Neredeyse kırk yıl olacak, hemen her gün çıkarım Hıdırlık’a… “çıkardım” desem daha doğru olacak. Arkadaşım Ahmet Süzme işle Kocatepe Anadolu Lisesi yanından Hıdırlık’a çıkar, (yapılaşma yoktu daha Kanlıca’da) şimdiki Pazar yerine kadar yürür oradaki bir ilkokulun bahçesindeki fitness aletlerinde çalışır, Arküstü’nden Afyon’u her seferinde ilk kez görüyormuş gibi seyreder, yıllardır hiç dinmeden akan Hıdırlık Çeşmesi’nden su doldurur dönerdik ellerimiz de birer su bidonuyla… İki saat filan sürerdi bu sabah etkinlikleri… Son dört beş yıldır haftada bir ya da iki kez çıkıyorum artık… Birlikte yürüdüğümüz arkadaşım Ahmet Süzme Mersin’e gitti gideli sürüyor böyle… Ben de Karayolları Parkı’nda veya Ecevit Parkı’nda başka arkadaşlarla yürümeye devam ediyorum…
İlkokul sıralarından beri çevremizi temiz tutmaya alışmıştım. Bu alışkanlık zaman içinde özellikle 1990’lı yıllarda “Kendini Tüketen Gezegen” adlı kitabı okuduktan sonra daha da bilinçli bir hale gelmişti. Kitap son yıllarda yaşadığımız çevre felâketlerini ta o zamanlardan haber veriyordu… Bu yüzden, Hıdırlık’a her çıkışımda çevredeki kirliliği gözler, buralardaki atıkları iyi temizlemeyen, kuru yaprakları veya çöpleri yakan görevli “çalışanı” uyarır, zaman zaman da kavga ederdim onunla... Olmadı fotoğraflar çeker ilgili tanıdık belediye yetkililerine iletirdim…
Bu tepkilerime az da olsa cevap alırdım; ancak delik büyüktü ve yama küçük kalıyordu… Arküstüne yanaşan irili ufaklı arabalar, gelip geçenler atıyorlardı poşetleri şişeleri, plastik tabak çanak bardak çardağı…
Son yıllarda “Arküstü” oldukça temizdi ancak ark üstü ile yapılaşma alanı arasında kalan bayırlar “uluküllük” gibi bir çöplük olmuştu nerdeyse… En çok da plastik atıklar dikkat çekiyordu…
Birkaç gün önceki Kocatepe Gazetesi’nde Hıdırlık’ın temizlendiği haberini okudum fotoğrafları gördüm… O günden beri Hıdırlık’a çıkmadığım için temizliğin sonuçlarını görmedim… Ancak bir iki temizlik yetmez gibi geliyor… Sürekli olmalı temizlik…
Temiz bir çevre, sağlıklı bir yaşamın en temel koşullarından biridir. Doğal kaynakların korunması, hava ve su kalitesinin sürdürülebilirliği ancak çevreye duyarlı bir yaşam anlayışıyla mümkün olur. Kirliliğin önlenmesi yalnızca estetik bir kazanım sağlamaz; aynı zamanda toplum sağlığını, ekosistemi ve gelecek nesillerin yaşam kalitesini doğrudan etkiler.
Günlük hayatta fark edilmeyen küçük alışkanlıklar, zamanla ciddi çevresel sorunlara yol açabilir. Atıkların kontrolsüzce doğaya bırakılması, su kaynaklarının kirlenmesi ya da yeşil alanların yok edilmesi yalnızca bulunduğumuz çevreyi değil, küresel ekolojik dengeyi de bozar. Bu nedenle bireysel farkındalık kadar toplumsal bilinç de büyük önem taşır.
Temiz bir çevre, hem bireysel hem de toplumsal sağlığın temelini oluşturur. Hava kalitesinden içme suyuna, toprak veriminden yaşanabilir şehir alanlarına kadar her şey doğrudan çevresel koşullara bağlıdır. Temizlik ve düzenin korunmadığı alanlarda mikroorganizmalar, kimyasal atıklar ve zararlı gazlar hızla yayılır. Bu durum yalnızca doğaya değil, insanların yaşam kalitesine de ciddi zararlar verir.
Yaşam alanlarının düzenli tutulması, çocuklardan yaşlılara kadar herkesin sağlığını korur ve sosyal farkındalığı artırır. Okullarda, iş yerlerinde ve kamusal alanlarda sürdürülebilir temizlik uygulamalarının benimsenmesi, gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak için kritik bir adımdır. Bu bilinç yaygınlaştıkça bireylerin çevreye olan yaklaşımı da olumlu yönde değişir.
Kirli bir çevrede yaşamak, insan sağlığını sessizce ve sistematik bir şekilde tehdit eder. Havadaki kirleticiler, kirli su kaynakları, kontrolsüz atıklar ve bozulmuş toprak yapısı, başta solunum sistemi olmak üzere pek çok organ üzerinde olumsuz etki bırakır. Özellikle bebekler, çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı olan bireyler bu koşullardan daha hızlı etkilenir. Kısa vadede görülen belirtiler hafif olabilir ama uzun vadede ciddi hastalıklara yol açabilir.
Hıdırlık’ın arka yüzü ile Ataköy (Deper )-Kışlacık arasındaki alan son otuz kırk yıl sürecinde hızla yapılaşmış ve neredeyse ikinci bir kent inşa edilmiştir oraya… Yapılan her yol, her ev, yerleşen her insan aynı zamanda oraların suyunu, havasını, toprağını kirleten faktörlerdir…
Hemen her sabah Karayolların Parkı’nda birlikte yürüdüğümüz arkadaşım emekli öğretmen Aziz Boy Hoca’nın son zamanlarda artan orman yangınlarına sebep olan duyarsız kişilere seslendiği dizelerle bitiriyorum yazımı…
“Vicdan Sızlar
Vicdan sızlar vicdan sızlar.
Orman yanar vicdan sızlar
Orman yakan vicdansızlar.
Tüm canları yakar, kül edersiniz
Sizler insan mısınız be,
Bre vicdansızlar…”