Tarihteki Türk zaferlerinden ve kahramanlıklardan bahsederken, Afrika’da olup bitenlere değinmeden olmaz. Ben bu yazımda sadece Sudan’da ecdadımızın neler yapmış olduğuna değinecek, ama özetin de özeti olan bilgiler sunmakla yetineceğim.
SUDANLI ALMAS EFENDİ
1. Dünya Savaşı’ndan sonra, istihbarat, ajanlar, yaptıkları faaliyetler hakkında basında en çok yazılanlar İngiliz ajanlar T. E. Lawrence ve Gertrude Belldir…Oysa ki Teşkilat-ı Mahsusa (yani Türk istihbaratı) ajanları pek bilinmezler. Örneğin İstanbul’dan başladığı yolculuk Sudan’daki Mısır/İngiliz karargâhında noktalanan Sudanlı Almas Efendi’nin hikâyesi, ayrıntılı olarak yazılıp çizilmemiştir…
Almas Efendi doğma büyüme Sudan’ın yerlisiydi.. 1900 yılında 9. Sudan Birliklerine Mısır Sahil Koruma Görevlisi olarak katıldı. Mısır ordusunun görev ve yetki sahasında 1907 yılında Yüzbaşılığa terfi etti ancak beş yıl sonra kaçakçılığa göz yumduğu gerekçesiyle görevden uzaklaştırılmıştı. Öyle anlaşılıyor ki, Trablusgarp Harbi sırasında İtalyanlarla savaşan Türkler lehine sahil kaçakçılığına göz yummuştu.
Teşkilat-ı Mahsusa'nın Doğu Afrika'daki faaliyetleri Ali Kemal Erdem tarafından kaleme alınarak, kitap bütünlüğünde yayımlandı. Bu kitaptan öğrenildiğine göre Almas Efendi, İngiliz karargahına sızan ve Darfur'u ayaklandıran ajandı…
Devletimizin, son yıllarda Doğu Afrika'da bulunan Somali ve Sudan gibi ülkelerle yakın ilişkiler kurup, geliştirme çabası içinde olduğunu görüyoruz. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) ikili anlaşmalar çerçevesinde Somali'de bir üssü bulunuyor ve bu ülkenin silahlı kuvvetlerine eğitim desteği veriliyordu.
Tarihçi Tuğrul Oğuzhan Yılmaz, Teşkilat-ı Mahsusa'nın I. Dünya Savaşı'nda pek az bilinen Doğu Afrika faaliyetlerini Ötüken Yayınları'ndan çıkan "Teşkilat-ı Mahsusa'nın Doğu Afrika Faaliyetleri" kitabında anlattı. Yılmaz'ın kitabı Teşkilat-ı Mahsusa'nın daha çok Sudan, Habeşistan ve Somali'deki faaliyetlerini irdelemektedir.
Teşkilat'ı Mahsusa'nın kitapta da anlatılan üç ülke içerisinde en çok yoğunlaştığı yerin Sudan olduğu anlaşılmaktadır. Osmanlı Devletinin Afrika askeri birlikleri komutanı Nuri Killigil Paşa, Sudanlıları ayaklandırmak ve Osmanlı yandaşı Darfur Sultanı Ali Dinar'a siyasi, askeri destek sağlamak için savaş boyunca Sudan'a pek çok Teşkilat-ı Mahsusa ekibi gönderdi.
Bu ekiplerin çoğunun başındaki görevliler genellikle Afrika Grup Komutanlığı bünyesindeki subaylar olup en bilinenleri Binbaşı Almas Efendi, Teğmen Abdülcelil Efendi, Binbaşı Cafer el-Askeri Bey, Kurmay Binbaşı Mehmed Tarık Bey, Yüzbaşı Mehmet Ata Efendi, Piyade Üsteğmen Ali Rasim Efendi'ydi.
Bunların her birinin kendine göre oldukça ilginç yaşam öyküleri bulunuyor. Anılan kitapta bunlara da yer veriliyor. Burada Nuri Killigil Paşa’dan kısaca bahsetmek gerekirse, hemen aklımıza gelen husus, Nuri Paşa’nın, gardaş Azerbaycan’a yönelik düşman saldırılarına karşı, Osmanlı Devleti’nin verdiği destektir.
Özellikle Sudan'a giden ekipte yer alan ve aslen Sudanlı olan Abdullah Almas Efendi'nin farklı bir yaşam öyküsü dikkati çekmektedir…
1900 yılında Mısır'daki İngiliz ordusuna katılan, 1907'de yüzbaşı rütbesine kadar yükselen Almas Efendi, Osmanlılar ile İtalyanlar arasındaki Trablusgarp Savaşı sırasında Türk subaylarına yardım etmiş hatta iki topun Mısır'dan Libya'ya geçirilmesini sağlamıştı.
