9 Aralık 2014 Salı 02:00:00
Kocalar karılarına bağırıyor, doktorlar sırada bekleşen hastalarına bağırıyor, sıra bekleyenler birbirinin sırasını almaya yelteniyor, imtiyazlı olduğunu düşünenler emniyet şeridini gasp ediyor, amir memuru paylıyor, gazeteci yalan haber yapıyor, siyasetçi ” biz” değil, “ben” diyor, belediye işleri eşe dosta veriliyor ve bir çocuk çukura düşerek hayatını yitiriyor.
İşte o çocuk saygı kıtlığı çekilen bir ülkenin kurbanı. Çünkü biz saygıyı sadece belirli insanlara hasrediyoruz. Sadece bizden daha güçlü gördüğümüz kişi veya kurumlara saygı gösteriyoruz. Bizimle eşit statüde bulunmayan insanların ihtiyaçlarına saygı duymuyoruz. Çıkarları bizimle aynı olmayan, bizden farklı düşünen, bizden farklı giyinen, niye bizden farklı olduğunu anlayamadığımız insanlara saygı göstermiyoruz. Başkasında görüp de anlayamadığımız şeyi kabullenmekte zorluk çekiyoruz. Ve nihayet bu ülkenin mülksüzlerine, ‘görünmez’ lerine saygı duymuyoruz. Onların hayatı bizi ilgilendirmiyor.
Yaralamayan bir hayırseverlik, acımaktan doğmayan bir adalet gerekli. Tahakküm etmeyen bir merhamete susamış durumdayız. Yaşadığımız ülkede saygısızlık en çok başkalarının varlığını tanımayarak kendini gösteriyor. İdeolojik kutuplaşmalar ve ihanet suçlamaları böylesi bir zeminde hayat buluyor.
Sadece güçlü olanın hayatta kalmayı ve saygı görmeyi hak ettiğini düşündüğümüzde, dünya bir yangın yerine döner. Hayatın maddileşmesi, pek çok manevi değeri aşındırdığı gibi, saygınında altını oyar. “Çoğu açlıklar gibi, saygı kıtlığı da insan yapımıdır; yiyeceğin aksine saygının hiçbir maliyeti de yoktur. O zaman niçin saygı bu kadar kıt olsun ki?”
Lütfen hiç olmazsa birazcık SAYGI.
Kocalar karılarına bağırıyor, doktorlar sırada bekleşen hastalarına bağırıyor, sıra bekleyenler birbirinin sırasını almaya yelteniyor, imtiyazlı olduğunu düşünenler emniyet şeridini gasp ediyor, amir memuru paylıyor, gazeteci yalan haber yapıyor, siyasetçi ” biz” değil, “ben” diyor, belediye işleri eşe dosta veriliyor ve bir çocuk çukura düşerek hayatını yitiriyor.
İşte o çocuk saygı kıtlığı çekilen bir ülkenin kurbanı. Çünkü biz saygıyı sadece belirli insanlara hasrediyoruz. Sadece bizden daha güçlü gördüğümüz kişi veya kurumlara saygı gösteriyoruz. Bizimle eşit statüde bulunmayan insanların ihtiyaçlarına saygı duymuyoruz. Çıkarları bizimle aynı olmayan, bizden farklı düşünen, bizden farklı giyinen, niye bizden farklı olduğunu anlayamadığımız insanlara saygı göstermiyoruz. Başkasında görüp de anlayamadığımız şeyi kabullenmekte zorluk çekiyoruz. Ve nihayet bu ülkenin mülksüzlerine, ‘görünmez’ lerine saygı duymuyoruz. Onların hayatı bizi ilgilendirmiyor.
Yaralamayan bir hayırseverlik, acımaktan doğmayan bir adalet gerekli. Tahakküm etmeyen bir merhamete susamış durumdayız. Yaşadığımız ülkede saygısızlık en çok başkalarının varlığını tanımayarak kendini gösteriyor. İdeolojik kutuplaşmalar ve ihanet suçlamaları böylesi bir zeminde hayat buluyor.
Sadece güçlü olanın hayatta kalmayı ve saygı görmeyi hak ettiğini düşündüğümüzde, dünya bir yangın yerine döner. Hayatın maddileşmesi, pek çok manevi değeri aşındırdığı gibi, saygınında altını oyar. “Çoğu açlıklar gibi, saygı kıtlığı da insan yapımıdır; yiyeceğin aksine saygının hiçbir maliyeti de yoktur. O zaman niçin saygı bu kadar kıt olsun ki?”
Lütfen hiç olmazsa birazcık SAYGI.