Buhârî’de gelen bir rivayetten de, zekât memuru olarak görevlendirilen memurların dönüşlerinde (aldıkları ve sarf ettikleri hakkında) ‘muhasebe’ edildiklerini anlamaktayız. (Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, İbrahim Canan.)
Rüşvet konusunda sıkça geçen deyimlerden biri ‘gulûl’dür. Hadislerde rüşvetin bazı çeşitlerinin fenalığını belirtmede gulûle teşbih edilmiş olmasına bakılırsa bu kelimenin ifade ettiği anlamın, o zamanın Araplarınca daha iyi bilindiği, herkesin kötü gördüğü bir şey olduğu anlaşılmaktadır. Gulûl, lügat olarak hıyanet manasını taşırsa da, şer’i örfte ganimet gibi (devlete, kamuya ait mala karşı yapılan hırsızlık ve) ihanete isim olmuştur. Rivayetlerden Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sık sık, gulûl konusunu el alıp, bunun din açısından önemini zihinlere yerleştirmeye özel bir çaba sarfettiği anlaşılmaktadır.
Bu söylediklerimizi, gulûlden men edici hadislerin çokluğu te’yîd ettiği gibi, Müslim’de gelmiş olan şu rivayet de açık olarak ifade etmektedir. Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: ‘Bir gün Rasûlullah (s.a.v.) aramızda ayağa kalkarak gulûlü andı. Onun (din nazarındaki ehemmiyetini) büyüttü. Onun hâsıl edeceği, sebep olacağı netîceleri de büyüttü, sonra şöyle buyurdu: ‘Sakın sizden birinizi Kıyamet günü, boynunda böğürmesi olan bir deve olduğu halde gelerek: ‘Yâ Rasûlallah beni kurtar!’ derken, kendimi de: ‘Senin için bir şeye mâlik değilim; ben sana teblîğ ettim.’ diye cevap verirken bulmayayım! Sakın sizden birinizi Kıyamet günü boynunda kişneyişi olan bir at olduğu halde gelerek: ‘Yâ Rasûlallah beni kurtar!’ derken, kendimi de ‘senin için hiçbir şeye mâlik değilim, ben sana teblîğ ettim.’ derken bulmayayım! Sakın sizden birinizi boynunda meleyişi olan bir koyun olduğu halde gelerek: ‘Yâ Rasûlallah beni kurtar!’ derken, kendimi de ‘senin için bir şeye mâlik değilim, ben sana teblîğ ettim.’ diye cevap verirken, bulmayayım! Sakın sizden birinizi Kıyamet günü boynunda çığlığı olan bir kimse olduğu halde gelerek ‘Yâ Rasûlallah! Beni kurtar’ derken, kendimi de: ‘Senin için hiçbir şeye mâlik değilim, ben sana teblîğ ettim!’ diye cevap verirken bulmayayım. Sakın sizden birisi boynunda dalgalanan elbiseler olduğu halde gelerek: ‘Ya Rasûlallah beni kurtar.’ derken, kendimi de: ‘Senin için hiç bir şeye mâlik değilim, ben sana teblîğ ettim’ diye cevap verirken bulmayayım. Sakın sizden birinizi Kıyâmet günü boynunda altın, gümüş olduğu halde gelerek: ‘Yâ Rasûlallah beni kurtar!’ derken kendimi de: ‘Senin için hiçbir şeye mâlik değilim, ben sana teblîğ ettim’ diye cevap verirken bulmayayım!”
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in bir cümle ile ifade edilecek bir konuyu, hemen hemen aynı kelimeleri taşıyan altı ayrı cümle ile altı defa tekrar ederek ifade buyurması gulûlün (kamu malına tasalludun, rüşvet ve haksız kazancın) önemini büyütmek ve zihinlerde yerleştirmek içindir.
Bu rivayette at, sığır, koyun gibi değeri yüksek olan hayvanlar zikredilerek gulûlden men edilirse de, başka rivayetlerde ayakkabı bağı, iğne, iplik ve hatta bunlardan da değersiz devlete ait şeyleri çalmanın aynı şekilde ihanet olduğu, ganimetten böyle değersiz bir şey çalmış olarak cephede ölen bir askerin şehitlik mertebesini kaybedeceği belirtilir. Hz. Peygamberimizin kamu malından aşıranların cenaze namazlarını kıldırmadığı “ve arkadaşınızın cenaze namazını siz kılın” dediği hemen hemen bütün siyer ve hadis kitaplarında geçmektedir. (Buhâri, Megazî. 38; Müslim, İman, 183 (1/108); Ebu Davud, 3/68.)
Adiyy İbn Amîre el-Kindî anlatıyor: ‘Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şöyle söylediğini işittim: “(Ey insanlar) sizden kimi bir iş için tayin ettiğimizde, o bizden bir iğneyi veya iğneden daha değersiz bir şeyi gizleyecek olsa bu bir gulûldür (kamu malına hıyanettir). Kıyamet günü onunla gelecek (ve onunla rüsva olacak).” Bu sözü işiten Ensâr’dan siyah bir adam (memuriyetin ağır sorumluluğundan korkarak) ayağa kalkıp: ‘Ey Allah’ın Rasûlü bana verdiğin memuriyeti geri al’ dedi. Hz. Peygamber (s.a.v.) : “Bu da ne demek?” diye sordu. Adam: ‘Senin şöyle şöyle söylediğini işittim’ deyince, Hz. Peygamber (s.a.v.) konunun önemini vurgulayarak şu cevabı verdi: “Ben aynı şeyleri şimdi bir kere daha tekrar ediyorum: Sizden kimi bir göreve tayin edersek, az çok ne elde etti ise getirsin. Ondan kendisine tarafımızdan verileni alsın, men edilenden kaçınsın.(Canan, 1988, c. 6: 426)
Bir başka hadiste bu anlam şöyle te’kîd edilir: “Bir iğne, bir parça iplik de olsa ganîmet malını getirin. Kim ganîmetten bir iğne veya iplik çalacak olsa, Kıyamet günü, o kimse getirecek durumda olmamakla beraber getirmeye mecbûr edilir (yani devamlı azâb edilir).”
Bu konuda Hz. Peygamber (s.a.v.)’in başka emri de şöyle: “Bir iğne bir iplik de olsa ganîmet malını getirin. Zira gulûl, Kıyâmet günü buna tevessül eden kimse için rüsvalıktır, ateştir, yüz karasıdır.”
Rasûlullah (s.a.v.), hediyede gözü kör, kulağı sağır, kalbi bağlı kılan gücü gördüğü için adalete, dürüst icraata mani olacak hediyeleşmeyi yasaklamıştır: “İhsan, sıla-ı rahme vesile olduğu müddetçe alın. Dine karşı bir rüşvete dönüşünce sakın hediye kabul etmeyin.”
Bazı hadislerde rüşvet olan hediyeler hakkında açıklamalar gelmiştir. “Emîrin (Devlet başkanı) hediye alması haramdır. Hâkimin rüşvet alması küfürdür.” Yine gelen haberler arasında şu ifadeler de yer almaktadır: “Umeraya (yöneticilere) verilen hediyeler hırsızlıktır”, “İmâma (Devlet başkanı) hediye gulüldür (devlet malını yağmalama). (Canan, 1988,c, 16/240-241.)
Şu halde memurun hediye alması, memura hediye verilmesi rüşvet sayılmıştır, haram ilan edilmiştir.