3 Aralık 2012 Pazartesi 02:00:00
Bildiğiniz gibi Suriye’den gelen mültecilerin sayısı 150.000’i geçti. Beşir Atalay’ın iflas eden Açılım politikası ve hatasında ısrar eden Davutoğlu’nun dış politikası sayesinde Suriye sınırındaki bölgemizde huzur, dirlik kalmamış durumdadır. Bu iş, misafirperverlikten, koynumuzda yılan besleme işine dönüşmüştür. Maceracı yöneticilerimiz sayesinde daha önce de Iraklı sığınmacılarda aynı şeyi yaşamıştık. Önce mülteci, sonra da terörist olmadılar mı?
Yazdıklarım asla havada kalacak satırlar değildir. Mültecilerin bulunduğu şehirlerde yaşayan akraba ve tanıdıklarınızdan araştırabilirsiniz. Apartmanda bir daireyi üç-dört kişilik mülteci aile kiralıyor. İki-üç aylık da peşin ödüyorlar. Üç ay sonra kira istemeye giden ev sahibi bir de ne görsün; evde 30-40 kişi. Komşularında bir kısmı rahatsızlıktan dolayı evlerini boşaltıp gitmişler ve evleri bomboş kalmış. Kiraya gelince;
-Ne kirası, başbakan versin.
Lokantaya girip, tıka basa karınlarını doyurduktan sonra hesaba gelince;
-Ne hesabı, bize bakacaksınız. Bizi siz çağırdınız. Devletimizin kendilerine vermiş olduğu 100’er liralık alış veriş çekleri ile markete gidiyorlar. 150-200 liralık malzemeyi alıp benim ödediğim vergilerle onlara verilen 100 liralık çeki veriyorlar. Geriye kalan ödeme mi?
– Başbakan versin, git ondan iste.
Bizim çocuklarımız gece gündüz yıllardır çalışarak üniversiteye giremezken, onların çocukları bir evrakla girecekler. Vatandaş hastanelerden günler öncesi randevu almaya çalışırken, sığınmacılar sıra beklemeden tedavi oluyorlar.
Halkın Suriyeli mültecilerle sürtüşmesi her geçen gün artıyor. Yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi bir çok yaşanan olay insanımızı çileden çıkartıyor.
Ayağını yerden kesmiş, maceraperest idarecilerimiz sayesinde bölgemiz kan gölü halini aldı. AKP Şanlıurfa milletvekili dahi; ”Bugün eğer Suriye’de bir insanlık dramı varsa bunun öncü lideri sayın başbakanımız olmuştur ve ülkesi de elbette ki Türkiye olmuştur.” diyor. Sonra da sürç-i lisan ettiğinden bahsediyor.
Değerli dostlar; ne yazık ki bu uygulamalar sayesinde, bu Vatanı toprak parçası haline getirmeye çalışanlar öz evlat, bu toprakları VATAN yapmış yiğitler ise üvey evlat yerine konuluyor.
Bozulmamış tipik Anadolu şehri olarak bilinen yaşadığımız bu şehirde dahi sokaklarda 3-5 kişilik gruplar halinde Türkçe konuşmayan acayip tipli insanların çoğaldığına dikkat ediyor musunuz?
Devletten VİAGRA isteyecek kadar yüzsüzleşen ve Osmanlı zamanından beri bize hainlik yapmış olan bu sözde misafirlerimiz için ne düşünüyorsunuz bilemem ama ben; bu işin sonu ne olacak? diye soruyorum.
Sahi! Suriye, Gazze, Mısır, Tunus, Arap baharı derken, Çeçenistan, Balkan, Karabağ ve Kerkük Türklerinden haberiniz var mı?
Olmaz, çünkü okey oynamaya, dizi ve maç izlemeye, boya posa, lafa söze oy vermeye devamsa elbette olmaz.
Bildiğiniz gibi Suriye’den gelen mültecilerin sayısı 150.000’i geçti. Beşir Atalay’ın iflas eden Açılım politikası ve hatasında ısrar eden Davutoğlu’nun dış politikası sayesinde Suriye sınırındaki bölgemizde huzur, dirlik kalmamış durumdadır. Bu iş, misafirperverlikten, koynumuzda yılan besleme işine dönüşmüştür. Maceracı yöneticilerimiz sayesinde daha önce de Iraklı sığınmacılarda aynı şeyi yaşamıştık. Önce mülteci, sonra da terörist olmadılar mı?
Yazdıklarım asla havada kalacak satırlar değildir. Mültecilerin bulunduğu şehirlerde yaşayan akraba ve tanıdıklarınızdan araştırabilirsiniz. Apartmanda bir daireyi üç-dört kişilik mülteci aile kiralıyor. İki-üç aylık da peşin ödüyorlar. Üç ay sonra kira istemeye giden ev sahibi bir de ne görsün; evde 30-40 kişi. Komşularında bir kısmı rahatsızlıktan dolayı evlerini boşaltıp gitmişler ve evleri bomboş kalmış. Kiraya gelince;
-Ne kirası, başbakan versin.
Lokantaya girip, tıka basa karınlarını doyurduktan sonra hesaba gelince;
-Ne hesabı, bize bakacaksınız. Bizi siz çağırdınız. Devletimizin kendilerine vermiş olduğu 100’er liralık alış veriş çekleri ile markete gidiyorlar. 150-200 liralık malzemeyi alıp benim ödediğim vergilerle onlara verilen 100 liralık çeki veriyorlar. Geriye kalan ödeme mi?
– Başbakan versin, git ondan iste.
Bizim çocuklarımız gece gündüz yıllardır çalışarak üniversiteye giremezken, onların çocukları bir evrakla girecekler. Vatandaş hastanelerden günler öncesi randevu almaya çalışırken, sığınmacılar sıra beklemeden tedavi oluyorlar.
Halkın Suriyeli mültecilerle sürtüşmesi her geçen gün artıyor. Yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi bir çok yaşanan olay insanımızı çileden çıkartıyor.
Ayağını yerden kesmiş, maceraperest idarecilerimiz sayesinde bölgemiz kan gölü halini aldı. AKP Şanlıurfa milletvekili dahi; ”Bugün eğer Suriye’de bir insanlık dramı varsa bunun öncü lideri sayın başbakanımız olmuştur ve ülkesi de elbette ki Türkiye olmuştur.” diyor. Sonra da sürç-i lisan ettiğinden bahsediyor.
Değerli dostlar; ne yazık ki bu uygulamalar sayesinde, bu Vatanı toprak parçası haline getirmeye çalışanlar öz evlat, bu toprakları VATAN yapmış yiğitler ise üvey evlat yerine konuluyor.
Bozulmamış tipik Anadolu şehri olarak bilinen yaşadığımız bu şehirde dahi sokaklarda 3-5 kişilik gruplar halinde Türkçe konuşmayan acayip tipli insanların çoğaldığına dikkat ediyor musunuz?
Devletten VİAGRA isteyecek kadar yüzsüzleşen ve Osmanlı zamanından beri bize hainlik yapmış olan bu sözde misafirlerimiz için ne düşünüyorsunuz bilemem ama ben; bu işin sonu ne olacak? diye soruyorum.
Sahi! Suriye, Gazze, Mısır, Tunus, Arap baharı derken, Çeçenistan, Balkan, Karabağ ve Kerkük Türklerinden haberiniz var mı?
Olmaz, çünkü okey oynamaya, dizi ve maç izlemeye, boya posa, lafa söze oy vermeye devamsa elbette olmaz.