Anlatırlar ki, kendince kavminin önde gelenlerinden, dindarlığı herkes tarafından bilinip itibar gören biri kırlara gezinmeye çıkar, Allah’ın yarattıklarını ibret tarzında seyre koyulur. Sonra kalkıp iki rekat şükür namazı kılmak üzere tekbir alır. Olacak bu ya, o sırada mecnun da kırlarda dolaşmaktadır. Tesadüfen bu adamın önüne doğru geçip bilmeden orada oyalanmaya başlar. Adam selam verdikten sonra Mecnuna seslenir; “Bre çekil önümden, burada namaz kılıyorum.”
Mecnun hayretler içinde sorar;
“A efendi! Sen bu namazı ne için kılarsın?”
Adam şaşırır. Hayret eder ve;
“Neden sordun ki?”
“Allah aşkıyla ve O’nun için kılıyor musun diye?”
“Evet, Allah aşkı ve O’nun rızası için kılıyorum!”
Mecnun önce güler ve sonra kederlenerek;
“Kendini yokla beyim, içini yokla… Ben Leyla'nın aşkına düştüm düşeli şunca yıldır ondan başkasını görmüyorum da sen Allah aşkıyla namaz kılarken beni nasıl görüyorsun?
Değerli Dostlar; bu kısadan hisseden çıkarılacak dersler var elbette. Her görüleni deli sanmamak gibi!
Ne yaparsak içtenlikle , en iyisini yapmak, ön yargılı olmamak bunlardan bazılarıdır. İşte bu prensipler fertler arasında ne kadar çok yaygınlaşır ise toplumda da huzur olur.
İnsanlar kendini sorgulamalı. En azından ticaretim düzgün mü, para için aile ve dostları satar mıyım? Bana güvenenleri üzüyor muyum, kırıyor muyum? Faydalı mıyım, zararlı mıyım? gibi soruları sorarak vicdan muhasebesi yapabilir.
Birçok konuda o kadar çok riyakarlık varki anlatması zor.
Arkasından olumsuz ne varsa söylediğinin karşısında iki büklüm olup, el etek öpmeye kalkıyorlar. Arkasından olumsuz konuşulan da konuşanlara kıymet vermeye devam ediyor. Demek o da yalakalıktan hoşlanıyor. Ne tuhaf değil mi? Dün öyle, bugün böyle. İşine nasıl gelirse.
Devir öyle bir devir ki; Mecnun da kalmamış, Leyla da!
Kim akıllı, kim deli, kim derviş, kim alim, kim cahil, kim uçmuş, kim kalmış belli değil!
Siz ne dersiniz?
Mecnun mu deli, deli mi mecnun?