Bazı insanlar kendinden vazgeçer. Kimisi evladı için, kimisi babası için, ailesi için, milleti için, vatanı için, davası için. Belki de daha çok şeyler için kendinden vazgeçme fedakarlığında bulunur.
Bunları yaparken mutlaka kendi derdini unutur, kendinden vazgeçtiği değerlerin derdine düşer. Bir manada ömrünü verir. Vermezse de kendini vakfeder. Neredeyse kendisi için bir şey yapmadan ömrünü bitirir.
İnsanın kendi derdini unutup, başkalarının derdi ile meşgul olması için bir davasının olması gerekir. Yani dava adamı olmalıdır. İşte o zaman prensipleri, ilkeleri, ülküleri olur insanın. Tabiki bu zor bir iştir. Zorluğu istikrarlı olabilmekten kaynaklanır.
İnsanın bir çizgisi ve ilkeleri olmalı. Eğer insansa, dostsa dostluğuna güvenilmeli, düşmansa da düşmanlığı bilinmeli. Ama insan değilse zaten bir şey beklemeyin. Bugün dost, yarın düşman olmamalı. Bazı kaypak ve çıkarcı dost görünenler düşmanı aratır durumdalar.
İnsan başkalarının derdiyle dertlenerek kendinden vazgeçiyor. Dinimizin “ İnsanın en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.” emrinde olduğu gibi. Bunu yapmak zordur ancak başarılabilirse faydalıdır. Hani denir ya; Şeker, tansiyon, kolestrol, kalp rahatsızlıkları büyük oranda irsidir. Ben cömertlik, cimrilik ve başkasının derdiyle dertlenmekte irsidir diyorum.
Değerli Dostlar; Şahsım ve benim gibiler bu özellikten dolayı uzaklara faydalı, yakınlarına zararlı olmuşuzdur. Çünkü onlara olması gereken vakit kalmamıştır. Başkasına yetişmeye çalışırken kendine yetişemeyenleriz. Başkasının işlerine çare ararken kendi işine yetemeyenlerdeniz.
İnsanın kendinden vazgeçmesi, kendini unutması elinde olmayan durumdur. Bunun için fedakarlık ve sabır gerekir. Hemde yüksek düzeyde sabır. Her türlü iftiraya dahi sabır. İdeal, liyakat, emek, tecrübe gerekir. Huzuru mahşerde karşılığını görme inancı bunu mümkün kılar.