1992 ve 1993 yılının ilk yarısında üç kez Anamur’a gittim. Gidiş amaçlarım festival idi. 27-31 Mayıs 1993 tarihlerinde gerçekleşen I.Uluslararası Anamur Turizm Festivali’nin düzenleme kurulunda idim ve programlarda önemli katkılarım vardı.
Bu uluslararası düzenlemenin mimarı da, lotomotifi de İlçe Turizm müdürü Mecit Uyanık idi. Kuşkusuz bir Düzenleme kurulu oluşturulmuştu ve bu kurulun başkanı Kaymakam Nuri Şimşek’ti. Ben de kurulda idim ve adeta Mecit’in akıl hocası idim. Programda konserler ve halk oyunları gösterilerinin yanısıra, resim yarışması, şiir şöleni ve bir de turizm sempozyumu vardı.
Festival bittikten sonra eşim Nurten’le Deniz geldiler; birkaç gün de Meteoroloji Misafirhanesinde kaldık; yemeklerimize de Hava Kuvvetleri kamp tesislerinde yedik.
Anamur güzeldi. Tarihi ve turistik güzelliklerini gezip gördük.
Anamurlu ilginç insan. Şikayet etmeyi çok seviyorlarmış ve bu özellikleri hastalık haline gelmiş! O kadar ki şikayet edecek bir kimse bulamazlar ise kendilerini şikayet ederlermiş. Ve Anamurlu doğduğu gün, kundağına kâğıt-kalem konurmuş.
Ve bir öykü;
Bir gün Anamurlu, valiyi şikayet etmiş. 67 ilin adını yazıp torbaya koymuş ve kur’a çekmiş. Torbadan Kastamonu valisi çıkınca onu yukarıya şikayet etmiş. Öyle şeylerle valiyi itham etmiş ki, valiyi açığa alıp, müfettiş yollamışlar. Yıllar geçince vali kendisine şikayet edeni araştırıp, bulmuş ve tokatlamış!..
Anamur Deniz kenarında Mecid liderliğinde gezerken:
Anamur’daki bir etkinliğimizden sonra, İskele’ye yakın yerdeki bir site’den, 3+1 daire satın aldım. Amacım bu daireyi hem yazlık olarak kullanacak ve belki de bir gün Anamur’a yerleşip, bu dairede ikamet edecektim.
Başta eşim ve çocuklarım olmak üzere, özellikle Nurten’in akrabalarından pek çok kişi, yaz aylarında burada konakladılar.
Nuri Şimşek adlı kaymakamın görev yaptığı yıllarda, Anamur’da birçok dostlar edindim. Hatta burada, merkezi Ankara’da olan ve benim de uzun yıllar yöneticiliğini ve başkanlığını yaptığım Türkiye-Pakistan Kültür Derneği’nin şubesini açtık. Bu münasebetle, Pakistan Büyükelçisi ile, diplomatlarını da Anamur’a davet ettik…
Kaymakam Nuri Şimşek başkanlığında, Anamur Halk Eğitimi Merkezi, Halk Oyunları Topluluğunun, Makedonya’daki Uluslararası Ohri Balkan Folklor Festivali’ne katılmalarını sağladım.
Daha sonra dost bildiğim bazı kişilerin, bize gereken ilgiyi göstermemeleri nedeniyle, Anamur’dan soğumaya başladım. Sonuçta da, o daireyi satıp, Anamur’a ebediyen veda ettim…
(Seyahat notlarımda, Anamur’a 13-17 Şubat 1993 tarihinden itibaren, 12-25 Aralık 2016 tarihine kadar 17 kez giderek kısa ve uzun süreli konaklamış olduğum kayıtlıdır.)
Ne yazık ki belleğimde, anımsayıp da özlem duyacağım bir tek dahi Anamurlu dostum yok!...
Tarihi Anamur Kalesinin içindeyiz
T A R S U S
Kardeşim Mehmet, Lise öğretmeni olarak Tarsus’ta bulunuyor iken gitmiştim.
Ankara’ya normal bir otobüs hızı ile tam yedibuçuk saatte Tarsus’a ulaşılıyor. Akdeniz Bölgesinin İçel iline bağlı bir ilçe. Keza değme şehirlerimizden daha mükemmel ve 1960 sayımına göre 51 bin kişinin yaşadığı kent.
