“AKDENİZ’E
26 Ağustos, gece sabaha karşı, /Topların çelik ağzı çaldı bir hücum marşı.
Bu ölüm bestesinin içinde yandı dağlar,/ Altüst oldu siperler, eridi demir ağlar.
Fırtınadan yeleli, yıldırımdan kanatlı, /Alevlerin içinden geçti binlerce atlı.
Çığlıkla, iniltiyle sarsıldı, köşe bucak,/ Savruldu gökyüzüne: Kafa, kol, gövde, bacak
Rüzgârlarla atbaşı yarış etti bu akın,/ Şimdi yakınlar uzak, şimdi uzaklar yakın!
Akdeniz, ayakları altında ordumuzun,/ Mavi bir atlas gibi serilmişti upuzun.
Çekti Kadifekale al bayrağını yine,/ Güzel İzmir büründü yine eski rengine.
Süngüler ilk amaca tam on dört günde vardı,/ O gururlu alınlar yere düşüp yalvardı.” (Yusuf Ziya Ortaç)
Yaşı yetmişin üzerinde olanların ilkokul veya ortaokul Türkçe kitaplarında vardı yukarıya alıntıladığım şiir… Hemen hepimiz ezberlemiştik ve hâlâ ezberimizdedir bu unutulmaz dizeler…
26 Ağustos 1922 günü başlayan Büyük Taarruzla beraber tarihin kaydettiği en şiddetli muharebelere katılan Türk birlikleri, yukarıdaki şiirde anlatılan panoramanın çok daha ötesinde, çok daha insanüstü cesaret ve yiğitlik göstermiş ve 27 Ağustos 1922 günü gecesine kadar “Allah Allah” sesleri, parlayan süngüler vınlayan mermiler top tüfek tabanca tarrakaları arasında devam etmişlerdi savaşa…
Yaklaşık bir yıldır Yunan birlikleri tarafından tahkim ve tanzim edilen üstelik İngiliz silah ve cepanesi ile de takviye edilen siperlerini aşmak parçalamak kolay değildi elbette… Büyük bir strateji uzmanı ve savaş deneyimi en üst düzeylere ulaşmış M. Kemal Paşa’nın süvarileri işte bugünler için hazırlanmış eğitilmişlerdi…
Fahrettin Paşa komutasındaki süvarilerimiz 26 Ağustos 1922 saat 5.30 sularında Tokuşlarlı Haydar Ağa’nın yol göstermesi üzerine Yörük Mezarı yoluyla Çobanözü-Çayhisar düzünde düşmana hücum ediyorlar ve Çiğiltepe-Tınaztepe ve Erkmen Tepeler çizgisinde birliklerimize karşı savaşan Yunan kuvvetlerini arkadan çevirince savaşın kaderi hızla ordumuzun lehine döndü ve Yunanlılar geri için dönülmez yolculuk başladı…
27 Ağustos 1922 günü akşam saatlerinde yıldırım hızıyla Afyon’a giren öncü birliklerimiz, Yunan kuvvetlerini buradan silip süpürdü…
31 Ağustos tarihli Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi “Afyon Halkı Secde-i Şükranda” başlıklı yazısında Türk ordusunun Afyonkarahisar’a girmesini şöyle anlatıyor:”
Afyonkarahisar’a halâskârlarımızın (kurtarıcılarımızı) girişi kadar heyecanlı bir manzara tasavvur etmek mümkün değildir. Kıtalarımızın bir yıldırım gibi düşmanı tepeleyerek şehre inerken secde-i şükrana kapanmış olan halk, büyük küçük erkek ve kadın hepsi bir kitle halinde askerlerimizin ,subaylarımızın ayaklarına ellerine sarılmışlar ve hiçbir kimse göz yaşlarını ve hıçkırıklarını tutamamışlardır… Özellikle başkomutanımıza karşı halkın göstermiş olduğu minnet ve şükranı tasavvur edebilecek kelimeler bulmakta aciziz… Büyük kurtarıcıyı saran halk onun ellerini öperek başlarında taşımışlardır…
Babalık Gazetesi yazarı Samizade Süreyya: ” Afyonkarahisar’a geldiğimde şehrin bazı yerleri hâlâ yanıyordu. Afyon’da ancak bir saat kalabildim. Çünkü karargâh Dumlupınar’a hareket ediyordu. Bir saat süresince edindiğim bilgilere göre düşman halka tasavvurun haricinde zulüm ve işkence yapmıştır” satırlarını içeren haberini geçmiştir gazetesine..
(Bu cümleyi “Keşke Yunan kazansaydı” diyen gafillere ithaf ediyorum)
Taarruz tüm cephelerde hız kesmeden sürdü… Yunan birliklerinin bir bölümü Dumlupınar yönüne çekilirken oldukça yüklü askeri malzeme bıraktı. Yunan birliklerini takip eden birliklerimiz de büyük bir coşkuyla Altıntaş ve Dumlupınar civarına kadar ilerlediler… Askerlerimizdeki motivasyon o kadar yüksekti ki fırın görevine ayrılanlar bu görevi kabul etmeyerek düşmanla çarpışmaya devam etmişlerdir…
Büyük Taarruz ’un 104. yılında, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve vatan uğruna can veren tüm şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz.
Not :Bir sonraki yazı: 28 Ağustos 1922 Büyük Taarruz’un üçüncü günü