Yurt dışı seyahatlerimde çok değerli vatandaşlarım, bu cümleden hemşehrilerimle karşılaştım, tanıştım ve dostlaştım. Bunlardan birisi de Bolvadinli ozan Mustafa Avşar’dı..Onun ozan (âşık-şair) oluşu, benim de halk edebiyatı ve âşıklık geleneğiyle yakından ilgilenmem, Mustafa ile ilişkimizin daha da gelişmesini sağladı. Belçika Başkenti Brüksel’de bulunduğum sırada, Gent kentinde yaşamını sürdüren Mustafa’yı aramam üzerine, onunla buluşmamız, benim o seyahatimin daha renkli gezmesini sağlamıştı.
Mustafa Avşar; 10 Ekim 1968 tarihinde Ali ve Satı Avşar çiftinin oğlu olarak Afyonkarahisar ilinin Bolvadin ilçesine bağlı olan Özburun kasabasında dünyaya geldi. Dört kardeşiyle birlikte, 1975 yılında henüz eğitim hayatına başlamadan önce, Belçika’ya göç ettiler. Mustafa burada çeşitli okullarda temel eğitimimi tamamladıktan sonra 1988'de Carels Meslek Lisesi’nden mezun olarak kaportacılık mesleğimi icra etmeye başladı...
Burada sözü Mustafa bırakarak, hayatının bu ilk yıllarından itibaren, kendisi anlatıyor:
Okuma yazmayı öğrenmeye başladığım yıllarda babamın Türkiye’den getirdiği kitapları okuyarak Türk şiiri ve edebiyatı ile ilgilenmeye başladım. Erken yaşlarda kitaplarla tanışmamın şiir ve müzikle uğraşmamın altında yatan en önemli etken budur.
1985'te Gent şehrinde kurulan Türk Ocağı’nın kurucu üyeleri arasında bulundum, akabinde Belçika Türk Federasyonu Yönetim Kurulu üyesi olarak görev yaptım. Bu sûreçte Ozan Arif, Hilmi Şahballı, Âşık Reyhani gibi âşıklarla tanıştıktan sonra âşıklık geleneğinin etkisi altında şiirler üretmeye başladım. Aşk ve gurbet şiirleri ile şiir yazmaya başladım ancak ilerleyen dönemlerde işlediğim konularda değişti ve toplumsal konuları da dikkate alarak şiirler yazmaya devam ettim.
Müzik her zaman kanımda vardı. Ancak yaşadığım koşullar ve ailevi durumum nedeniyle müzik hayalimin peşinden uzun yıllar gidemedim.
Babam vefat ettiğinde henüz 13 yaşında idim. Annem okuma yazma bilmiyordu. Belçika’da çocukların, gençlerin ve hatta yaşlıların eğitimleriyle ilgili birimin yönlendirmesiyle anneme mesleki bir eğitim alması ve mümkün olduğunca kısa sürede çalışmaya başlaması tavsiye edildi. Güzel Sanatlar Akademisi ya da Konservatuvar gibi bir eğitim ise geleceği belirsiz bir seçim olarak görülüyordu. Bu alanlardan mezun olan birinin ileride düzenli ve güvenilir bir gelir elde etmesinin zor olabileceği düşünülüyordu.
Oysa benim hayalim sanattı. Güzel Sanatlar Akademisi’ne ya da Konservatuvar’a gitmek istiyordum. Müzik ve şiir benim için sıradan hobiler değildi; kendimi ifade etmenin bir yoluydu.
Meslek eğitimim sırasında bile, okulda otomobillerin tamiriyle uğraşırken bazen şiir yazardım. Öğretmenlerim bundan her zaman memnun olmazdı. Onlara göre derslerine yeterince odaklanmayan bir öğrenciydim. Ama benim için durum çok açıktı: İçimde bir yerlerde o yaratıcı dünya beni çağırmaya devam ediyordu.
Eğitimimi tamamladıktan sonra bir Ford servisinde kaporta bölümünde, boya tabancasıyla araç boyama ustası olarak çalışmaya başladım. Tam on beş yıl boyunca orada çalıştım. Bir meslek öğrendim, para kazandım ve hayatımı kurdum. Ancak müzik hayalim hiçbir zaman kaybolmadı.
Bu yüzden on beş yılın ardından nihayet bir adım atmaya ve hayallerime bir şans vermeye karar verdim. Tek bir sorun vardı: Nereden başlayacağımı bilmiyordum.
İlk olarak “Anka Music” adında bir müzik mağazası açtım. Böylece müziğe daha da yaklaşabileceğimi düşündüm. Ancak kısa sürede bunun aslında istediğim şey olmadığını fark ettim. Ben daha çok bir sanatçıydım. Oysa asıl istediğim; kendi müziğimi insanlarla paylaşmak, müzisyenleri bir araya getirmek, yeni sanatçılar tanımak ve farklı kültürlerden insanlarla buluşmaktı.
Çevremde, hayal ettiğim bu anlayışa gerçekten uyan bir kültür merkezi ya da müzik kafesi bulamadım. Ben de artık beklememeye karar verdim.
Hayalimi arkadaşlarıma anlattım ve onlardan bana destek olmalarını istedim.
Böylece 2007 yılında “Muzikantenhuis VZW” adlı müzik ve Külytür Evini kurup ve başkanı olarak çalışmalarımı sürdürmekteyim.
