Dünya nimetleri insanlık için sunulmuştur. İnsanoğlu bu nimetlerin kıymetini gerektiği gibi bilse dünyamız gül bahçesi olur.
Ayrıca burası imtihan dünyasıdır. Herkes bir şekilde imtihanda. Zenginliği, fukaralığı, ailesiyle, evlatları veya ana babasıyla, kimisi makamıyla ve şöhretiyle imtihandadır.
Bu yazımızda şöhreti konu edelim.
20-25 yaşımdan bu yana birçok sözde şöhret sahibi insanı tanıdım. Birlikte çalışmak durumunda kaldıklarımız oldu. Yakından tanıdıkça reklamın dışında bir halt olmadıklarını görüyorsunuz. Sanki her birine 1500 hava basılmış.
Şimdi bir kısmının adını dahi zor hatırlıyorum. Bir kısmına da gülüp geçiyorum. Neden? Çünkü bir çoğu o koltuklardan hiç inmeyeceklerini zannediyorlardı. Ama makam bitince kimsecikler selam vermez. Boşuna denmemiş; “Mahkeme kadıya mülk değildir.” Yine atalar; “Duvar yapılınca duvarcı unutulur.” demişler. Kimler geldi, kimler geçti oralardan.
Şimdide şöhret sarhoşluğunda olanları görüyorum. Onlar da gidenler gibi. Krala selam vermeyenler. Herkese tepeden bakan ve kibirden yanına varılmayacaklar.
Eğilip bükülenleri pek seviyorlar. Çizmeyi aşanlar diyelim. Birde rakip bildiklerini görünce bozulanlar var. Çok gülünç duruma düşüyorlar. Bilmiyorlar ki, kendilerini vazgeçilmez görenleri gün gelip kimse görmeyecek.
Bu işlerde ölçü nedir derseniz? Koltuk altınızdan kaydığında gördüğünüz itibardır. Bakalım o zamanda sizinle fotoğraf çektirmeye gelecekler mi? Kaç kişi saygı ve sevgi gösterecek. Kendinizi denediniz mi hiç?
Ben denedim ve çok şükür diyorum. Sizde deneyin demek isterim ama koltuk gitmeyince deneyemezsiniz. Yaşamadan da anlayacak gibi değilsiniz.
İsterseniz rütbelerinizi takın da birlikte vatandaş içine çıkalım. Ölçü ordadır. Belki bir sonuç çıkar. Ne dersiniz?
Demem o ki o koltuklar tehlikelidir. Adamı tartar. İnsana şöhret denen zehirli balı sunar.
Kindarlık da hiç iyi değildir!
Bilesiniz!