Komşu hakkının ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Biliyoruz bilmesine de fiiliyattaki durumumuz tartışılır.
Günümüz komşuluklarına bakarsak; Aynı apartmanda birbirlerini tanımayan, tanısalar dahi tahammülü olmayan, aylarca, yıllarca komşusunun ne halde olduğunu bilmeyen, sabır, saygı ve sevgi cimrisi komşulardan hep dert yanarız.
Komşular böyle de ailede durum farklı mı dersiniz? Anne babasının hastalıklarından, ne halde olduklarından aylarca haberi olmayan evlatlar. Atasını küçümseyen, hakir gören, bu günlere nasıl geldiğini idrak edemeyen kibir abideleri. Buna kolay yol da denebilir. Ya da bencillik. İşine öyle gelmek. Ne yazık ki, hırs, aç gözlülük, kıskançlık günümüz insanında çok var.
Çok söylenmese de bütün dostlarımız bunlardan dertli.
Ancak bu dünyada baki olmadığımızı unutmayalım.
Özümüzü unutup dünyayı yalnız yaşayanların yeri haline getirmeyelim.
Türk töremizde ve dinimizde komşuluk hakkına önem verilmiştir. Komşu komşunun derdiyle dertlenir. İyi günde, kötü günde yanında olmalı. Kara gün dostu olmalı. Maddi ve manevi zorlukların olabileceğini düşünmeli.
“İhtiyaç sahibi komşu” anlayışı bu işin özeti. Hani “ askıda ekmek” kampanyası olur ya. İncitmeden, İhtiyacı olan gelsin alsın diye. İşte öyle bir şey.
Televizyonda izledim. On yaşında çocuk sokakta dağıtılan poğaçalardan iki tane alıyor. “Birisini ihtiyaç sahibi komşumuzun çocuğuna götüreceğim.” diyor.
Müthiş davranış. Hep bana demek yerine paylaşmayı bilmek. İnşallah bu düşünceler yaygınlaşır, topluma huzur gelir. İnanın bunlara çok ihtiyacımız var.
“Alda nasıl alırsan al, alan uyanık, almayan enayi “ anlayışı bizi içten içe kemirip bitiriyor. Adaletsiz bencillik, huzuru kaçırıyor. Oysa bu nimetler hepimize yeter.
Değerli okuyucum; Biraz sabır, biraz kanaat, biraz paylaşma ve biraz kader desek çok daha güzel olacak.