İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Hafızlıktan Kuvâ-Yı Milliyeye Bir Kahraman Köpekçi Nuri Efe

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Ege Bölgemizin Denizli vilayetinin Tavas ilçesinden çıkıp tarihin tozlu yaprakları arasında saklı kalmış, şan ve şöhret peşinde koşmamış, kahraman Nuri Efe’yi tanıyor musunuz? Ya da adını hiç işittiniz mi? Evet bu yazımda da ben, bugün Köpekçi Nuri Efe’yi anlatacağım..Ulusumuzun kaderine etki etmiş Köpekçi Nuri Efe'yi… 
Onun hikâyesi, sadece bir adamın silaha sarılması değildir. İngilizce olarak kaleme alınan kapsamlı Zeybek-Hafız Sentezi makalesinde de derinlemesine analiz edildiği üzere; o, dini otorite ile zeybekliğin askeri gücünü şahsında birleştirerek "Sosyal Eşkıyalık" kavramına bambaşka bir boyut kazandırmış bir sosyolojik fenomendir. Devlet otoritesinin tamamen silindiği, işgalci çizmelerinin Anadolu toprağını kirlettiği bir ortamda, zenginden alıp fakire verme felsefesini aşarak, koca bir halkın ruhani ve bedeni koruyucusu olmuş bir efsaneyi; atlarının, köpeklerinin ve kızanlarının efesini, Tavas'ın yenilmez kalesi Köpekçi Nuri Efe'yi anlatacağım.
Nuri Efe, 1877 yılında, Denizli'nin Tavas eski adı Yarengüme olan Tavas ilçesi Samanlık Mahallesi'nde Dünyaya geldi. Daha önce adını bile işitmediğim  bu kahramanımızı, Tarihçi Ercan Haytoğlu'nun "Köpekçi Nuri Efe ve Milli Mücadeledeki Faaliyetleri" adlı makalesinden öğendim. Nuri, sıradan bir köylü ailesinin değil, dönemin Tavas'ında oldukça saygın bir konuma sahip olan ve bugün Tülübaşlar Camii olarak bilinen caminin imamı Parsal Hoca, yani Bekir Efendi ile Ümmühan Hanım'ın oğludur. Ailenin devlete ve orduya bağlılığı da dikkat çekicidir; zira Nuri'nin kardeşi Hamdi Bey, ilerleyen yıllarda orduda Albay rütbesine kadar yükselecek yetkin bir askerdir.
Nuri Efe'nin gençlik yılları, klasik okullarda değil, babasının rahlesi önünde geçer. Aldığı yoğun İslami eğitim sayesinde Kuran-ı Kerim'i ezberleyerek "Hafız" unvanını alır. İşte bu nokta, onun karakter yapısının ve ilerideki sosyal eşkıyalık serüveninin kilit taşıdır. Nuri Efe'nin bir hafız olması, Osmanlı'nın son dönemindeki geleneksel zeybek profilinden tamamen farklı bir figür yaratmıştır. O dönemde, haksızlığa uğradığı ya da kan davası güttüğü için dağa çıkan pek çok efe, halk tarafından hor görülürdü. Ancak bir hafızın dağa çıkması, halkın gözünde isyanı meşrulaştıran, direnişe ruhani bir kutsiyet katan olağanüstü bir durumdu.
Nuri Efe hayvanlara, bilhassa köpeklere inanılmaz bir sevgi ve şefkat beslerdi. Zeybek, Zorbaz, Tokman ve Kırık adını verdiği dört özel eğitimli köpeği, onun adeta gölgesi gibiydi. Köpeği "Zeybek", eve gelen misafirleri arka ayakları üzerine dikilip ön patileriyle selamlayacak kadar itaatkâr ve eğitimliydi. Nuri Efe, ömrü boyunca hiçbir öğününü köpekleriyle paylaşmadan yemezdi. Önüne gelen bir kuzuyu, bir kebabı önce ikiye böler, yarısını kızanlarına ve muhafız köpeklerine verir, ancak ondan sonra kendi lokmasını ağzına atardı. Altındaki simsiyah, parlak "Kırat"ı ise onun diğer bir tutkusuydu.
Ömrü boyunca hiç evlenmemiş, bunun yerine Baharlar kasabasından Hasan ve Hüseyin adında iki genci evlatlık edinerek tüm baba şefkatini onlara ve kızanlarına  vermiştir. Bulunduğu her mekânda, ihanete ve pusuya karşı sırtını mutlaka duvara veren, namazını kızanlarının oluşturduğu bir güvenlik çemberi içinde kılan ve disiplin içinde yaşayan bir adam... İşte Köpekçi Nuri Efe'nin ruh dünyası; merhametle sertliğin, inançla isyanın harmanlandığı böyle bir zemin üzerine kuruludur.
