“BİR YOLCUYA
Dur yolcu. Bilmeden gelip bastığın /Bu toprak bir devrin battığı yerdir
Eğil de kulak ver, bu sâkit yığın/Bir vatan kalbinin attığı yerdir
Bu ıssız gölgesiz yolun solunda /Gördüğün bu tümsek Anadolu’nda
İstiklâl uğrunda ,namus yolunda /Can veren Mehmed’in yattığı yerdir
Bu tümsek ,koparken büyük zelzele/Son vatan cüz’ü de geçerken ele
Mehmed’in düşmanı boğduğu sele/Mübarek kanını kattığı yerdir
Düşün ki haşrolan kemik, kan, etin/Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin
Bir harbin sonunda bütün milletin /Hürriyet zevkini tattığı yerdir” (1922 Necmettin Halil)
(Sâkit: Sessiz Cüz: Parça)
26 Ağustos günü Kocatape’den sökülüp atılan Yunan işgal ordusu Altıntaş ve Dumlupınar yönüne doğru kaçmaya, bir taraftan da toparlanmaya çalışıyordu. Düşmanı imha etmek ve kesin sonuç almak için ne gerekiyorsa yapılacaktı artık… Dumlupınar’da yapıldı bu iş…
İstiklal Savaşı tarihimizin fevkalade önemli dönemeçlerinden, ulusumuzun kaderini belirleyen en şerefli ve en ahlaklı bir mücadele süreci olan Dumlupınar başkumandanlık meydan muharebesini, en yetkili ağızdan, Atatürk’ün ağzından dinlemek, yaşadığımız günlerin de önemine binaen çok yararlı olacağını düşünüyorum.
29/30 Ağustos 1922 gecesi Atatürk, bugün Anıtpark karşısındaki Zafer Müzesi olan binada kalmaktadır; sabaha karşı Garp Cephesi Harekât Şube Müdürü Tevfik Bey (Bıyıklıoğlu) Atatürk’e çeşitli karargâhlardan gelen raporları sunar. Haritaya bakan Atatürk, düşmanın mühim kuvvetlerinin ordularımız tarafından çember içine alındığını görür ve derhal Fevzi ve İsmet Paşalarla durumu görüşür ve kesinlikle hükmederler ki “Türk’ün kurtuluş güneşi 30 Ağustos sabahı ufuktan bütün şaşaasıyla doğacaktır” Bu durumda ordulara saat 6.30’da yeni bir emir ve talimat yazılır. Fakat Atatürk sadece yazılı emirle yetinmez; çünkü duruma hakim olmak için çok hızlı hareket etmek gerektiğini bilmektedir... Hemen Fevzi Paşa’yı Altıntaş’a ve süvari kolordumuzun yanına bizzat gönderir, harekât planını düzenlemesini ister ondan… Kendisi de düşmanın büyük kuvvetlerini takip eden Birinci ordu karargâhına hareket eder, Bugün adı Zafertepe olan tepeden kumanda eder ordularımıza… Bu tarihi anları iki yıl sonra geldiği Dumlupınar’daki törende şöyle anlatır: “İkinci fırkamız, düşmanın asli kuvvetlerine taarruz için yayılarak ilerliyordu. Şu gördüğünüz Çal köyü alevler içindeydi. Düşman kuvvetlerini tamamıyla sarmak ve düşmanın inatla savunduğu tepelere süngü hücumları ile girerek kat’i netice almak lazımdı. İkinci fırkanın kahraman kumandanı Derviş Bey (paşa) bizzat ileri atılarak bütün kuvvetiyle düşman mevzilerine ilerliyordu… 16. ve 61. Tümenler i de sarma çemberini daraltıyorlardı. Süvari Kolordumuzun daha batıdan düşmanın arkasını kesmek üzere olduğu haberini bana bir süvari zabiti getirdi.
“Arkadaşlar, saatler ilerledikçe gözlerimin önünde gelişen manzara şuydu: Düşman başkumandanının, şu karşıki tepede, son gayretiyle çırpındığını görür gibiydim… Bütün düşman mevzilerinde büyük bir heyecan vardı. Artık toplarının ve mitralyözlerinin ateşlerinde, sanki öldürücü hassa kalmamıştı”.
“…avcı hatlarımızın, batmaya başlayan güneşin son ışıklarıyla parlayan süngüleri her an daha ileride görünüyordu… Düşmanı çember içine alan bataryalarımızın aralıksız ve amansız ateşleri düşman mevzilerini ,içinde barınılmaz bir cehennem haline getiriyordu. Güneş batıya yaklaştıkça, ateşli, kanlı ölümlü bir kıyametin kopmak üzere bulunduğu bütün ruhlarda hissolunuyordu.”
İşte böyle anlatıyor iki yıl sonra Atatürk o günkü savaş meydanını… Aynı tepeden, aynı heyecanla… Fırçası güçlü bir ressam ancak böyle yansıtabilirdi tablosuna o büyük savaşı…
DUMLUPINAR ŞEHİT SANCAKTAR MEHMETÇİK ANITI
'Bu anıtın temeli 30 Ağustos 1924 tarihinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından Zafertepe Çalköy'de atılmış ve 1927 yılında törenle ziyarete açılmıştır. Atatürk; 31 Ağustos 1922 günü muharebe meydanını gezerken, şehitler arasında, düşman topçu mermisinin açmış olduğu çukura düşmüş bir sancaktar görür. Bu aziz şehit, toprağın üstünde katılaşmış kolu ile sancağı dimdik tutmaktadır. Manzaradan etkilenen Başkomutan, savaş sonrasında yapılacak anıt için bunun sembol alınmasını emreder
'Atatürk, 30 Ağustos 1924 günü Cumhurbaşkanı olarak Çalköy Zafertepe’ye gelerek anıtın temel atma törenine katılır, törende yaptığı konuşmanın sonuna doğru bu anıtın taşıdığı anlam ve önemi şu veciz sözlerle anlatır..
"Hiç şüphe edilmemelidir ki, yeni Türk Devleti'nin, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli burada atıldı, ebedi hayatı burada taçlandırıldı. Bu sahada akan Türk kanları, bu semada uçuşan şehit ruhları, devlet ve cumhuriyetmizin ebedi muhafızları olacaktır. Burada temelini attığımız Şehit Asker Abidesi, işte o ruhları, o ruhlarla beraber gazi arkadaşlarını, fedakar ve Kahraman Türk Milletini temsil edecektir. Bu Abide, Türk Vatanına göz dikenlere, Türk'ün 30 Ağustos günündeki ateşini, süngüsünü, cesaretini, kudret ve iradesindeki şiddeti hatırlatacaktır. Bu şüheda ve gaza diyarını terk ederken, şehit askerimizi ve gazi arkadaşlarını hürmetle selamlayalım”