Agah Bıyıkoğlu

Milli Maçların Ardından

Agah Bıyıkoğlu

Amerika’da oynadığımız Dünya kupası” maçından sonra mili takımımız sessizliğie büründü adeta ve geçen Cuma günü Fransa ile oynadı ve 1-0 yenildi. Dünya 4.’sü  bir takıma karşı normal sayıldı bu skor… Birkaç gol pozisyonu da bulduk,ve “Önümüzdeki maçlara  maçlara  bakalım “  Ancak İtalya yenilgisine ne demeli ? Çok kötü bir süreç yaşayan  İtalya takımından  yediğimiz gollere ne diyeceğiz? 
Amatörce  bir orta saha. Oyunu bırakan bir savunma adeta “yol geçen hanı”.  Şut bile deneyemeyen bir forvet hattı(forvet yok ya)
Peki neden böyle olduk? AMilli Futbol Takımımızda teknik direktör Vincenzo Montella, UEFA Uluslar A Ligi 1. Grubu'ndaki Fransa ve İtalya maçlarında kadro seçimi ve oyun planı bakımından radikal adımlar atsa da alınan üst üste iki mağlubiyet eleştirileri beraberinde getirdi.
Montella’nın eylül ayı maçlarındaki kadro tercihleri, taktiksel yaklaşımı ve sahaya yansıyan oyun şekli şu maddelerle özetlenebilir:
Kadro Tercihleri ve Zorunlu Eksikler
• Eksiklerin Hissedilen Yokluğu: Takım kaptanı Hakan Çalhanoğlu, hücumun ana silahı Kenan Yıldız ve bek rotasyonunun önemli ismi Mert Müldür'ün sakatlıkları, Montella'nın oyun planını derinden sarstı. İleri uçta top tutma ve orta sahada oyun liderliği eksikliği net şekilde hissedildi.
• Sürpriz 11 Tercihleri ve Gençleşme: Montella, özellikle Fransa maçında kalede Uğurcan Çakır; savunmada Zeki Çelik, Merih Demiral, Abdülkerim Bardakcı, Ferdi Kadıoğlu; orta sahada Salih Özcan ve İsmail Yüksek'e şans verdi. En büyük sürprizi ise hücum hattında Can Uzun ve Oğuz Aydın'ı ilk 11'de başlatarak yaptı. Portekiz'de iyi bir çıkış yakalayan genç forvet Deniz Gül de rotasyona dahil edilen isimlerdendi.
Kritik Kaleci Cezası: Fransa maçında Uğurcan Çakır'ın kırmızı kart görmesi sebebiyle, İtalya karşısında kaleyi zorunlu olarak Altay Bayındır devraldı.
 Merkezde Arda Güler Özgürlüğü: Montella takımı 4-2-3-1 dizilişiyle sahaya sürüyor. Hakan'ın yokluğunda hücum üretkenliğinin tüm yükü Arda Güler'in omuzlarına bindi. Arda serbest oynayarak savunma arkasına paslar atmaya çalışsa da rakiplerin yoğun fiziksel baskısı altında zaman zaman yalnız kaldı.
Kanat Bindirmeleri ve Hızlı Geçişler: İtalya maçından önce Montella'nın ana planı, beklerin (Zeki ve Eren Elmalı) bindirmeleriyle kanatları efektif kullanmak ve İtalya'nın geriden oyun kurmasını engellemekti. Nitekim İtalya maçında attığımız tek gol de bu hareketli kanat akınlarının bir ürünü olarak Barış Alper Yılmaz ile geldi.
Hücumda Son Vuruş ve Üretkenlik Sorunu: İki maçta da en büyük defomuz "üçüncü bölge" olarak adlandırılan gol yollarındaki bitiricilik zaafı oldu. Net bir santrfor profiliyle oynamamak ya da genç oyuncuların bu seviyedeki tecrübesizliği, yakalanan az sayıda pozisyonun cömertçe harcanmasına yol açtı.Ülkemizdeki yüzlerce genç takımdan bir santrafor bulamıyorsak yazık bize..
Savunmaya geçişlerde   Konsantrasyon Kaybı: İtalya karşısında ilk yarıda yenilen ardı ardına 3 gol, takımın baskı yediğinde ya da top kaybettiğinde savunma yerleşimini doğru yapamadığını gösterdi. Salih ve İsmail ikilisinin arkaya kaçırdığı toplar, stoper hattımızın (Merih - Ozan) dengesini bozd