    Denizlili araştırmacı-yazar dostum, genç yaşında kaybettiğimiz dostum-kardeşim Şükrü Tekin Kaptan’ın  Kurtuluş Savaşı'nda Denizlili Önderler eserinde de ifade edildiği üzere, onun efelik serüveni, daha çok halkın koruyuculuğunu üstlenme misyonuyla kademe kademe gelişmiştir. Etrafında Tavas, Acıpayam ve Çal bölgelerinden topladığı, baş kızanlarını Çallı Ahmet Çavuş ile Gökdağlı Ahmet Çavuş'un yaptığı 140'ı aşkın silahlı adamı vardı.
Nuri Efe, Tavas ve çevresinde tefecilerin, halka zulmeden mültezimlerin ve eşrafın korkulu rüyası olmuş; fakirin fukaranın sığınağı haline gelmiştir. İstanbul Hükümeti'nin Kuvâ-yı Milliye'yi "hilafete isyan eden asiler" olarak yaftaladığı ve şeyhülislam fetvalarıyla halkı direnişten soğutmaya çalıştığı o karanlık günlerde; Nuri Efe gibi Kuran'ı hıfzetmiş, imam babanın oğlu olan bir "Hafız-Efe"nin isyan bayrağını açması, köylü için en büyük meşruiyet kaynağıydı. O, isyanıyla adeta yerel bir fetva vermiş, direnişin dine ve vatana hizmet olduğunu halkın zihnine kazımıştır.
15 Mayıs 1919'da İzmir'in Yunan ordusu tarafından işgali, palikaryaların Anadolu içlerine doğru ilerleyişi, Ege'deki efe ve zeybeklerin kişisel isyanlarını, topyekûn bir vatan savunmasına dönüştürür. İzmir'in işgal haberi Tavas'a ulaştığında, Kaymakam Ali Rıza Bey halkı belediye önünde toplar. O günlerde Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi'nin emriyle Denizli Heyet-i Milliyesi'nde görevli olan Mehmet Fevzi Bey, Tavas'a gelerek Köpekçi Nuri Efe'yi bizzat Kuvâ-yı Milliye'ye davet eder. Bu tarihi çağrı karşısında Nuri Efe bir an bile tereddüt etmez. O güne kadar dağlarda kendi adaletini sağlayan efe, artık vatanın adaletini sağlamak için Tavas Heyet-i Milliyesi'nin ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin kurucuları arasında yerini alır.
İşgalin yakıcı ateşi Menderes havzasına doğru ilerlerken, Nuri Efe, Öğretmen Mehmet Ali Bey ile omuz omuza vererek Tavaslı yiğitlerden oluşan meşhur "Yıldırım Bölüğü"nü kurar. Bu, 95 kişilik, ölümü göze almış serdengeçtilerden oluşan elit bir vurucu güçtür. Düşmanı durdurmak için Umurlu cephesine ilk koşan müfrezelerden biri Köpekçi Nuri Efe komutasındaki Yıldırım Bölüğü olmuştur. 2 Temmuz'da Tavas'tan Denizli'ye intikal eden bu Birlik, 4 Temmuz akşamı trenle Umurlu cephesine ulaşarak Serçe Köy mevkiine yerleştirilmiştir. Ertesi gün, Demirci Mehmet Efe'nin de 200 adamıyla cepheye katılmasıyla birlikte Yıldırım Bölüğü, Yunan ordusunun Umurlu'daki ileri harekâtını başarılı bir şekilde durdurmuştur.
    Bölgedeki Türk direniş güçleri,13 Temmuz 1919'da Binbaşı Hacı Şükrü Bey'in genel komutasında Aydın'ı Yunanlılardan geri almak için büyük bir taarruz başlatmıştır. Bu genel taarruz istenilen başarıya ulaşamamış olsa da Köpekçi Nuri Efe ve Öğretmen Mehmet Ali Bey komutasındaki Tavas gönüllüleri Serçe Köy mevkiinde kahramanca direnmişlerdir. Yıldırım Bölüğü, burada Yunan kuvvetlerini durdurarak düşmanın Türk birliklerinin cephe gerisine sarkmasını ve direnişçileri kuşatmasını engellemek gibi çok kritik bir askeri başarıya imza atmıştır.