1966 yılında kızım Meral’la gidip gördüğümüz Tarsus’daki gözlemlerimiz şunlardır:
Geniş tarihi olan Tarsus, Anadolu’muzun birçok şehirleri ayarında, fakat pek çoğundan daha zengin. Zengini çok fakat o nispette de feci denecek derecede fakiri olan bir yer. O kadar ki modern apartman ve villaların hemen yanında, topraktan yapılmış ve bir hayvan ahırını andırır gecekonduları da görmek mümkün.
Halkın % 90’ı hâlâ taassubun ezici baskısı altında. Hele kadınlarda bunu aşikar olarak görmek mümkün. Bunun tesiri ile olacak, genç kızlar terbiyeli ve namuslu görünüyorlar. Lâkin hakikat, maalesef böyle değil. Fırsat buldukları an her şeyi yapmaya hazırdırlar. Erkekler ise kendilerini ayrı bir statü içinde mütalâa ediyorlar. Bilhassa sinemalardaki açık saçık sahnelerde, acayip sesler çıkarmaları ve taşkınlıkları bu gibi yerlere, aile ile gitmeyi imkânsız hale sokmaktadır.
Tarsus, Adana ve Mersin gibi iki büyük şehrin ortasında olması sebebiyle, daha fazla gelişmek imkânından mahrum. Kendi yağı ile kavrulmakta ve dev adımlarla ilerlemektedir.
Narenciye mahsulü, özellikle portakal, limon, greyfurt, turunç, mandalina boldur. Bu bakımdan insanlar sıhhatli ve gürbüzdür. Gerek erkek ve gerekse kadınlar esmer ve adaleli olmaktadır. Susuzluklarını, başta portakal suyu olmak üzere, greyfurt suyu, muzlu süt, şeker kamışı suyu, şalgam suyu, havuç suyu, turşu suyu gibi bol vitaminli şeylerle, gidermektedirler. Bu sebeple hayret edilecek kadar bu meşrubatları satan dükkân bulunmaktadır. Ayrıca çok sayıda da baklavacı vardır. Zira Gaziantep’ten sonra Tarsus baklavası da meşhur ve hediyeliktir.
Şehrin ticaret merkezi Atatürk Caddesi üzerindeki, sağlı sollu dükkânlardır. Güzel bir PTT binası, adliye, hükümet, belediye binaları, çok sayıda banka, Halk Evi, lokaller, lise, ortaokul, Erkek Sanat Enstitüsü, Kız Enstitüsü, Amerikan Koleji gibi okullar yanında, kâfi derecede ilkokul vardır.
Şehir içinde muntazam seferler yapan belediye otobüsleri ve dolmuşlar var. Lâkin belediye, temizlik çalışmalarını iyi yapamıyor ve şehir pislik içinde. İntizam da yok. Muntazam bir sebze hali olmasına rağmen, el arabaları ile caddeler üzerinde gelişi güzel narenciye satanlara da rastlanmaktadır.
Tarsus’ta şarkın, esrarlı havası hakim. Halis Araplar, benliklerinden hiçbir şey kaybetmeyerek, Arapça konuşuyor ve Araplar gibi giyiniyorlar, yiyorlar, içiyorlar ve Arap ülkelerinin radyolarını dinliyorlar. Yemeklerinde daima acı hakim. Kendilerine has yemek çeşitleri var. Bunların başında da nohut ezmesinden yapılan humus geliyor.
Tarsus’un tarihi parkının ortasında büyükçe bir havuz var. Havuzun ortasında da bir sal.
Yaz gecelerinde bu salın üzerindeki sazendeler ve çeşitli solistlerin programını, havuzun etrafındaki masalarda oturanlar dinliyor, çaylarını yudumlarken günün yorgunluğunu gidermeye çalışıyorlar. Bu salın diğer bir özelliği de daimi olarak havuzun etrafında dönmesidir.
Erken başlayan günün çok erken saatlerinde, arabın yalellisi misali Tarsuslu’lar, gürültüye başlıyorlar ve bu saatten itibaren de uyumak mümkün değil. Bu gürültü aralıksız gece yarısına kadar devam ediyor.
