Hasan Özpınar

Bildiriler Savaşı: Kurtuluş Savaşı'nın İki Yüzü

Hasan Özpınar

Yunan ordusunun Anadolu’daki varlığı, "asayişi temin etme" maskesi altında, işgal edilen bölgelerde büyük bir insanlık dramına dönüşmüştür. İşgalin ilk günlerinden itibaren, halkın üzerine yöneltilen sistematik mezalim, bölgedeki sosyal yapıyı derinden sarsmıştır. Özellikle geri çekilme sürecinde uygulanan "yakılmış toprak" politikası, köylerin haritadan silinmesine, binlerce insanın sivil katliamlara maruz kalmasına ve tarımsal üretimin tamamen durma noktasına gelmesine neden olmuştur.

Bu arada Kurtuluş Savaşı, sadece meydan muharebeleriyle değil, aynı zamanda kalemle yürütülen ve "bildiriler savaşı" olarak adlandırılabilecek yoğun bir psikolojik harp süreciyle de şekillenmiştir. Bu dönemde yayımlanan belgeler, çatışan iki tarafın temel motivasyonlarını, stratejilerini ve halk ile asker üzerindeki etkilerini açıkça ortaya koyar. Yunan işgal güçlerinin yayınladığı bildiri ile Türk tarafının karşı hamlesi olan ve uçaklarla yunan siperlerine atılan bildiri, bu mücadelenin zıt kutuplarını temsil eden iki temel metindir.

İşgalin Tahkimatı: Yunan Ordusu’nun Beyannamesi

1920 tarihli Yunan Ordusu Beyannamesi, işgalin meşruiyetini kurmaya yönelik klasik bir kolonyal/işgalci dil kullanır. Başkumandan L. Paraskevopulos tarafından imzalanan metin, Mustafa Kemal ve Kuvayi Milliye’yi "asi" olarak tanımlayarak, Yunan ordusunun Anadolu’daki varlığını "emniyet ve asayişi temin etmek" gibi insani gerekçelere dayandırır. 

İki Dilde yazılmış Yunan Orduları beyannamesi Mustafa Kemal Atatürk ve Kuvayi Milliye'yi doğrudan isimleriyle düşman ilan eden bir belge olması nedeniyle çok önemlidir ve daha önce inceleme konusu olmamıştır.


Çevirisi:
Karargâh-ı Umumi / Birinci Erkan-ı Harbiye Şubesi / 11 Haziran 1920
BEYÂNNÂME
Mustafa Kemal'in teşkilât-ı milliyesini dağıtarak bilâ-tefrik cins ve mezhep bilumum ahâlinin istirahati için emniyet ve asâyişi temin eylemek üzere asakir-i Yunâniyenin ileri harekâtta bulunması sulh konferansı meclis-i âlisince bi’t-takarrür iş’âr edilmiştir.


Asakir-i Yunâniyenin işbu ileri harekâtı tevsi-i memâlik maksadına müstenid değildir. Bu yerlerin mukadderâtı ve ahvâl-i siyâsiyesi düvel-i mu'telife ile hükumet-i Osmaniye’nin beyninde akd ve imza olunacak muâhede-i sulhiye ile tanzim ve tayin edilecektir.


Kuva-yı Milliye'yi teşkil eden Mustafa Kemal'in hempâları, düvel-i muhtelife-i gâlibenin mukarreratına karşı gelmekle beraber bizzat kendi vatanlarına düşman ve halifeleri olan kendi padişahlarına karşı duran asilerdir.


Mütarekeden beri cebren ve kânuna mugâyir asker toplamak, vergiler tarh etmek ve Anadolu’nun büyük, feyyaz ve mümbit vilayetlerinde ikamet eden asayiş-perver ahâliyi tedhiş ederek kâru harâsetin ve sükun ve salâhın devamına mâni olmaktan başka bir şey yaptıkları yoktur.


İzmir ve havalisinde bir seneden beri devam eden Yunan işgal-i askerisi bilâ-tefrik cins ve mezhep bilumum ahalinin hukukuna riayetkâr olduğunu emsile-i kesire ile isbat etti ve musâraâ etmeye mecbur olduğu müşkül şerâite rağmen adâlet ve müsâvat esâsâtına istinad ederek asâyişi temin etti.


