1 Ağustos 1914 ‘te Almanya Çarlık Rusyasına saldırdı ve 1. Dünya Savaşı’nı başlattı. 2 Ağustos 1914’te de Osmanlı Devleti Almanya ile gizli bir anlaşma imzaladı… 29 Ekim 1914’te Alman amiralinin komutasında Karadeniz’e açılan Göben ve Braslav gemileri, Kırım’daki Sivastapol Limanı’nı bombaladı.. Bu olaydan üç gün sonra 2 Kasım 1914’te Rus orduları Kafkas sınırından Türk topraklarına girdi; böylelikle bu ölümcül sürece katıldı Osmanlı Devleti… İmparatorluk için Birinci Dünya Savaşı böyle başladı.. Evet dönüşü olmayan yola girilmişti artık…
Devletin başında padişah Beşinci Mehmet Reşat, Sadrazam da Said Halim Paşa’ydı ama İktidarın asıl sahipleri İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin liderleri Enver Paşa (Harbiye Nazırı ve Başkumandan vekili) –Tal’at Paşa (Dahiliye Nazırı) ve Cemal Paşa’dan oluşan yönetimdi..
Birinci Dünya Savaşı’nın hemen ilk aylarında Osmanlı ülkesi Güneyden Irak ve Suriye; Batıdan Çanakale, Doğudan Kafkasya bölgelerinde düşman hücumlarına maruz kaldı; bu da gösteriyor ki imparatorluğu parçalama-paylaşma planları, İngiltere, Fransa ve Rusya tarafından hazırlanmış ve uygulamaya konulmuştu..
İşte bu savaşın başladığı süreçte İngiliz orduları Mekke Şerifi Hüseyin’in Osmanlı’ya isyanı ve öteki Arap kabilelerinin ihanetiyle Dicle Nehri kıyısındaki bir yerleşim birimi olan Kunt kentini, 26 Eylül 1915 tarihinde General Townshend komutasındaki birliklerle işgal ettiler… İngilizler Hindistan üzerinden gelen petrol yataklarını ele geçirmek ve Bağdat’a ulaşmak için Basra körfezinden kuzeye doğru harekete geçmişlerdi; “Üç B”ydi hedefleri Basra-Bağdat-Bakü… Petrol kaynakları….
1915 yılı sonuna kadar Enver Paşa’nın silah altına aldığı asker sayısının 2.523 000‘ne vardığını Harbiye Nezareti Harp Dairesinin mahrem kayıtlarından öğreniyoruz. Başkomutan Vekili Enver Paşa’nın emriyle teşkil olunan ordular “Turan hayaliyle” Irak -Kafkasya-İran bölgelerine gönderilmiş ve buralarda aylarca kahramanca savaşmışlardır..
Bu orduların komutanları arasında ünlü Alman generalleri de vardı; o tarihlerde henüz yarbay rütbesinde bulunan Mustafa Kemal Bey’in Alman subaylarına geniş yetkiler verilmesine karşı çıktığı biliniyor..
Birinci Dünya Savaşı’na giren Avrupa devletlerinin yolları düzgün, konaklama mesafeleri kısa, demiryolları hızlı ve muntazam, motorlu araçları da yeterli olduğundan onların ordu birlikleri bir yerden bir yere kolayca gidebiliyorlardı; halbuki Anadolu’da demiryolu ulaşımı Pozantı’da bitiyordu ayrıca lokomotiflerin çalışması için yeterli kömür olmadığından yol boyunca dağlardan tepelerden ağaçlar kesiliyor ulaşım aksıyor trenler zamanında varamıyorlardı yerlerine; Irak, Suriye, Kafkasya, Basra cephelerine gönderilen birlikler yolsuz izsiz kervan yollarında günlerce yürürüyorlar ve savaşlara giriyorlardı.
Buralarda savaşan subaylar son derece cesur, vatan için ölümü göze almış kişilerdi; Enver Paşa’nın amcası Kut kahramanı Halil Paşa çok cesaret gösteren Genç Teğmen Selahattin’e “Cesaretin en üst noktası Şehadetttir. Sizin şehadetinizi görmek isterim“ demiştir (Halil Paşa’ya Kut soyadını Atatürk vermişti.)
