç cümleyle anlatılabilecek sıradan bir unvan değildir. Bir insanın hayatında derin izler bırakan fedakârlığın adıdır.
Gazilerimiz, vatan savunmasının yalnızca tarih kitaplarında yazan bir kavram olmadığını bize hatırlatırlar. Onların taşıdığı izler, milletimizin yaşadığı yakın tarihin canlı hatıralarıdır. Kimi gazimizin bedeninde bir savaşın izi vardır, kimisinin hafızasında yıllar geçse de unutulmayan hatıralar…
Fakat hepsinin ortak noktası aynıdır: Vatan söz konusu olduğunda hiçbir fedakârlıktan kaçınmamış olmaları. Bugün evlerimizde huzurla oturabiliyor, çocuklarımızı güven içinde okula gönderebiliyor, bayrağımızın altında özgürce yaşayabiliyorsak, geçmişte bu topraklar için mücadele eden insanların fedakârlıklarını unutmamamız gerekir. Tarihimizin sessiz kahramanları, Türk tarihine baktığımızda vatan savunmasının ve fedakârlığın sayısız örneğini görürüz.
Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde nice insan, sahip olduğu en değerli varlığı olan canını ve sağlığını vatan uğruna ortaya koymuştur. Çanakkale’de cepheye koşan gençler, İstiklal Harbi’nde Anadolu’nun dört bir yanından mücadeleye katılan insanlar, vatanın bağımsızlığı için omuz omuza veren kahramanlar…
Onların mücadelesi bize çok önemli bir gerçeği öğretmektedir: Bağımsızlık, kendiliğinden kazanılan bir değer değildir. Bağımsızlığın arkasında fedakârlık, mücadele ve büyük bir sorumluluk vardır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatı da bu mücadelenin en önemli örneklerinden biridir.
Atatürk’e Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 19 Eylül 1921 tarihinde “Gazi” unvanı ve Mareşal rütbesi verilmesi, bu tarihin Gaziler Günü olarak anılmasının tarihî temelini oluşturmuştur. Bu nedenle 19 Eylül, yalnızca bugünün gazilerini değil, geçmişten bugüne vatan savunmasında görev almış bütün gazilerimizi hatırlamak açısından ayrı bir anlam taşımaktadır.
Bir toplumun vefa ölçüsü, Gazilerimizi hatırlamak, sadece 19 Eylül’de birkaç güzel cümle kurmakla sınırlı kalmamalıdır. Asıl mesele, gazilerimizin toplumdaki yerini ve değerini her gün hatırlamaktır.
Bir gazimize selam vermek…
Onun hatırasını dinlemek…
Hayat hikâyesini gençlerimize anlatmak…
Çocuklarımıza gaziliğin anlamını öğretmek…
Bunların her biri vefanın bir parçasıdır.
Çünkü gelecek nesiller, geçmişin fedakârlıklarını bilmeden geleceğin değerlerini yeterince anlayamaz. Bugünün çocukları ve gençleri belki savaşların acılarını yaşamıyor olabilirler. Ancak onların özgürlük, bağımsızlık ve barış içinde yaşayabilmeleri için geçmişte büyük bedeller ödenmiştir. Bu nedenle gazilerimizin hayat hikâyeleri yalnızca birer kişisel hatıra değil, aynı zamanda toplumumuzun ortak hafızasıdır.
Şehitlerimizi de unutmadan, Gaziler Günü’nün anlamını düşünürken şehitlerimizi de unutmamak gerekir. Bazı kahramanlarımız mücadele ettikleri cephelerden evlerine dönemedi. Onların yarım kalan hayatları, ailelerinin özlemleri ve geride bıraktıkları hatıraları milletimizin hafızasında yaşamaya devam ediyor.
Şehitlik ve gazilik, milletimizin vatan sevgisi ve fedakârlık anlayışında özel bir yere sahiptir. Bu nedenle bugün gazilerimizi anarken, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere vatan uğruna hayatını kaybeden bütün şehitlerimizi de rahmet, minnet ve saygıyla anmak gerekir.