Yunan Ordusu şu hengâmda dahi ayni vaziyeti muhafaza edecektir.
Her hangi unsura mensup olursa olsun ve her hangi bir dinle mütedeyyin bulunursa bulunsun bilumum ahalinin ırz, can ve malı bizce mukaddes olacaktır.
Osmanlı memurlarından, idâre-i askeriyeye mensup olanlarından gayrısı Emnî, Polis, Maliye, Adliye, Maliye, Cemaat ve saire memurları kemafis-sâbık ifâ-yı vazifeye devam edeceklerine nazaran bütün Osmanlı memurları tekrar vazifeleri başına davet olunur. İhafe veya iğfal neticesinde ve yahut mafevklerinden aldıkları emirlere itaat ederek Mustafa Kemal’in Kuva-yı Milliye’siyle her ne suretle olursa olsun teşrik-i mesai etmiş olan memurlar, atide bir taraftan Kuva-yı Milliye ile kat’-ı alaka ve muhabere ederek diğer taraftan Yunan Ordusunun evamir ve ….. hürmet ve riayet ettikleri takdirde korkacakları hiçbir cihet yoktur. 

Ahaliden dahi mazide Mustafa Kemal’e taraftar olanlar varsa istikbalde, bununla olan her bir alakalarını kat’ etmek ve iş ve güçleriyle meşgul olmak şartıyla bunlara karşı dahi aynı vaatte bulunuyorum.


Diğer taraftan ise bütün ahalinin emirlerime ve kuvve-i işgaliye kumandanları tarafından verilen evâmire tamamen itâat etmelerini, anasır-ı muhtelifenin kemâl-i sükunla muâşeret eylemelerini Yunan Ordusuna ve malzemesine zarar veya tehlike ika’ edecek ef’alden asâyiş-i umumiyeyi ihlal veya bu civarda ikamet edenlerin can, namus ve servetini ziyana duçar edecek harekattan kat’iyen İçtinab etmelerini TALEP EYLERİM.


Evâmire muhalefet edenler her hangi unsur veya dine mensup olurlarsa olsunlar İdare-i Örfiye Kanunu mucibince behemehal ve şiddetli surette tecziye edileceklerdir. Yunan idare-i işgaliyesinin bir seneden beri müteaddit defalarda gösterdiği muamele-i merhamet-kârânenin kesb-i şiddet eylemiş olan şu nazik devrelerde dahi idâmesi gayr-ı kabildir. Binâenaleyh orduya ve asâyiş-i umumiyeye müteallik hareketlere medhaldar olup, derdest edilenler; Divân-ı Harb’e sevk olunacaklar ve mahallinde kurşuna dizileceklerdir.


Yunan Orduları Başkumandanı
L. Y. Paraskevopulos

 

Görüldüğü gibi bu belgenin temel argümanları şunlardır:

  • Otoriteyi Tahkim: İşgalci güç, Osmanlı idari yapısının kendi kontrolü altında işleyebileceğini savunarak, yerel memurları görevlerine dönmeye çağırır.
  • Tehdit ve Gözdağı: Metin, "itaat etmeyenlerin şiddetle cezalandırılacağı" ve "divan-ı harbe sevk edilerek kurşuna dizilecekleri" yönündeki açık tehditlerle biter.
  • Meşruiyet Arayışı: İşgal, "toprak genişletme amacı taşımayan" geçici bir asayiş operasyonu olarak maskelenir. 
  •  

Cephede Psikolojik Karşı Taarruz: Türk Ordusu’nun Bildirisi

Diğer taraftan Sakarya Meydan Savaşı sonrasında Büyük Taarruz'a doğru gidilen 1921 sonlarında uçaklarla atılan Türk bildirisi ise, Yunan beyannamesinin aksine, düşman askerinin sınıfsal ve insani duygularına hitap eden bir "sınıfsal bilinç" uyandırma stratejisi izler. 

YUNAN ORDUSU ASKERLERİNE (ΠΡΟΣ ΤΟΙΣ ΣΤΡΑΤΙΩΤΟΙΣ ΤΙΣ ΕΛΛΗΝΙΚΟΣ ΣΤΡΑΤΟΥ)

Silah Arkadaşları, Uzun zamandır birbirimize karşı savaşıyoruz. Niçin savaştığımızı biliyor musunuz? Küçük Asya'dan (Anadolu'dan) gelip vatanınıza saldıracak, hayatınızı, ailenizi veya evinizi tehdit edecek tek bir Türk var mı? Hayır, hiç kimse yok! Sizi buradaki Hristiyanları kurtarmak için savaştığınıza inandıranlar yalan söylüyorlar. Sizi buraya gönderen zenginler ve politikacılar Atina'da sefa sürerken, siz burada açlık içinde ölüyorsunuz.Siz de farkındasınız ki Türklerin yanındaki Hristiyanlar, çok daha zengin ve huzurlu bir hayat sürüyorlardı.

Sizi bu bitmek bilmeyen şiddetin içine atanlar; Atina'daki ve Avrupa'daki bankacılar, borsa simsarları, fabrika sahipleri ve tüccarlardır. Onlar orduya silah, kıyafet ve yiyecek satarak milyonlar kazanırken; bunun karşılığında sizden hayatınızı, varlığınızı ve her şeyinizi feda etmenizi bekliyorlar. Kralınız tahtını korumak, subaylarınız ise rütbe ve maaş artışı almak için bu savaşı sürdürüyor. İşte savaşın asıl nedenleri bunlardır.

