Erencan Algün internette yazmış, soıruyar:
“Estonya’nın kurucu lideri, Atatürk’e neden “akraba milletlerimiz” diye yazdı?
Estonya’nın daha sonra ilk cumhurbaşkanı olan Konstantin Päts, 18 Mart 1931’de Atatürk’e gönderdiği mektupta Türkleri Estonların akrabası olarak tanımlıyordu. Eston-Fin-Macar Birliği Başkanı sıfatıyla kaleme aldığı mektupta, iki halk arasındaki kültürel ve dilsel yakınlaşmayı güçlendirmek için Türkiye’nin Tallinn’de elçilik açmasını istiyordu.
Üstelik bu düşünceyi savunan tek kişi Päts değildi.
Estonya’nın eski Eğitim Bakanı Aleksander Veiderma, Turan fikrini destekliyor ve Macar Turan Cemiyeti’nin fahri üyeleri arasında bulunuyordu. İstanbul Başkonsolosu Ernst Weberman ise bu akrabalık düşüncesini Türkiye–Estonya ilişkilerini geliştirmek için kullanıyordu. 1930’da Ankara Türk Ocağında, milletvekilleri, bakanlar ve askerlerin katıldığı bir toplantıda Turan halklarının kültürel yakınlaşmasını anlattı.
Macar akademisyen István Csekey, Estonya ve Finlandiya’yı “yeni Turan devletleri” olarak nitelendiriyordu. Sanatçı Hanno Kompus da Turancı görüşleriyle dönemin basınında tartışılan isimlerdendi. Yani bu fikir, siyasetçilerden diplomatlara, akademisyenlerden sanatçılara kadar uzanıyordu.
Bu yakınlaşmanın diplomatik bir karşılığı da oldu: 1935’te Nuri Batu, Türkiye’nin Tallinn’de ikamet eden ilk Büyükelçisi olarak görevine başladı.
Eldeki belgeler, dönemin bazı Eston yöneticileri ve aydınlarının Türklerle kendilerini akraba gördüğünü gösteriyor. Siz Estonya ile Türkiye arasındaki bu unutulmuş Turan hikâyesini biliyor muydunuz?..”
Doğrusu ben bilmiyordum. Bu yüzden biraz araştırdım…Estonlar Türk mü?..
Estonlar Türk değil, Fin-Ugor kökenli ve Ural dil ailesine bağlı ayrı bir milletdir. Estonca, Ural dil ailesine aitken; Türkçe, Altay dil ailesine aittir ve iki dil köken olarak birbirinden farklıdır.
Estonlar, binlerce yıl önce Uralların ötesinden Baltık bölgesine göç etmişlerdir. Geçmişte (örneğin 1931'de Estonya'nın kurucu lideri Konstantin Päts'in Atatürk'e yazdığı mektupta olduğu gibi) bazı siyasi veya kültürel akrabalık söylemleri gündeme gelse de, modern dilbilim ve genetik bilim Estonları Türk halkları arasında sınıflandırmıyor. Diller arasındaki bağlar ve Türkiye ile olan ilişkiler, 19. ve 20. yüzyıllarda oldukça ilgi çekici dönemeçlerden geçmiştir.
20. yüzyıllarda dilbilimciler, Avrasya coğrafyasındaki dilleri incelerken büyük bir Ural-Altay dil ailesi (ya da Turanca) hipotezi ortaya atmışlardır. Bu teoriye göre, batıda Macarca, Fince ve Estonca'yı içeren Ural kolu ile doğuda Türkçe, Moğolca ve Mançu-Tunguzca'yı içeren Altay kolu ortak bir kökten geliyordu.
Modern dilbilim çalışmaları bu iki grubun genetik (akrabalık) bağını büyük ölçüde reddetmiştir. Ancak Estonca ile Türkçe arasında akrabalık olmasa bile şaşırtıcı yapısal benzerlikler mevcuttur:
Estonya topraklarındaki ilk insan yerleşimleri MÖ 11.000'li yıllara kadar uzanır. Fin-Ugor halklarının bu bölgeye Uralların ötesinden göç ettiği kabul edilir. Tarih boyunca coğrafi konumu nedeniyle Danimarka, Alman haçlı şövalyeleri, İsveç ve en nihayetinde Rus İmparatorluğu egemenliği altında kalmışlardır.
1.Dünya Savaşı'nın sonlarında, Rusya'daki çarlık rejiminin çöküşüyle birlikte 24 Şubat 1918'de ilk bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti, Estonya'nın bağımsızlığını çok erken bir dönemde, 23 Ocak 1924'te tanımış ve hemen ardından 1 Aralık 1924'te bir Dostluk ve İşbirliği Anlaşması imzalamıştır.
