Mahmut Emin Birliktir

Gaddar Sunni Müslüman Düşmanı Şah İsmail'i Tanımak

Mahmut Emin Birliktir

Maalesef Safevi hükümdarı Şah İsmail Bağdat’a girince İmam-ı Azam Ebu Hanife hazretlerinin kabrini açtırmış, kemiklerini çıkarttırıp yaktırmış, yerine de kara bir köpek gömdürmüştür…
Sonrasında Bağdat’ı alan Şah I.Abbas da Ebu Hanife (ra) hazretlerinin kabrini tuvalet haline getirmiş, pazar yerine iki katır bağışlamış ve ihtiyacını gidermek isteyenler bu katırlarla oraya gidip tuvalet olarak kullanmış…
Kanuni Sultan Süleyman Bağdat’a girince bu zulme son vermiş ve türbeyi yeniden yaptırmıştır…
Şah İsmail Abdülkadir Geylani (ks) hazretlerinin de kabrini açtırıp kemiklerini yaktırmıştı…
Yine Kanuni Sultan Süleyman 1534 yılında Bağdat’ı fethettiğinde ilk iş olarak bu tahribatın izlerini silmiştir…
Kanuni, Mimar Sinan’ın planlarıyla Abdülkâdir-i Geylânî (ks) hazretlerinin türbesi ve külliyesini çok daha ihtişamlı bir şekilde yeniden inşa ettirmiştir…
…..
Siyasi yaşamını Cumhuriyet Senatosu üyeliğiyle noktalayarak 1992’de hayata gözlerini yuman rahmetli Sebati Ataman’ın, Milliyetçi Türkiye adlı kitabında yer verdiği, ayrıca 1976’da bütçe müzakereleri sırasında naklettiği bir hatırasında :
Tanığı olduğu tabloyu şöyle anlatır ;
“1955 yılında rahmetli Adnan Menderes bir heyetle birlikte Bağdat’a gitmişti.Bende bu heyette bulunuyordum.Bu vesileyle Hanefi mezhebinin kurucusu İmam-ı Azam hazretlerinin türbesini de ziyaret ettik…
Menderes, bir cami içinde bulunan altın yaldızlı, gümüş parmaklıklarla çevrili kabrin başında saygıyla durup Fatiha okudu…
Orada derin bir düşünceye dalıp uzun süre kabrin başından ayrılmadı. Nihayet dışarı çıkıldığı zaman merhumun yanına yaklaştım,‘Beyefendi’ dedim, ‘Mezarın başında adeta murakabeye vardınız…
Merak ettim acaba o sırada neler düşündünüz?’ Menderes kolumdan tutarak bir kenara çekti, aşağı yukarı aynen şu sözleri söyledi: Sebati, Osmanlı İmparatorluğu’nu düşündüm. Burada yatan muhterem zat İslam âleminin büyük bir kısmında ve yakın şarkta hâlâ hükmünü sürdüren manevi bir nizam kurmuştu…
Türk milleti İmam Azam hazretlerine aşk derecesinde bağlıdır ve dahi bende öyleyim…
Osmanlı Türkleri de hemen hemen aynı topraklar üzerinde yüzlerce yıl devam eden siyasi bir nizam kurdular…
Bu nizam yıkıldı yıkılalı dünyanın bu parçası hâlâ sükûna hasrettir. Şimdi başka temeller üzerinde de olsa böyle bir nizamın yeniden kurulması zarureti var.Biz buraya işte bunun için geldik…
Bunu da ancak biz Türkler yapabiliriz. Bu bizim vazifemizdir. Milletimizin tarihi hasletleri bizim bu ulvi maksadı tahakkuk ettirebileceğimizin teminatıdır…
İmam-ı Azam’ın mezarı başında işte bunları düşündüm. Adnan Menderes bunları söylerken gözleri ışıl ışıl, yüzü ay gibiydi…
Yarın ne olacağı bilinmez. Ancak amacımız komünizm karşıtlığı perdesi altında mümkün olduğu kadar Müslümanları yakınlaştırmaktır…
Benim gözlerimin yaşlarla dolduğunu gördü, ‘Ne o, ağlıyor musun?’ dedi ve devam etti: Bu olacak mutlaka olacak.Merak etme bunu biz sonunda ölüm dahi olsa yapmak için azami gayret sarfedeceğiz…
Biz yapamasak bile günün birinde çocuklarımız mutlaka yapacaktır.Bu bir aşk meselesidir.Allah bu aşkı içimizde çoğaltsın…”
………
Türk heyeti Bağdat’tan ayrıldıktan sonra Şam ve Beyrut’u da birer gün arayla yani 14 ve 15 Ocak 1955 tarihlerinde ziyaret etti…
Ziyaretten 5 yıl sonra Menderes ve Osmanlı hanedanından bir kızla evlenmeye hazırlanan Irak Kralı II. Faysal bunu hayatlarıyla ödeyeceklerdir…
Maalesef Safevi hükümdarı Şah İsmail Bağdat’a girince İmam-ı Azam Ebu Hanife hazretlerinin kabrini açtırmış, kemiklerini çıkarttırıp yaktırmış, yerine de kara bir köpek gömdürmüştür…