Savaşın zorluklarını ne zenginler ne de onların çocukları çekiyor. Onlar Londra'nın, Paris'in kafelerinde; Pera'nın ve Faliron'un kumarhanelerinde, batakhanelerinde eğleniyorlar. "Kahraman" subaylarınız cephe gerisinde, Bursa ve İzmir'in bürolarında ticaret yapıp zenginleşirken; sizler savaş meydanlarında aç, susuz ve sefil bir halde mermilerin önünde ölüyorsunuz. Sizin kanınızla zenginlerin kasaları doluyor.

Bizler çocuklarımızın, ailelerimizin ve ata yadigarı vatanımızın kurtuluşu için savaşıyoruz. Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok. Siz bize saldırdığınız sürece biz de savaşmaya devam edeceğiz. Artık tüm dünya ve hatta aranızdan birçoğu, bizim haklılığımızı kabul ediyor. Sizi "yakında barış olacak ve buraları yöneteceksiniz" diyerek boş umutlarla oyalıyorlar.

Bu telkinlere kulak asmayın. Biz çoktan Fransa ile anlaştık. İtalyanlar dostumuzdur. Yakında İngilizlerle de anlaşacağız. Siz buraları tamamen terk etmeden barışın asla gerçekleşmeyeceğinden emin olabilirsiniz. Birçok arkadaşınız yabancı çıkarlar için ölmek istemediğini anlayarak bize teslim oldu. Onları Kayseri'ye gönderdik; orada huzur içindeler ve her ihtiyaçları karşılanıyor. Savaş bittiğinde vatanlarına dönecekler. Sizde kandırılmayın, vatanınıza dönün.

Liderleriniz size Türklerin esirleri öldürdüğünü söyleyerek yalan söylüyor. Gerçeği öğrenmek için yabancı gözlemcilerin raporlarına bakabilirsiniz. Yakında genel bir saldırıya geçeceğiz ve o zaman hayatınızı kurtarmanız çok zor olacak. Şimdiden kararınızı verin ve saflarımıza gelin. Türklerin misafirperverliğini yüzyıllardır biliyorsunuz; ya bizimle dostça yaşayın ya da şimdiden evlerinize dönün.

(Metnin üst kısmında "12/25 Aralık 1921'de Kemalist bir uçak tarafından Afyon üzerine atılmıştır" ibaresi yer alır.)

 

Bu belgenin karakteristik özellikleri şunlardır:

  • Düşmanı İnsancıllaştırma ve Ayrıştırma: Bildiri, Yunan askerini hedef almaz; aksine onu, "Atina’daki zenginlerin ve politikacıların" kurbanı olarak tanımlar. Yunan askerini, kendi vatanında değil, başkasının toprağında ölüme sürüklendiğine ikna etmeye çalışır.
  • Sınıfsal Çatışma Vurgusu: Metin, savaşın bir halk savaşı değil, bir "tüccar, banker ve subay zümresi savaşı" olduğunu vurgulayarak, asker ile subay/zengin arasındaki uçurumu derinleştirmeyi hedefler.
  • Güven ve Teslimiyet Çağrısı: Teslim olan askerlere Kayseri’de insani koşullarda bakıldığı belirtilerek, Yunan askerinin firar etmesi teşvik edilir. 

Bildiriler Savaşı: Bir Değerlendirme

Bu iki bildiri arasındaki fark, Kurtuluş Savaşı’nın niteliğini özetler. Yunan bildirisi yukarıdan aşağıya bir otoriteyi, "düzen", "itaat" ve "cezalandırma" kavramlarıyla dayatmaya çalışırken; Türk tarafının bildirisi aşağıdan yukarıya bir bilinç oluşturmaya çalışan, "adalet", "kardeşlik" (tarihsel bağlamda) ve "halkın refahı" üzerine kurulu bir psikolojik taarruzdur. 

Yunan tarafı "işgalin kalıcılığını" kabul ettirmek için korkuyu bir araç olarak kullanırken, Türk tarafı "savaşın anlamsızlığını" vurgulayarak düşmanın iradesini kırmaya çalışmıştır. Bu bildiriler savaşı, Türk ordusunun sadece fiziksel bir zafer değil, aynı zamanda işgal ordusunun moralini çökerten etkili bir propaganda başarısı da elde ettiğini kanıtlamaktadır.

Kaynakça: Yunan Orduları Beyannamesi, Karargâh-ı Umumi, 11 Haziran 1920. Yunan Ordusu Askerlerine (Bildiri), 12/25 Aralık 1921

Yazarın Diğer Yazıları