İki ülke arasındaki ilişkilerin en dikkat çekici anı ise 18 Mart 1931'de yaşanmıştır. Dönemin Estonya Cumhurbaşkanı Konstantin Päts, aynı zamanda başkanı olduğu Eston-Fin-Macar Birliği sıfatıyla Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'e bir mektup göndermiştir. Päts mektubunda Estonlar ile Türklerin "Turanî kavimler" olarak tarihsel ve kültürel bir yakınlığı olduğuna atıfta bulunmuştur. İki tarafın dilleri arasındaki yapısal akrabalığa dikkat çekerek, kültürel ilişkileri büyütmek amacıyla Türkiye'nin Estonya'nın başkenti Tallinn’de kalıcı bir elçilik açmasını talep etmiştir.
Atatürk bu mektuptan büyük memnuniyet duymuş ve bütçe kısıtlılıklarına rağmen Baltık bölgesindeki Türk diplomatik temsilini güçlendirerek ilişkileri canlı tutmuştur.
1940 yılında Sovyetler Birliği (SSCB), Estonya'yı işgal ve ilhak ederek haritadan silmiştir. Türkiye Cumhuriyeti, Sovyetler'in Estonya'yı ilhakını hiçbir zaman tanımamıştır. Bu durum, Estonya 1991'de SSCB'nin dağılmasıyla yeniden bağımsız olduğunda iki ülke arasında çok güçlü bir güven bağı oluşturmuştur. Diplomatik ilişkiler 2 Ekim 1991'de kopmuş olduğu yerden hiç bozulmamış gibi hızla yeniden tesis edilmiştir.
Bugün Estonya bir Avrupa Birliği ve NATO üyesidir. Türkiye ile Estonya, gerek askeri gerekse dijitalleşme ve teknoloji alanlarında yakın ve dostane ilişkilerini sürdürmektedir.
Estonya, bugün dünyada "küçük bir Baltık ülkesi" olmanın çok ötesinde, dünyanın ilk dijital toplumu ve teknoloji liderlerinden biri olarak tanınmaktadır. 1.,5 milyona yakın nüfusu olan bu ülke, Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından fiziki altyapı eksikliğini bir avantaja çevirerek tamamen dijitalleşmeye odaklanmıştır.
Estonya, devlet hizmetlerinin %99'unu internet üzerinden sunmaktadır. Ülkede online olarak yapılamayan sadece iki işlem kalmıştır: Evlenmek ve boşanmak. (Geçmişte gayrimenkul satışı da bu gruptaydı ancak o da dijitalleştirildi. Her Estonya vatandaşının dijital imzaya izin veren çipli bir kimlik kartı vardır. Bu kartla reçete yazdırabilir, vergi beyanında bulunabilir, oy kullanabilir ve tüm resmi belgeleri imzalayabilirler. Estonlar, Dünyada genel seçimlerde internet üzerinden güvenli oy kullanma sistemini (i-Voting) başlatan ilk ülkedir. Seçmenler, dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar bilgisayar üzerinden oylarını verebilirler.
Dünyaca ünlü iletişim yazılımı Skype, Estonyalı yazılımcılar tarafından bu ülkede geliştirilmiştir. Bugün küresel olarak kullanılan Wise (eski adıyla TransferWise) ve ulaşım/teslimat uygulaması Bolt gibi dev şirketler de Estonya kökenlidir.
Estonya; güneyde Letonya, doğuda Rusya ile komşudur. Kuzeyinde ise Finlandiya Körfezi aracılığıyla Finlandiya yer alır. Estonlar kendilerini bir "Baltık" ülkesinden ziyade, Finlandiya gibi bir İskandinav/Nordik ülkesi olarak görmeyi tercih ederler. Finliler ile Estonların dilleri ve kültürleri birbirine çok yakındır; iki halk birbirini neredeyse tercümansız anlayabilir. Tallinn ile Helsinki arasında her gün binlerce insan feribotlarla iş ve alışveriş için seyahat eder.
Rusya ile Estonlar arasında Sovyet geçmişinden ve sınır hattından kaynaklanan tarihsel bir gerilim vardır. Estonya nüfusunun yaklaşık %20-25'ini Rus kökenli azınlık oluşturur. Özellikle Ukrayna'daki gelişmelerin ardından Estonya, Rusya sınırındaki güvenliğini artırmış ve NATO içerisindeki en aktif, savunma harcamalarına en çok bütçe ayıran ülkelerden biri haline gelmiştir. NATO'nun Siber Savunma Merkezi de Estonya'nın başkenti Tallinn'de bulunmaktadır.
