Gençlerimiz kusura bakmasınlar son yıllarda emek yoğun işlerde çalışmak istemiyor; emeği az, tatili bol, maaşı katmerli, yaşantısı gösterişli işlerin peşindeler.
Gençleri kahvehanelere, AVM’lere çekip hiç bir şeyi beğendirmeyen zihniyete dikkat etmek kazım. Tüketim çılgınlığı geleceğimizi yok ediyor.
Gençleri tarımsal üretimin merkezine çekecek ilave projeler mi yapılacak, kadınlar üretime mi teşvik edilecek, tarım teknolojilerinde ilave yenilikler mi yapılacak…
Her ne olacaksa olsun ve Türkiye bu tehlikeden kurtarılsın.
Pandemi döneminden başlayıp günümüze kadar tarımsal üretimin kıymeti daha da anlaşılmıştır. Ancak çiftçimiz halinden memnun değildir. Emeğinin karşılığını alamamaktalar. Böyle giderse araziler boş kalacaktır.
Devlet hazine arazilerini tarımsal üretime açmaya çalışırken tapulu tarlasını maliyetlerden dolayı ekemeyen çiftçiye ne diyeceğiz? Neredeyse tarımsal ürünlerin tamamının tarlada kaldığı bir ortamda üretemeyen çiftçinin suçu ne? Tarladaki fiyatla sofradaki fiyatların arasındaki uçurumu hep konuşuyoruz. Bu durumu bir türlü düzeltemiyoruz.
ir diğer problem, köy ve kasabalardaki tarım yapanların en genci 50-55 yaşında. Yakın gelecekte bunların da ağır şartlardan veya sağlık sebebinden çalışamadıklarında bu işleri kim yapacak?
İşte bu yüzden gençlerimizi toprakla buluşturmalıyız diyoruz.
Gençlerimizi ve kadınlarımızı teşvik etmeliyiz. Bunun için insanımızı doğduğu yerde doyurmalıyız. Tarımsal kesimde okulları açıp, eğitim kalitesini yükseltmeliyiz. Nüfus çekmeliyiz. Sosyal içerikli yatırımlar yapmalıyız ki gençlerimiz orada kalsın. “Çocuklarımız burada büyümesin!” diye düşünmemeliler.
Eğer bunları başaramazsak şimdi olduğu gibi gençlerimiz, köyündeki 300-500 dönüm araziyi gözü görmez, şehirde asgari ücretle çalışacağı iş aramaya devam eder.