Bu nedenle hakkında İngilizlerce soruşturma başlatılmıştı.- o arada Almas Efendi, bir süre sonra firar ederek Libya’nın Derne kentinde bulunan Osmanlı güçlerine katılmıştı.
Tobruk'ta Enver Paşa’nın eniştesi Yarbay Nazım Bey'in yanında komutan yardımcısı olan Almas Efendi, savaş sırasında gösterdiği büyük kahramanlıklar nedeniyle "Bütün Sudanlılar gibi çılgınca bir cesarete sahip ve her şeye dayanıklı bir yiğit" olarak tarif edilmişti.
Savaş sırasında Libya'da bulunan Enver Paşa ile tanışan Almas Efendi, savaşın bitiminde Mısır'a dönmeyerek Türk subaylarıyla birlikte İstanbul'a geldi. I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla birlikte Teşkilat-ı Mahsusa'ya katıldı. Teşkilat tarafından Sudan'a yönelik faaliyetler sürdürmekle görevlendirildi. İstanbul'dan yola çıkan, önce Bağdat'a, sonra Yafa'ya, ardından Bingazi'ye son olarak da Suudi Arabistan'daki Cidde'ye geçen Almas Efendi, burada aldığı gizli emir ile 7 Kasım 1914'te beraberindeki altı Osmanlı casusu ile birlikte yelkenli bir tekne ile Kızıldeniz'e açılarak Sudan kıyılarına ulaştı.
12 Kasım 1914'te Takarna kabilesinin köyüne gelerek bir odaya yerleşen Almas Efendi, bir din adamı ve derviş gibi giyinerek faaliyetlerine başladı. Sudanlı olması dikkat çekmesini engelliyordu. Yerel kıyafetlerle keşif faaliyetlerini sürdüren Almas Efendi, 16 Kasım'da dilenci kılığında Port Sudan'da bulunan İngiliz karargahına sızmayı başardı.
Derviş, dilenci veya bir meczup görünümünde karargaha giren Almas Efendi, Mısırlı askerleri ziyarete gitti. Dini kıyafetlere bürünmüş bir şekilde tabur komutanıyla görüşmek istediğini dile getirir, ona beklemesini söylerler. Az sonra üst düzey Mısırlı bir subay odaya girdiğinde kıyafetini çoktan değiştirmiş olan Almas Efendi, odada bir Türk subayı kıyafetiyle oturmaktadır.
Mısırlı subaya Enver Paşa'nın emriyle geldiğini bildiren Almas Efendi, cihat ilan edildiğini, Türklerin Mısır'a girmesi durumunda tavırlarının ne olacağını ve İngilizlere karşı mücadele edilmesi gerektiğini vurgular.
Bu konuşmanın ardından beklemesi gerektiğini söyleyerek odadan ayrılan Mısırlı subay, Almas Efendi'yi İngiliz general Wilson'a ihbar eder. Karargaha gelen Wilson, Almas Efendi'yi tutuklatır. Almas Efendi'nin üzerinde yapılan aramalarda şifreli yazışmalar, bir kitap, Mevlid-i Şerif ele geçirildiği gibi kaldığı Takarna Köyü'ndeki odada da Enver Paşa ve Cidde mutasarrıfıyla yaptığı gizli yazışmalar ele geçirilir. Almas Efendi'nin yakın çevrelerine kadar sızmış olması İngilizleri çok tedirgin etmiş ve emirlerindeki Müslüman askerlerin sadakatleri konusunda endişeye sevk ederek, onları olası yeni Türk ajanlara karşı önlem almaya yöneltmişti.
Almas Efendi'nin ise bundan sonraki akıbeti hakkında maalesef sağlıklı bir bilgi yoktur. Sadece İngilizler arasında yapılan bazı yazışmalarda idama mahkum edildiği ancak cezasının müebbet hapse çevrildiği anlaşılmıştır.
SUDANLI ZENCİ MUSA
Ailesi Sudanlı olan Zenci Musa, Girit’te dünyaya geldi. Kahire’de yaşayan ve Osmanlı hayranı olan dedesi, Musa’yı İslam’ı iyi öğrenmesi ve Osmanlı’yı yakından tanıması için yanına aldı. Musa asker olmak isteyince, dedesinin teşvikiyle Trablusgarp’a gitti. Türk subayları ve Şeyh Sunusi’nin önderliğinde İtalyanlara karşı verilen mücadeleye katıldı. Savaş bitince oradaki subayların peşine takılarak, Selanik üzerinden İstanbul’a geldi.