Yıldırım Bölüğü'nün bu cephedeki en kanlı ve en kritik çatışması 17 Temmuz 1919'da yine Serçe Köy'de yaşanmıştır. Yunan ordusu, ana direniş hatlarını baypas ederek arkadan saldırmak amacıyla Serçe Köy'e çok şiddetli ve üst üste taarruzlar düzenlemiştir. Köpekçi Nuri Efe'nin müfrezesi, ünlü Yörük Ali Efe'nin kuvvetleriyle tam bir koordinasyon ve omuz omuza bir dayanışma içinde savaşarak Yunanlıların bu tehlikeli kanat manevrasını etkisiz hale getirmiştir
    Yıldırım Bölüğü ile başlayan bu Tavas direnişi, Köpekçi Nuri Efe'nin yöredeki büyük saygınlığı sayesinde 1919'un sonları ve 1920 yılında Sarayköy ve Tavas civarından toplanan 1.800 ila 2.000 kişilik devasa bir gönüllü ordusuna dönüşmüştür. Nuri Efe komutasındaki bu büyük kuvvet, savaşın ilerleyen safhalarında Yunan ordusunu Menderes Nehri'nin batı yakasında adeta bir şişeye hapsederek, Sarayköy üzerinden Denizli ve İç Anadolu'ya geçmelerini kesin olarak engellemiştir. Bu stratejik Menderes savunması, Ankara Hükümeti'nin düzenli orduyu kurabilmesi için ihtiyaç duyduğu hayati zamanı kazandıran en önemli askeri faaliyetlerden biri olarak tarihe geçmiştirb Onun bu direnişi, Ege'nin dağ köylerinde yankılanmış, kızanların dilinde şu meşhur ve coşkulu türküye dönüşmüştür:
"Çağman dağlarının yaylası,
Haydi aman martinimin aynası!
Sarayköy'ün ortasında Nuri Efe göründü...
Oyna Nuri Efem oyna,
Dağları duman bürüdü,
Kara duman içinde,
Nuri Efe göründü!
Top atandan Sarayköy'e baktılar,
Zalim düşmanı çifte martin sıktılar,
Sarayköy'den Yunanlılar kaçtılar!
Oyna Nuri Efem oyna!
Dağları dumanbürüdü                                                                                                               
Karadumaniçinde                                                                                                                       
Nuri Efe göründü"

    Millî Mücadele zaferle taçlanıp, Yunan ordusu denize döküldüğünde, birçok efe gibi Köpekçi Nuri Efe de silahını duvara asarak Tavas'a, o çok sevdiği topraklarına geri döner. Devleti kurtarmanın haklı gururunu yaşarken, hiçbir zaman siyasi bir makam veya mevki talep etmemiştir. Sivil hayatta 25-30 atlık devasa örekleri, güreş develeri ve 10-15 ineğiyle taşımacılık ve hayvancılık yapmıştır.

Devlet, bu büyük kahramanı unutmamıştır. 1936 yılında Mareşal Fevzi Çakmak bölgeye geldiğinde, bizzat Köpekçi Nuri Efe'yi buldurur, ona maaş bağlatır ve Ankara'ya, Gazi Orman Çiftliği'ne gelerek devletin himayesinde yaşamasını teklif eder. Ancak Efe, doğduğu topraklara olan derin bağı sebebiyle bu teklifi nezaketle reddeder. 1946 yılında ise Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Denizli'ye geldiğinde ilk sorduğu kişi yine odur: "Tavaslı Nuri Efe geldi mi?" Köpekçi Nuri Efe, belinde mavzeri, efe kıyafetleri ve efsanevi kıratıyla İnönü'nün yanına gelir ve iki eski silah arkadaşı hasretle kucaklaşırlar.
    Ne yazık ki efenin son yılları, eski ihtişamından biraz uzaktır. Ercan Haytoğlu'nun çalışmasında acı bir gerçek olarak belirtildiği üzere; Nuri Efe'nin kumara olan düşkünlüğü, zamanla büyük servetinin erimesine ve halk nezdindeki o sarsılmaz itibarının  zedelenmesine yol açar. Ömrünün son demlerinde tütün ziraatıyla uğraşan bu koca çınar, 20 Nisan 1951 tarihinde hayata gözlerini yumar.
Tavas halkının kolektif hafızasında o, bir "evliya" mertebesine yükselmiştir. Ölümünden sonra mezarının üzerinde yanan ışıklar görüldüğü rivayet edilmiş, büyük ağaçların gölgesindeki kabri, insanların dualar edip adaklar adadığı manevi bir sığınağa dönüşmüştür. Onun Tavas girişine dikilen heykeli, 2024 yılının Nisan ayında kimliği belirsiz kişilerce kundaklanarak yakılmak istense de bu eylem bile onun hatırasının, aradan geçen bir asra rağmen ne denli diri ne denli güçlü ve ne denli sarsıcı olduğunun bir kanıtıdır. Ateş, efenin ruhunu yakamaz; sadece efsanesini harlar.
Mücadele günlerinden sonra çok sevdigi Zeybek, Zorbaz, Tokman ve Kırık isimli köpekleri ile dolaşan ve her yere bu köpekleri ile giden Köpekçi Nuri Efe’nin kızanları Tavas, Acıpayam ve Çal yörelerindendir.

Yazarın Diğer Yazıları