Emirdağ Halk Kültürünü, Uluslararası Platforma Taşıyan Ömer Faruk Yaldızkaya
İrfan Ünver Nasrattınoğlu
Emirdağ kültürü, özellikle de halk kültürü ile ilgili çalışmaları, bilimsel makaleleri ve musikisi ile ulaslararası platformda adını geniş ölçüde duyurmuş olan Ömer Faruk Yaldızkaya, 1958 yılında Emirdağ’da doğdu.
İlk ve orta öğrenimini Emirdağ’da, yüksek öğrenimini Gençlik ve Spor Akademisi ile Eğitim Enstitüsü’nde yaptı.
Yazmaya ve bağlama çalıp, türkü çığırmaya lise yıllarında başladı. Yazıları; Türk Musikisi Atlası, Türk Kültürü, Erciyes, Bir, Standart, Folklor/Edebiyat, Aziziye, Emirdağ ve Bizim Külliye dergileri ile çeşitli gazetelerde yayımlandı.
Gazete ve Dergilerde yayımlanmış olan çok sayıdaki bu yazıların ötesinde, kitap bütünlüğünde yayımlanmış olan eserleri de şunlardır:
1. Gönülden Sesler (Emirdağlı Âşık Yoksul Derviş’in Şiirleri-1986),
2. Her Yönüyle Emirdağ (1986)
3. Emirdağ Yöresi Türkmen Ağıtları (1992 ve 2018)
4. Emirdağ Türküleri (2003 ve 2006)
5. Emirdağ’da Lâkaplar (2018)
6. Emirdağ Halk Kültürü Araştırmaları (2022)
7. Emirdağ Türkmen Kilimleri (2022)
Bugüne kadar, yurt içinde Afyonkarahisar, Konya, Bursa, İzmir, Balıkesir kentlerinde; yurt dışında Makedonya’nın Struga, Romanya’nın Köstence ve Bükreş, KKTC’nin Lefkoşa ve Gazimagosa, Kazakistan’ın Türkistan Şehrinde ve Rusya Federasyonu’nun Kırım Özerk Cumhuriyeti’nde düzenlenen ulusal ve uluslararası nitelikli 23 bilimsel toplantılara katılarak bildiriler sundu.
Ömer Faruk Yaldızkaya’nın bilimsel ve kültürel alışmalarına ilişkin olarak yurt içi ve yurt dışında hazırlanan lisans, yüksek lisans, doktora ve profesörlük takdim tezlerinde; ayrıca kitap ve makalelerde atıflar yapıldı. Manisa Celal Bayar Üniversitesi ve İzmir Dokuzeylül Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencileri tarafından "araştırma-inceleme " konusu, İzmir Demokrasi Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzikoloji Bölümü öğrencisi tarafından "lisans bitirme tez" konusu yapıldı.
*Yaldızkaya, 2002 yılında, Azerbaycan Başkenti Bakü’de faaliyette bulunan Asya Üniversitesi’nce “Fahri Doktora” ünvanı, ile idüllendirildi.
*Merkezi Ankara’da bulunan Halk Kültürü (Folklor) Araştırmaları Kurumu Ankara’da düzenlenen törende“2002 Yılı Türk Halk Kültürüne Hizmet Ödülü” nü Yaldızkaya’ya verdi.Ayrıca;
*2017 yılında Uluslararası Emirdağ Araştırmaları Sempozyumu Düzenleme Kurulu tarafından “Üstün Hizmet Belgesi” ile;
*HAMOY (Halk Müziği ve Oyunları Araştırma Eğitim Derneği)’nin "2025 Yılı Halkbilimi Hizmet Ödülü” almış olan, değerli hemşehrimizin doğup büyüdüğü Emirdağ’ın Eski Kacerli Mahallesi'ne yapılan parka Emirdağ Belediye Meclisi tarafından "Ömer Faruk YALDIZKAYA Parkı" adı verildi.
Yaldızkaya, TRT Radyo ve TV programlarında, Türk Halk Edebiyatı ve Folkloru üzerine konuşmalar da yapmakta; Emirdağ türkü ve ağıtlarını sazıyla çalıp seslendirmektedir.