Montella cesur, topa sahip olmak isteyen ve genç yetenekleri sahaya sürmekten çekinmeyen bir İtalyan ekolü yaratmak istiyor. Ancak Fransa ve İtalya gibi dünya devlerine karşı fiziksel güç, orta saha direnci ve bitirici vuruş kalitesi eksik kalınca sistem çöktü. Önümüzdeki Belçika maçında daha dengeli ve savunma güvenliğini ön planda tutan bir taktik tercih edilmesi beklenebilir.
Hem net bir 9 numaranın olmaması hem de orta sahanın çok kolay geçiş şansı vermesi, A Milli Takımımızın elit seviyedeki takımlara karşı yaşadığı yapısal krizin tam olarak iki ana sütunudur. Bu iki sorun birbirini tetikleyerek takımın sahadaki tüm dengesini bozuyor.
1. Net Bir "9 Numara" Eksikliği (Hücumda Çaresizlik))
Montella’nın santrforsuz ya da gezgin forvetlerle (Can Uzun, Barış Alper) oynama ısrarı, Fransa ve İtalya gibi fizikli stoperlere sahip takımlara karşı duvara tosladı.
Topu Önde Tutamıyoruz: İleri uçta Upamecano, Saliba veya Bastoni gibi dünya çapındaki stoperlerin arasında fiziksel olarak ayakta kalacak, topu saklayacak bir pivot santrforumuz olmadığı için takım boyu çok uzuyor. Topu üçüncü bölgeye taşıdığımızda hemen kaybediyoruz.
2. Orta Sahada Kolay Geçiş İzni (Savunmada Çaresizlik)
Baskı Kırılınca Savunma Çöküyor: Salih Özcan ve İsmail Yüksek ikilisi dinamik ve savaşçı oyuncular olsalar da, top bizdeyken yapılan basit pas hatalarından sonra geriye doğru koşularda pozisyon algısını kaybediyorlar.
Alan Paylaşımı Sorunu: Fransa ve İtalya gibi takımlar, merkezdeki pas trafiğiyle İsmail ve Salih’i erinden söküyor. Onların boşalttığı alanlara sızan Thuram, Olise veya Frattesi gibi oyuncular stoperlerimizle (Merih - Abdülkerim) direkt karşı karşıya kalıyor. İtalya maçında ilk yarıda yediğimiz 3 golün tamamı bu merkez bloktaki yerleşim hatasından ve dönen topları toplayamamaktan kaynaklandı.
BU İKİ PROBLEM SAHADA ŞU ŞEKİLDE BİRLEŞİYOR: İLERİDE TOP TUTAMADIĞIMIZ (9 NUMARA EKSİKLİĞİ) İÇİN TOPU HEMEN RAKİBE TESLİM EDİYORUZ. RAKİP HIZLA HÜCUMA KALKTIĞINDA ORTA SAHAMIZ (GEÇİŞ ZAFİYETİ) RAKİBİ KARŞILAMAKTA GECİKİYOR. BU DURUM SAVUNMA HATTIMIZIN SÜREKLİ GERİYE KAÇMASINA, TAKIMIN BOYUNUN UZAMASINA VE OYUNCULARIN FİZİKSEL OLARAK ERKEN TÜKENMESİNE YOL AÇIYOR 
2. Sahte Değil, Gerçek Forvet: Fiziksel olarak yıpratıcı olan Belçika savunmasına karşı, gerekirse oyun tarzı tam oturmamış olsa bile Deniz Gül veya doğrudan ceza sahası içi etkinliği olan bir ismi en uçta başlatıp Barış Alper'i yine yıpratıcı bir kanat olarak kullanmak daha doğru bir tercih 
Belçika maçında savunmayı sağlama alarak kontraatak aramak çok daha rasyonel ve ayakları yere basan bir tercih olur. Fransa ve İtalya maçlarında alınan ağır hasarlardan sonra, Belçika gibi geçiş hücumlarını dünyada en iyi yapan takımlardan birine karşı deplasmanda açık oynamak futbol intiharı anlamına gelecektir.

Hız Faktörü: Elimizde Barış Alper Yılmaz, Oğuz Aydın ve Ferdi Kadıoğlu gibi çok atletik, geniş alanda süratlenen oyuncular var. Set oyunu oynamaya çalışıp rakip ceza sahası çevresinde pas yapmaktansa, savunmayı derinde kurup bu oyuncuların hızını arkadaki boşluklara koşturmak çok daha ölümcül sonuçlar verir.
Arda Güler’in Pas Vizyonu: Arda Güler, dar alanda çalım atmaktan ziyade derinlemesine ve savunma arkasına attığı milimetrik paslarla fark yaratan bir yıldız . Takım savunmada kalıp topu kaptığında, Arda'nın kazanılan toplarla Barış Alper veya kanatları savunma arkasına kaçırması en büyük gol silahımız olur.

Yazarın Diğer Yazıları