Ülke genelinde gezilecek en önemli şehirler ve turistik yerler şunlardır:
1. Başkent Tallinn ve Tarihi Şehir (Old Town)
Estonya’nın kalbi ve turizmin ana merkezi Tallinn'dir. Şehrin en popüler noktaları:
Tallinn Old Town (Vanatallinn): UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan bu bölge, Avrupa’nın Orta Çağ dokusunu en iyi korumuş eski şehir merkezlerinden biridir. Arnavut kaldırımlı sokakları, surları, kuleleri ve hanlarıyla kendinizi bir masalın içinde gibi hissedersiniz.
Alexander Nevsky Katedrali: Toompea Tepesi'nde yer alan, Rus İmparatorluğu döneminden kalma muazzam bir soğan kubbeli Ortodoks katedralidir.
Kadriorg Sarayı ve Parkı: Çar I. Petro (Büyük Petro) tarafından eşi Katerina için yaptırılan, Barok mimariye sahip göz alıcı bir saraydır. İçinde büyük bir sanat müzesi bulunur.
Telliskivi: Eski bir sanayi bölgesinin dönüşümüyle kurulan, grafitilerle süslü, kafelerin, tasarım dükkanlarının ve yerel restoranların bulunduğu modern bir cazibe merkezidir.
2. Tartu: Kültür ve Bilim Başkenti...Ülkenin güneyinde yer alan Tartu, Estonya’nın en eski şehri ve sanayi merkezidir.
Tartu Üniversitesi: 1632 yılında kurulan bu üniversite, şehre çok dinamik bir öğrenci nüfusu ve gençlik enerjisi katmaktadır.
Rusya Sınırındaki Tarihi Narva Kalesinde daha çok Ruslar yaşamaktadır.
Estonya'nın başkenti Tallinn'de aktif Türk topluluğu ve bu topluluğu bir araya getiren sivil toplum kuruluşları mevcuttur. Estonya genelinde yaklaşık 1500 Türk yaşamaktadır. Bu nüfusun tamamı başkent Tallinn'de yaşamaktadır. Topluluk genellikle e-ticaret girişimcileri, yazılımcılar, teknoloji sektörü çalışanları, üniversite öğrencileri ve akademisyenlerden oluşmaktadır.Tallinn'de Türk kültürünü tanıtmak, sosyal dayanışmayı sağlamak ve göçmenlerin adaptasyonuna yardımcı olmak amacıyla kurulmuş aktif sivil toplum yapılanmaları vardır:
***
2010 yılında eşimle birlikte, Finlandiya, Litvanya, Letonya ve Estonya’yı içeren bir gezi yapmıştık. ÖnceFinlindiya’da konaklamış, sonra otelden ayrılıp limana gitmiş ve kıyıya demirlemiş olan Viking Line adlı 9 Katlı gemiye yerleşmiştik. Baltık denizinde ilk kez bir gemiyle seyahat ediyordum. Aslında beni deniz tutardı ve vapur seyahatlerinden kaçınırdım! Ama o gün deniz çarşaf gibiydi ve dev gemi, suyun üzerinde sarsılmadan yol alıyordu.
İkibuçuk saatlik güzel bir yolculuktan sonra gemimiz, Estonya’nın başkenti Tallin’in limanına yanaşmıştı. Limanda bizi bekleyen araçla Sokos Hotel Vira’ya gidip, 1007 No.lu odaya yerleşmiştik. Burası SSCB devrinden kalan eski bir oteldi, ama restore edilip turizme açılmıştı. Giriş kısmında dört tane yıldız görülüyordu ama; bizim ölçülerimize göre olsa olsa 3 yıldızlı bir otel olabilirdi.
Odamıza yerleştikten sonra çıkıp, bir restoranda somon balığı yemiştik. Zira rehberimiz, Estonya’nın somon balıklarını öve öve bitirememişti. Tallin de, hemen hemen bütün Avrupa başkentlerinde olduğu gibi, eski ve yeni olarak iki kesimden oluşuyordu.
Yaşamını Tartu’da sürdüren Azerbaycanlı dostum Hagani Gayıblı’ya telefon ederek, orada olduğumu söylemiştim. Çok geçmeden, onun dostu ve vatandaşı Hemdadi Veliyev aramış ve ertesi sabah geleceğini söylemişti.
