Bu köşemizde toplumsal yaralarımızı öncelikli konu ediyoruz. Çünkü bu problemlerimizi çözemezsek, huzuru ve başarıyı yakalayamayız.
Problemleri sıkça gündeme getirmiş olmam karamsar olduğum anlamına gelmesin. Çok gülen biri olmasam da ümitsiz değilim. En azından böyle olmak istemem ama şartların ağırlığı ortadadır.
Kavga; Hoş bir kelime değil. Kimse duymak istemez. Ben de öyle. Ama ömrüm boyunca kendimi kavganın içinde buldum. Ekmek kavgasından başlayıp, eğitim, gelecek, memleket kavgası ile devam etti. Vefasızlık, haksızlık, nankörlük, liyakatsizlik, ikiyüzlülük, emek hırsızlığı gibi birçok kavgayla ömrün büyük kısmını yedik. Bunlar bizim için zaruri kavgalar oldu. Kaçınılmazdı.
Kaybetmeden kazanılmaz dedik. Cennet bile önce ölüm ister dedik. Hiç bir şeyi hazır bulmadık. Hep yokuş yukarı koştuk. Ancak sizi bilmem ama ben bu kadar kavganın içinde yoruldum. Hem de çok.
Ama günümüzdeki kavgalar öyle değil.
Şimdiki kavgaların sebebi menfaat, azgınlık, açgözlülük, israf, tüketim çılgınlığı, hesapsızlık, sabırsızlık, inançsızlık, aile bağlarındaki zayıflıktır. Yani ekmek kavgası, istikbal veya memleket kavgası değil. Lükslük, şımarıklık kavgası desek daha doğru olur. Yani çoğu sebepsiz ve gereksiz kavgalar. Kavgayı çıkaranı da karşı tarafı üzen kavgalar. Ne diyelim; Nefis işte!
Televizyonları izlerken anlamsız kavgalar yüzünden ölen ve yaralananları görünce geriliyoruz. Kavga etmek, insan öldürmek bu kadar basit mi diyoruz. Hunharca öldürülen çocuklar, gençler ve kadınlar TV ekranlarında günlerce gündem olurken içimiz kan ağlıyor. Bu millet nereye gidiyor diyoruz. Terör, aile, komşu kavgası derken Aziz Milletimiz de kavgadan yoruldu.
Kişilerin, ailelerin ve toplumların sürekli kavga ettiği bir dünyada tabidir ki milletler ve devletler de kavga halindedir.
Sonuç; Dünyamız yangın yeri!