Gazilerimizin çocuklarımıza anlatacağı çok şey var, Bence Gaziler Günü’nün en önemli mesajlarından biri de budur: Çocuklarımız gazilerimizi tanımalıdır. Bir tarih kitabında okunan birkaç satır ile bir gazinin kendi yaşadığı olayı anlatması aynı şey değildir. Bir gazi, yaşadığı dönemin canlı tanığıdır. Onun anlattığı bir anı, bazen onlarca sayfalık tarih kitabının anlatamadığı duyguyu çocuklarımıza aktarabilir. Bu nedenle okullarımızda gazilerimizle öğrencilerimizi buluşturmak, onların hayat hikâyelerini genç nesillere aktarmak son derece değerlidir.
Çocuklarımız gazilerimizi tanıdıkça; vatan, bayrak, bağımsızlık, barış ve sorumluluk gibi kavramların anlamını da daha iyi kavrayacaktır.
Gazilerimize yalnızca bugün değil, her gün vefa, Gaziler Günü vesilesiyle hepimizin kendisine şu soruyu sorması gerekir: Gazilerimize karşı vefa borcumuzu nasıl daha güçlü gösterebiliriz. Bunun cevabı sadece maddi desteklerde aranamaz. Elbette gazilerimizin kanunlarla tanınmış haklarının korunması, sosyal ve ekonomik hayatlarında karşılaşabilecekleri sorunların çözülmesi önemlidir. Ancak bunun yanında toplumun manevi desteği de büyük önem taşır.
Bir gazinin kendisini toplumun değerli bir parçası olarak hissetmesi, hatırlanması ve saygı görmesi de en az diğer destekler kadar anlamlıdır. Çünkü vefa, yalnızca mevzuatın konusu değildir. Vefa aynı zamanda bir ahlak ve insanlık meselesidir. Gazilerimizin hikâyelerini anlatırken çocuklarımıza yalnızca savaşmayı değil, barışın değerini de öğretmeliyiz. Çünkü vatanını seven bir toplum, barışın kıymetini de bilir. Savaşların geride bıraktığı acılar, bize barışın ne kadar önemli olduğunu gösterir.
Gazilerimizin yaşadığı fedakârlıklar, gelecek nesillere daha huzurlu ve güvenli bir dünya bırakma sorumluluğumuzu da hatırlatmalıdır. Bu nedenle Gaziler Günü; sadece geçmişi anma değil, geleceğe dair sorumluluklarımızı düşünme günüdür.
Unutursak eksiliriz: Bugün bayrağımız gökyüzünde dalgalanıyorsa, bunun arkasında büyük bir tarih ve büyük fedakârlıklar vardır. Bugün çocuklarımız okullarına güven içinde gidiyorsa, bunun arkasında geçmişten bugüne vatan için mücadele eden insanların emeği vardır. Bugün Cumhuriyetimizin değerleriyle geleceğe bakabiliyorsak, bunda şehitlerimizin ve gazilerimizin büyük payı vardır.
Bu nedenle Gaziler Günü’nde bir kez daha hatırlayalım: Gazilerimiz bizim tarihimizdir, Gazilerimiz bizim hafızamızdır, Gazilerimiz vatan sevgisinin yaşayan tanıklarıdır, Onlara göstereceğimiz saygı, aslında kendi tarihimize gösterdiğimiz saygıdır.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, vatanımızın bağımsızlığı ve güvenliği için mücadele etmiş bütün gazilerimizi saygı, minnet ve şükranla anıyorum. Aramızdan ayrılan gazilerimize ve vatan uğruna hayatını kaybeden aziz şehitlerimize Yüce ALLAH’tan rahmet diliyorum. Hayatta olan tüm gazilerimize sağlık, huzur ve uzun ömür temenni ediyorum.
19 Eylül Gaziler Günü kutlu olsun.
Unutmayalım: Bir millet, kendisi için fedakârlık yapanları unutmadığı sürece güçlüdür.
Gazilerimizin taşıdığı madalya yalnızca göğüslerinde değil, milletimizin vicdanında daima yaşayacaktır.
Aziz Şehitlerimize ve Gazilerimize Duam: "Ey Yüce ALLH’IM, Başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere; bu toprakları bize vatan kılan, al bayrağımızın gölgesinde huzurla yaşamamız için canlarını feda eden bütün aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmetle, minnetle ve şükranla yâd ediyorum. Sen Rahman ve Rahim'sin; onların mekanını cennet, makamlarını ali eyle. Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) komşu eyle. Ruhlarını şad, kabirlerini nur, makamlarını cennet bahçelerinden bir bahçe eyle.