SSCB döneminde, bu birliğe bağlı cumhuriyetlerin çoğunu gezip görmüştüm. Fakat, Baltık cumhuriyetlerine gidebilmek kısmet olmamıştı. Sonra peşpeşe iki kez Litvanya’ya gitmiş ve birçok kentini görmüştüm. Bu kez de hem Estonya, hem de Letonya seyahati gerçekleşiyordu. Estonya Sovyet devrinde de öncesinde de gelişmiş bir ülkeydi. SSCB’nden ayrılan ilk ülke de Estonya olmuştu. 20 Ağustos 1991 tarihinde bağımsızlığını berpa eden Estonya; 29 Mart 2004’ de NATO’ya, 01 Mayıs 2004’te de Avrupa Birliğine üye olmuştu.
Ertesi sabah bizi görmeye gelen Hemdadi Veliyev 20 yıl önce Azerbaycan’dan kalkıp, Tallin’e gelmişti. 3 Kızı, 1 Oğlu vardı. “Araz” adlı birkaç marketin sahibiydi. Onun otomobili ile Tallin’in önemli yerlerini gezip görebilme olanağı bulmuştuk. Önce şehrin eski kesimini gezmiş; “Kale”ye çıkarak, Tallin ve çevresini kuşbakışı temaşa eylemiştik…Sonra şehrin yeni ve modern kesimi olan Lasnamee’deki Güzel Sanatlar Müzesi’ni görmüştük. Sahil kenarında, Moskova Olimpiyatları için inşa edilen binaları gezmiştik. Sovyet yönetimi, kimi karşılaşmaları, birliğin kimi ülkelerinde yaptırmış ve o karşılaşmalara iştirak eden grupların ağırlanmalarını da o ülkelere yaptırmıştı. Örneğin kürek yarışmaları da Tallin’de gerçekleştirilmişti.
Heykeller…anıtlar…şehir içerisinde sık sık karşımıza çıkıyordu…Tallin küçüktü ve her yeri gördükten sonra, biraz da şehir dışında dolaşmıştık. Kristina, Mustamee, Öısme reyonları… ormanlar…parklar…hipodrom…hayvanat bahçesi ve “El İşlemeleri, Dokumaları, Turistik El Sanatları Sergisi” gördüğümüz yerlerdi. Sergide turizme yönelik el işlemeleri satılıyordu.
Tallin içerisinde, gruplar halinde dolaşan turistler görülüyordu. Bir ara Wayne’s Caffe’de oturup bir şeyler yiyip içmiştik. Sonra kaldığımız otelin bitişiğindeki “Viru” alışveriş merkezine girip dolaşırken, Azerbaycanlı bir kadınla tanışmış, sohbet etmiştik…Kentin ana caddesinde “Güllüoğlu” tabelasını görünce de hayli şaşırmış ve mutlu olmuştum. Zira, Türkiye’de üretip pazarladığı baklava ile kalitesini kanıtlamış olan Faruk Güllüoğlu’nun Tallin’de de bir iş yeri açmış olması taktir edilecek bir durumdu.
Tallin’de işsizlik had safhadaydı…Uyuşturucu müptelalarının sayıları da hızla artıyordu. Esasen bu dert, İskandinavya’daki bütün ülkelerde vardı.
Jagala Juga
Hemdadi çok iyi bir insandı. Can Azerbaycan’ın yetiştirdiği can insanlardan biriydi. Türk oğlu Türk’tü ve dini bütün müslümandı. Namazını kılıyor, orucunu tutuyordu. Tek amacı, çocukları ile birlikte bir Türkiye seyahati yapmaktı…Bize Tallin’in görülesi her yerini göstermek istiyordu. Son olarak, Jagala Juga adı verilen bir mekâna götürmüştü. Burası şehrin biraz dışındaydı. “Jagala” gittiğimiz yerin adıydı. “Juga” ise, “şelale” demekti. Demek ki, yerin adını, Jagala Şelalesi olarak tanımlayabilirdik. Şelalenin döküldüğü yerde toplanan gölcükte insanlar balık tutuyor, hatta yıkanıyorlardı.
O akşam, Hemdadi’nin evine konuk olmuştuk. Muhterem eşi hanımefendinin hazırladığı Azerbaycan hörekleriyle karnımızı doyurup; otele dönmüştük.
Ertesi sabah da kahvaltıdan sonra valizlerimizi otobüse taşımış; otelden ayrılıp, yola çıkmıştık. 2 Saat sonra Estonya-Letonya sınırına ulaşmıştık. Sınırlarda ne pasaport ve ne de gümrük kontrolu vardı. Sınır geçişleri için inşa edilen yapılar boştu. Estonya yakasındaki bir free shop, artık cafe olarak işletiliyordu. O arada Estonya’ya bağlı Pernu kasabasında mola vermiş; buradaki şahane kumsalı ve denizi seyretmiştik.
Estonya Başkenti Talin’de eşimle birlikte