Milyonlarca insan paylaşıyoruz dünyayı. Aslında paylaşamıyoruz. Savaşlar, haksızlıklar, yoksulluklar, hastalıklar yaşanıyor yeryüzünde.
Yorgun, acı çeken ruhlar, birbirini üzen, öldüren,husumetli yaşayan, paylaşmayı bilmeyen bencil insanlar.
Aynı insanlar dünyayı felakete sürüklüyor. Ateşli silah savaşlarından biyolojik savaşlara giden felakete, büyük payları kapan zombilerin kuşatması altında insanlık.
Bir ülkede gece, bir başkasında gündüz yaşanıyor. Muazzam bir yaratıcının intizamıyla mevsimler dönüyor, dönüyor. Ama ne yazıkki insanlar daha çabuk dönüyor.
Artan nüfusa “tüketici” de diyoruz. Neyi tüketiyoruz? Dünya nimetlerini mi, ruhumuzu mu? Bana göre her ikisini de. Yunus’un dediği gibi; “Bunca varlık var iken ,gitmez gönül darlığı.”
Öyle bir koşturmaca ki, freni patlamış kamyon gibi. Buna karşın yorgun ruhunu kıyıya vuranlar var. Hayattan bezmiş, yalnız mı yalnız!
TV reklamları gibiyiz. Koşun, daha fazlasını yiyin, için, gezin, eğlenin dedikçe koşuyoruz tüketmeye.
Hayat çağlayarak akıyor, sürüklüyor, ruhları boğuyor çılgınlıklarında. Dostluklar bağlanıyor pamuk ipliğine.
Değerli dostlarım; Tüketiyoruz. Tükettikçe de daha çok istiyoruz. Kanaat etmiyoruz. Doymuyoruz. Ne oldum delisi olmuş gibi. İşin bereketi de kaçtı. Hep de hazırdan tüketiyoruz. Reklamlar, tüketim, sonra da kendi tükettiklerimizin tarafımızdan tekrar reklamı. Rezil sosyal medyacılık! Görgüsüzlüğü desek daha doğru olur.
İnsanlığımızı tüketiyoruz, dostluğumuzu tüketiyoruz,akrabalığı tüketiyoruz, saygıyı , sevgiyi tüketiyoruz. Vefayı, sadakati tüketiyoruz. Özümüzü tüketiyoruz, doğallığı tüketiyoruz. Yol arkadaşlığını tüketiyoruz.
Kısacası her şeyimizi hunharca tüketiyoruz. Tükettikçe tükeniyoruz.