Bizzat derlemiş olduğu “Atatürk’e Ağıt” ve “Çorabını Ördüğüm” adlı Emirdağ türkülerini TRT repertuvarına kazandıran da değerli hemşehrimiz Yaldızkaya’dır. Ayrıca yöreden derlediği çeşitli türküler farklı sanatçılar tarafından seslendirilerek yurt içi ve yurt dışında yayımlanmaktadır. Derlediği “Kore Ağıdı”, da onun tarafından notaya alınması sağlanmış olan önemli çalışmalardan biridir. Bu türkülerden birisi ile ilgili öykü, kısaca şöyledir:
“Çorabını Ördüğüm”, bir kadının sevdiğine yürekle bağlandığı anlatan Afyon, Emirdağ türküsü… Erkeğin yapacağı övgülerin daha güzelini yaparak seslenen kadın, asla “hoppa” değildir, aksine geleneğin kadına biçtiği kuralları hiçleyen, ona kafa tutan aklı başında biridir.
Çorabını ördüğüm oğlan, oğlan ay oğlan
Vay derdine yandığım sana yandım ay oğlan
Seni hasta dediler oğlan oğlan ay oğlan
N’oldu gurban olduğum sana yandım ay oğlan
Oğlana bak oğlana
Boyu benzer fidana
O fidan bir gül açmış
Gogulatmaz adama
Oğlan destecik oğlan
Boyları gostacık oğlan
Sana nazar değmesin
Tak bir nazarlık oğlan
Çorapları yaşımış oğlan oğlan ay oğlan
Ayakları üşümüş sana yandım ay oğlan
Hadi gidelim yârim oğlan oğlan ay oğlan
Tan yerleri ışımış sana yandım ay oğlan
Delikanlı, genç kadının çorap ördüğü, derdiyle yandığıdır. Sevdiği adamın hasta olduğunu duyunca süs objesi olmaktan çıkıp oğlanına: “Seni hasta dediler/ N’oldu gurban olduğum.” der aklı başından çıkmışçasına. “Seni seviyorum.” dan çok daha fazlasıdır bu “kurban olduğum” sözü. Hasan Dağı’nın karları gibi tertemiz… Temiz aşklar, köy türkülerinde kaldı sanki.
Dolaylı tümleç yerine belirtili nesne kullanımı da Ege’ye has ağız. “Sana hasta, dediler.” yerine “Seni hasta, dediler.” diyor genç kız da.
Genç kız, öyle çok sevmiştir ki sevdiği adama nazar değmesinden korkar, ondan nazarlık takmasını ister. Çorapları yaş olduğu için üşüten gence gözü gibi bakar, tan yerinin ışıyana dek onunla gecenin koynunda kalır. Daha çok üşümemesi için de eve gitmeyi teklif eder.
Sevdiği oğlan, delikanlısı; boyu fidan, yanaklarında güller açan bir filinta… Ama filintanın da bir kusuru vardır (!) Gül yüzünü koklatmaz öyle kolay kolay. Mesafeli, herkesle düşüp kalkmayan biri… Sevdiğine “destecik, gostacık” der genç kız. Bildiğimiz çiçek destesidir “ay oğlan”ı. Ege’de, İç Anadolu’da geçen “gostacık” sözcüğü; düzgün yapılı, hoş görünümlü, yakışıklı anlamına gelir.
Sanki halk ve divan edebiyatında seven ve sevilen yer değiştirmiştir. Karacaoğlan’ın “Ala gözlerine kurban olduğum”, Emrah’ın “Ela gözlerini sevdiğim dilber” dizelerindeki güzeller gitmiş, yerine “gostacık oğlan” gelmiş. “Kurban olduğum” diyen Karacaoğlan, Emrah değil artık mangal yürekli bu kadındır artık.
Mutfağa sıkıştırılmış kadın tipi de gitmiş; yerine kendisine biçilen rollere karşı gelen, “ay oğlan” diye sevdasını haykıran, yaşamda “kavga” gibi, “aşk”ın da olduğunu bilen, “bir emtia” olmama savaşımı veren kadın gelmiştir.
Bu türkü, aslında kadınlığını sorgulayan, kadınlığını ihraç etmeyi düşünen kaypak karakterlerle savaşan bir kadın türküsüdür. Bu türkü ne güzel türküdür! Kurban olduğum demek, “Seni ‘hasta’ dediler.” demek hele!
Çoğu erkeğin sırtı yere geliyorsa sebebi böyle seven kadınlarının olmamasıdır. “Kurban olduğum” diyenleri yoktur onların.
Türkünün iç öyküsü, sözler, oluşan sevda pınar duruluğunda… Bu türkünün orta yerinde tertemiz yürek ve kendi türküsünü yazmış kadın var. Ne diyordu, Héléne Cixous: “Kadın, kendini yazmalıdır.”