1915 yılı başlarında Basra’ya asker çıkaran İngilizlere karşı Süleyman Askeri Bey komutasında birlikler gönderilmişti; ancak Arap kabilelerinin ve Arap askerlerinin ihaneti sonucu Basra’da İngilizlere yenilen Teşkilatı Mahsusa Başkanı Süleyman Askeri, onuruna yediremeyip intihar etti… O İttihat ve Terakki’nin kurmay fedailerindendi, subaydı, Osmanlı’nın ilk istihbarat teşkilatı “Teşkilat-ı Mahsusa’nın başkanıydı… Diğerleri gibi kader seçimini yaptı: Vatan için öldürmek ve ölmek…
Evet, Arap şeyhleri İngiliz casusu ünlü Lavrens’in dağıttığı altınlar karşısında Türk ordularını sattılar; Gertrude Bell adlı İngiliz casusu kadın Arap çöllerindeki Petrol yataklarına sahip olmak için isyanları körükledi; binlerce Anadolu genci evlerine dönemedi bir daha…
Basra’dan kuzeye doğru, Dicle Nehri boyunca uzanan topraklarda süren şiddetli vuruşmalar sürecinde General Townsehend komutasındaki İngiliz ordusu, Kasım 1915’te Selman-ı Pak Muharebesi’nden sonra geri çekilerek Dicle kıyısındaki Kut’ül Amare’ye sığınmıştır.
Osmanlı birlikleri Nurettin Paşa daha sonra da Halil Paşa komutasında büyük kayıplara rağmen Kut’ül Amare’yi zorlayarak İngilizleri yenmişlerdir…
Kut'ül Amare Savaşı (29 Nisan 1916), I. Dünya Savaşı'nın Irak Cephesi'nde Türk ordusunun İngiliz birliklerini Dicle Nehri kıyısında kuşatarak teslim aldığı, Çanakkale'den sonraki en büyük zaferdir. Halil Paşa komutasındaki Türk ordusu, yaklaşık 13.300 İngiliz askerini esir alarak İngiliz tarihinin en büyük bozgunlarından birini yaşatmıştır.
7 Aralık 1915’te başlayan kuşatma - 29 Nisan 1916’da, yaklaşık beş aylık sürede kesin bir zaferle bitmiştir.
Kut Savaşı, Osmanlı'nın son büyük zaferi olup, Çanakkale Savaşı'ndan sonra I. Dünya Savaşı’nda Türk ordusunun İngilizlere karşı kazandığı büyük bir zaferdir ve uzun süre "Kut Bayramı" olarak kutlanmıştır.
Bizim için savaş 29 Ekim 1914 ‘ten 30 Ekim 1918’e kadar sürdü; bu süreçte Ruslar 2 milyon, İngilizler Suriye ve Irak’ta 1;5 milyon, İngiliz ve Fransızlar Çanakkale’de 1 milyon asker göndermişlerdir: Demek ki bu büyük savaşta 5 milyon düşman askerine karşı savaşmış Anadolu çocukları..
Irak Suriye Çanakkale Kafkasya cephelerinde savaşan subayların hemen hepsi Türk İstiklâl Savaş’ında görev almışlardır…
Kut Bayramı, zaferin kazanıldığı 1916 yılından itibaren 1952 yılına kadar her yıl büyük coşkuyla kutlanmıştır; ancak 1952 yılında Adnan Menderes yönetimindeki Demokrat Parti (DP) hükümeti tarafından kaldırılmıştır
Tarihçiler ve çeşitli kaynaklar, bu bayramın kaldırılmasını Türkiye'nin 1952 yılında NATO ve İngiltere ile olan ilişkilerin iyileştirilmesi sürecine bağlamaktadır.
Not: Unutturulmaya çalışıldığı iddia edilen bu zafer, 2010'lu yıllardan itibaren tekrar kapsamlı şekilde anılmaya ve kutlanmaya başlanmıştır.