Savaşların art arda patlak verdiği o zorlu yıllarda Zenci Musa’nın Osmanlı topraklarını savunmak için katılmadığı savaş ve cephe kalmadı. Çanakkale cephesinde 19. Tümen’in Sudanlı ve Araplardan kurulmuş 77. Alay’ına katıldı. Yemen’deki 7. Ordu’ya altın götürmek için gizlice Medine’ye giden grupta yer aldı. Balkan ve 1. Dünya savaşlarında görev aldı. Zenci Musa, bu dönemde Teşkilat-ı Mahsusa’da görevli Kuşçubaşı Eşref Bey’in emrinde çalışıyordu.
Osmanlı parçalandıktan sonra Anadolu’daki Millî Mücadeleye destek için İstanbul’a gelen Zenci Musa, gündüzleri Galata gümrüğünde hamallık yapıp, gece Anadolu’ya silah kaçırdı. Tüm bu çalışmalar sırasında vereme yakalanan Zenci Musa, öldüğünde bavulundan; bir Osmanlı haritası, Kuşçubaşı Eşref ‘in resmi, Kur’an, ve bir de kefen çıkmıştır. Zenci Musa’nın kabri Üsküdar’daki Özbekler Tekkesi’ndedir.
Sudan'lı gönüllüler arasında iki metreyi aşan dev cüssesiyle yer alan bu siyahi müslüman, Şair Mehmet Akif'in şiirinde de yer alan Zenci Musa'ydı. Milli mücadelenin kahramanlarından, Kuşçubaşı Eşref Bey'e bir baba gibi bağlanan Zenci Musa, onun 1917'de Hayber savaşında esir edilişine değin yanından ayrılmadı. 'Eşref beyin emir eri Zenci Musa,İsa Peygambere omuzlarını ödünç verir” diyordu Mehmet Akif onun için. O ölene kadar Osmanlı idealleri için savaşan Sudanlı bir kahramandı.
SUDAN'LI MUHAMMED ÇAVUŞ
Sudanlı Muhammed Çavuş, Osmanlı Devleti’nin son döneminde mücadele eden ancak hayatı hakkında son derece az bilgi bulunan askerlerden biridir. Doğum tarihi, ailesi, memleketinin Sudan’daki hangi bölgesi olduğu ve Osmanlı hizmetine nasıl girdiği bilinmemektedir.
Onun varlığını kanıtlayan en önemli belge, 1913 yılında Batı Trakya’da çekilen tarihî bir fotoğraftır. Fotoğrafta Teşkilât-ı Mahsusa’nın önde gelen isimlerinden Kuşçubaşı Eşref’in arkasında görülmektedir. Kaynaklarda kendisinden “Sudanlı Muhammed Çavuş” adıyla söz edilir.
Fotoğrafın tarihi, onun İkinci Balkan Savaşı sırasında Batı Trakya’da yürütülen harekâtta bulunduğunu göstermektedir. Bu dönemde Kuşçubaşı Eşref ve arkadaşları, Osmanlı yönetiminin çekildiği bölgelerde Bulgar kuvvetlerine karşı mücadele ederek Batı Trakya Türklerini korumaya çalışıyordu.
Muhammed Çavuş’un harekâttaki görevi, katıldığı çatışmalar ve sonraki yıllarda Teşkilât-ı Mahsusa bünyesinde çalışıp çalışmadığı belgelerle açıklanamamaktadır. Birinci Dünya Savaşı’nda Sudan’a gönderilen Osmanlı görevlileriyle karıştırılmaması gerekir.
Ölüm tarihi ve mezarının yeri de bilinmeyen Muhammed Çavuş, Osmanlı uğruna farklı coğrafyalardan gelen isimsiz askerlerin simgelerinden biridir. Bugün geride kalan tek fotoğrafı, Sudan’dan Balkanlara uzanan unutulmuş bir bağlılığın sessiz belgesi olarak yaşamaktadır.
Tarihin tozlu sayfaları arasında, sadece mürekkeple değil, kanla, terle ve sarsılmaz bir sadakatle yazılmış isimler vardır. Bu isimlerden biri de çöllerin aslanı, Hilafete sadakatin ete kemiğe bürünmüş hali olan Sudanlı Muhammed Çavuş’tur. Onun öyküsü, batmaya yüz tutmuş bir imparatorluğun ufkunda parlayan son ve en parlak yıldızlardan birinin destanıdır