2008 ve 2015 yılları arasında Belçikalı halk ozanı Willem Vermandere ile birlikte pek çok festival ve organizasyonda birlikte sahne aldım, folklorun evrensel barışın sağlanmasında araç olarak kullanılması gerektiğini düşünmekteyim. Bu amaç doğrultusunda içlerinde Walter De Buck, Patrik Riquelle, Eva De Roovere, Roland Van Campenhout, Luk De Bruyker ve Wouter Vandenabeele gibi pek çok sanatçının yanısıra Türkiyeden Serkan Cağrı, Erol Parlak, Erdal Erzincan, Zeynel Demir, Şükriye Tutkun, Özge Öz Erdoğan ve Elif Buse Doğan ile de bir cok projelerde aktif olarak çalışmalarımı sürdürmekteyim.
Muzikantenhuis olarak amacım Gent ve çok daha uzaklardan gelen müzisyenler ile sanatçılar için çok kültürlü bir buluşma noktası oluşturmaktı.
Kişisel bir hayal olarak başlayan bu yolculuk, zamanla insanların bir araya gelebildiği, birlikte müzik yapabildiği, fikirlerini paylaşabildiği ve farklı kültürleri buluşturabildiği bir mekâna dönüştü.
Ben hayalimin peşinden klasik yoldan gitmedim. Okul sıralarından doğrudan Konservatuvar’a uzanan bir yol izlemedim. Benim yolum; zorlu bir ailevi süreçten, mesleki eğitimden, bir Ford servisinden ve on beş yıl boyunca boya ustası olarak çalışmaktan geçti. Sonunda ise tutkuma yeniden yönelmek için cesaretimi topladım.
-2011 yılında “Bu Şehir” adında kendi adımı taşıyan ve eserlerimden oluşan album hazırladım ve bu album Belçikada yayınlandı. “Turnam” adlı eserim Radyo 1 de haftanın eseri seçildi. Bu albümde yer alan “Bu şehir” adlı eserimi bir çok Belçikalı sanatçılar da seslendirdiler.
- 2014 yılında Türklerin Belçika’ya göçünün 50.yılını kutlama kapsamında Gent’te yaşayan farklı kültürlerden sanatçılarla ortak albüm yaptım. Aynı yıl içerisinde müzikal tiyatro hazırladım ve Belçikalı tiyatro sanatçısı Luk De Bruyker ile birlikte gösteriler yaptık.
-2017 yılında “Kekebeğin ömrü” adında kendi eserlerimden oluşan bir albüm daha çıkarttım. Bir çok sanatçı arkadaşım da bana eşlik ettiler.
-Bir çok projelerimin yanı sıra 2018 de “Makaram” adında farklı kültürlerden oluşan bir müzik topluluğu kurdum ve bir çok kültür evi ve festivallerde konserler verdim.
-2018 yılında “Gent şehrinin Kültür ve sanat ödülü”nü aldım. (Bu ödül ilk defa bir Türk kökenli birine verildi)
-Şiirlerim bir çok dergilerin yanısıra Prof.Dr.Fatma Ahsen Turan’ın hazırlayıp yayımladığı “sazın ve sözün sultanları” adlı kitapta yer aldı.
-Çalışmalarımı hala bu dernek altında sürdürmekteyim, bu alanda hizmet eden tek Türk kökenli kurum biziz...
Aşağida , gurbetteki hemşehrimiz Mustafa Avşar’dan deyişler sunuyorum:
OZAN MUSTAFA’DAN DEYİŞLER
(1)
Dünyayı sardı bir virüs
Bu bayram neyin bayramı
Sanarsın herkes dargın, küs
Bu bayram neyin bayramı
Suriye, Irak ve Libya
Tutuşturdular kavgaya
Filistin’e kim ağlaya
Bu bayram neyin bayramı
Aah ah...Filistin demişken
Dünya seyredip bakarken
Çocuklar öldürülürken
Bu bayram neyin bayramı
Afganistan’da sarp dağlar
Kolları kopmuş insanlar
Türkistan’da soykırım var
Bu bayram neyin bayramı
Afrika’da aç çocuklar,
Çocuklar! içim paralar
Şiddet mağduru kadınlar
Bu bayram neyin bayramı
Mustafa’m olmasın engeller
Değişmeli tüm dengeler
Prangalı düşünceler
Bu bayram neyin bayramı
(2)
Nereden başlasam nasıl anlatsam
Senden uzaklarda kış olduğunu
Bir sevda türküsü peşinden yaksam
Aşkın merhametsiz taş olduğunu
Seven sevdiğine yapar mı zulüm
Kader ayırmasın! Ayırmaz ölüm
Burda demedim mi ben sana gülüm
Kavuşmanın hayal düş olduğunu
Mustafa der tatlı söze kanarsın
Aşka düşer alev alev yanarsın
Ey sevdiğim bir gün sende anlarsın
Boşa bağlanmanın boş olduğunu
(3)
Vardım erenlerin ol Dergahına
Bulmalısın leyla leyla dediler
Leyla ki gizlenmiş hakkın katına
Zaten amaç Mevla Mevla dediler
Alma bir mazlumun sakın ahını
Hatta tut elinden koru hakkını
Hayır eyle, şükür et işle sevabını
Okunmadan sela sela dediler
Güvenme gücüne, kudret bileğe
Her sözü, kelamı süzdür eleğe
Yiğitlik taslama kader, feleğe
Başa gelir bela bela dediler
Bu yol Çetin bir yol marifet dolu
Ahmet Yeseviler, Yunuslar yolu
Tanrıdağı, Hira dağından külü
Estiği yer sıla sıla dediler
Ozan Mustafa’yı yok eylediler
Aç iken bizleri tok eylediler
Giyindik kuşandık pak eylediler
Yar benziyor güle güle dediler