Milletler tarihleri ile yaşarlar. Tarihini bilmeyen veya unutanların geleceğine doğru yön vermeleri mümkün değildir. Geçmişinden kopmuş milletler başka milletlerin oyuncağı olmaya mahkumdur.
Şahıslarda da böyledir. Geçmişini bilmeyen veya çekilen çileleri unutanlar hedefini düzgün çizemezler.
Asil TÜRK tarihimizle, yüce TÜRK milletinin mensupları olarak ne kadar övünsek azdır. Hatalar yapılmış olsa da genel manada Türk-İslam mefkûresinin yayılmasında başarılı olunmuştur. Tarihimiz, gençlerimize çok yönlü ışık tutacak zenginliktedir.
Ancak üzülerek görmekteyiz ki, yeni kuşağa tarihimizi öğretemiyoruz. Eğitim sistemimizde tarih öğretelim diye bir belirti yok. En kısa örnek, hiç bir çocuk tarih okuyup, tarih öğretmeni olmak istemiyor. Neden? Çünkü atanamıyor. Yani bu ülkede tarihin önemi yok. Tarihinden habersiz, geçmişinden uzak bir nesil yetiştirmekten rahatsız olmuyoruz.
Oysa ki, gençlerimize tarihimizi doğruca anlatabilmek için özel programlar yapmalıyız. Köklü, kalıcı ve sürekli eğitim sistemi yapmalıyız ve bu sistemi hangi hükümet gelirse gelsin değiştirmemelidir. Yetkililer bu konuya çok kafa yormalılar.
Bizim ülkemizde her gelen hükümet çok konuda kendine göre programlar yapar. Bu yüzden bürokraside “yeniden yapılanma” sözü hiç bitmez. Oysa ki devletin bazı değişmez kuralları olmalıdır. Vardır da. Bunlar dış politika, terör, eğitim, sağlık gibi çok değişmesinde fayda değil zarar olan kurallardır. Bizde en çok değişe bakan Milli eğitimde olmaktadır. Her gelen bir öncekinin koyduklarını değiştirmiştir.
Değerli dostlarım; Geleceğimiz dediğimiz neslimize tarihimizi öğretemezsek işimizin zor olduğunu bilelim.