Sonrasında Bağdat’ı alan Şah I.Abbas da Ebu Hanife (ra) hazretlerinin kabrini tuvalet haline getirmiş, pazar yerine iki katır bağışlamış ve ihtiyacını gidermek isteyenler bu katırlarla oraya gidip tuvalet olarak kullanmış…
Kanuni Sultan Süleyman Bağdat’a girince bu zulme son vermiş ve türbeyi yeniden yaptırmıştır…
Şah İsmail Abdülkadir Geylani (ks) hazretlerinin de kabrini açtırıp kemiklerini yaktırmıştı…
Yine Kanuni Sultan Süleyman 1534 yılında Bağdat’ı fethettiğinde ilk iş olarak bu tahribatın izlerini silmiştir…
Kanuni, Mimar Sinan’ın planlarıyla Abdülkâdir-i Geylânî (ks) hazretlerinin türbesi ve külliyesini çok daha ihtişamlı bir şekilde yeniden inşa ettirmiştir…
…..
Siyasi yaşamını Cumhuriyet Senatosu üyeliğiyle noktalayarak 1992’de hayata gözlerini yuman rahmetli Sebati Ataman’ın, Milliyetçi Türkiye adlı kitabında yer verdiği, ayrıca 1976’da bütçe müzakereleri sırasında naklettiği bir hatırasında :
Tanığı olduğu tabloyu şöyle anlatır ;
“1955 yılında rahmetli Adnan Menderes bir heyetle birlikte Bağdat’a gitmişti.Bende bu heyette bulunuyordum.Bu vesileyle Hanefi mezhebinin kurucusu İmam-ı Azam hazretlerinin türbesini de ziyaret ettik…
Menderes, bir cami içinde bulunan altın yaldızlı, gümüş parmaklıklarla çevrili kabrin başında saygıyla durup Fatiha okudu…
Orada derin bir düşünceye dalıp uzun süre kabrin başından ayrılmadı. Nihayet dışarı çıkıldığı zaman merhumun yanına yaklaştım,‘Beyefendi’ dedim, ‘Mezarın başında adeta murakabeye vardınız…
Merak ettim acaba o sırada neler düşündünüz?’ Menderes kolumdan tutarak bir kenara çekti, aşağı yukarı aynen şu sözleri söyledi: Sebati, Osmanlı İmparatorluğu’nu düşündüm. Burada yatan muhterem zat İslam âleminin büyük bir kısmında ve yakın şarkta hâlâ hükmünü sürdüren manevi bir nizam kurmuştu…
Türk milleti İmam Azam hazretlerine aşk derecesinde bağlıdır ve dahi bende öyleyim…
Osmanlı Türkleri de hemen hemen aynı topraklar üzerinde yüzlerce yıl devam eden siyasi bir nizam kurdular…
Bu nizam yıkıldı yıkılalı dünyanın bu parçası hâlâ sükûna hasrettir. Şimdi başka temeller üzerinde de olsa böyle bir nizamın yeniden kurulması zarureti var.Biz buraya işte bunun için geldik…
Bunu da ancak biz Türkler yapabiliriz. Bu bizim vazifemizdir. Milletimizin tarihi hasletleri bizim bu ulvi maksadı tahakkuk ettirebileceğimizin teminatıdır…
İmam-ı Azam’ın mezarı başında işte bunları düşündüm. Adnan Menderes bunları söylerken gözleri ışıl ışıl, yüzü ay gibiydi…
Yarın ne olacağı bilinmez. Ancak amacımız komünizm karşıtlığı perdesi altında mümkün olduğu kadar Müslümanları yakınlaştırmaktır…
Benim gözlerimin yaşlarla dolduğunu gördü, ‘Ne o, ağlıyor musun?’ dedi ve devam etti: Bu olacak mutlaka olacak.Merak etme bunu biz sonunda ölüm dahi olsa yapmak için azami gayret sarfedeceğiz…
Biz yapamasak bile günün birinde çocuklarımız mutlaka yapacaktır.Bu bir aşk meselesidir.Allah bu aşkı içimizde çoğaltsın…”
………
Türk heyeti Bağdat’tan ayrıldıktan sonra Şam ve Beyrut’u da birer gün arayla yani 14 ve 15 Ocak 1955 tarihlerinde ziyaret etti…
Ziyaretten 5 yıl sonra Menderes ve Osmanlı hanedanından bir kızla evlenmeye hazırlanan Irak Kralı II. Faysal bunu hayatlarıyla ödeyeceklerdir…
………
Bugünün Şah İsmail’i de katil devlet İsrail’in başbakanı Netanyahu’dur.
Allahtan indirildiği zaman asla Tevrat’ta     emredilmeyen Süleyman Mabedi’ni yapmak için ilk kıblemiz Mescit-i Aksa’yı yıkıp yerine Süleyman Mabedi’ni inşa etmeye çalışması boşunadır.
Bu siyonist yahudinin uçuk hayalini yerine getirme çabasını da rahmetli Menderes’in dediği gibi gene biz yani Türkler engelleyecektir.

Yazarın Diğer Yazıları