Tarsus bir zamanlar liman kenti imiş. Zamanla sahil dola dola, bugünkü 8 km. uzağa gitmiş…
Şahmeran Hamamı: Hamamın duvarlarındaki kan lekeleri, efsaneye göre, yılanların padişahı Şahmeran’ın başının kesilmesi esnasında meydana gelmiş…
Altından Geçme (Roma Hamamı) : Romalı’lar döneminde inşa edilmiş olan bir hamamın bakiyesidir.
Eski Cami (St.Paul Kilisesi): Roma döneminde kilise olarak inşa edilmiş, işgalden sonra ecdadımızın camiye dönüştürdüğü bir mabet.
Ulu Cami : Harun Reşid’in oğlu tarafından eski bir mabedin temelleri üzerinde inşa edilmiş, Ramazanoğulları tarafından camiye dönüştürülmüş.
Kırk Kaşık: XVI.Yüzyılda Ramazanoğlu İbrahim Bey tarafından inşa ettirilmiştir. Uzun yıllar medrese olarak kullanılmıştır.
Saint Paul Kuyusu: Hz.İsa’nın havarilerinden Paul’ün oturmuş olduğu evin kuyusudur.
Kervansaray (Bey Değirmeni): Selçuklu döneminden kalmıştır.
Baç Köprüsü: Roma İmparatoru Justinianus tarafından inşa edilmiştir.
İskender Hamamı: Büyük İskender İran ve Hindistan seferine giderken Cydnus nehrinde yakınmış olduğu yerde inşa edilmiştir.
Kancık Kapı (Kleopatra Kapısı): Vaktiyle şehri kuşatmakta olan altı kapıdan biridir.
Eshab-ı Kehf (Yedi Uyurlar Mağarası): Tarsus’un 14.km. kuzeyindeki bir mağara.
Tarsus, sanayi alanında da epey gelişmiş durumdadır. Başlıca sanayi kuruluşları şunlardır: Ekenler bez fabrikası, Rasim Döküm iplik ve bez fabrikası, çırçır fabrikaları, boya fabrikası, çimento fabrikası, susam ve zeytin mahsülleri işleme fabrikaları…
Tarsus öğretmenler lokalinin önündeki boşlukta bir Atatürk heykeli vardır.
Tarsus sayfiyelerinin en önemlisi Şelale ve Baraj gelmektedir. Tatil günleri, güzel havalarda halk buraya taşınmaktadır!...(Unutmayın ha!...1966 yılının Tarsus’unu anlattım!...)
E RD E M L İ
İçel ilimiz, ilginç ve de renkli ilçelere sahiptir. Özellikle Yörük-Türkmen’lerin yaşadığı bu ilimizde siyasal yaşam çok renklidir. Halk uyanık ve çalışkandır. Örneğin 6-7 milletvekili çıkaran İçel milletvekilleri arasında mutlaka bir Erdemli’li vardır.
1980 yılında Erdemli girişindeki tabelada nüfusun 19 bin olduğu yazılıdır.
İki yıldır Silifke’nin ihmal ettiği Türkmen Şenliğini o yıl Erdemli düzenledi. Ne var ki şöleni sadece MHP yapıyormuş gibi bir izlenim yarattılar!...Oysa bu festivale tüm Erdemli sahip çıkmalıydı.
Erdemli’nin hareket merkezi, Silifke’den gelip Mersin’e uzanan ana asfaltın etrafında toplanmış. Tüm mağazalar, bankalar, siyasi parti büroları bu caddenin sağında ve solundadır.
Deniz’e yakın olan Erdemli’liler, bu yönü değerlendirmek için geniş bir park düzenleyip burada kamp oluşturmuşlar.
Çocuklarımla birlikte 3-4 Temmuz 1980’de Erdemli’ye gittiğim zaman, 3-4 km. ötedeki Alata Ev Ekonomisi Okulunda konakladık.
Gıda-Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na bağlı olan bu okulun bir de özel plajı var ve biz de denize buradan girdik. Köyişleri ve Kooperatifler Bakanlığı Topraksu Genel Müdürlüğünün de burada güzel bir kampı bulunmaktadır.