Muharrem Günay

ADALET YAZILARI: SÖZDE MÜSLÜMAN OLMAK-FİİLEN MÜSLÜMAN OLMAK

Muharrem Günay

Bir millet sadece milli kültür ve kimliğinden uzaklaşmakla değil aynı zamanda ahlak ve adaletten ayrılmakla, zulme seyirci kalmak ve alkışlamakla, zalim devletlerle işbirliği yapmak ve onların zulmüne destek olmakla da tarih sahnesinden silinir gider. Bu konuda Muzaffer Özak şöyle diyor:
“Bir millet, şaref-i İslâm ile müşerref olmuş olsa dahi, eğer zulüm ve haksızlık yollarına sapar, zalime yardımcı olur ve ahlaksızlığı alkışlarsa, o millet mutlaka cezasını görür ve asla beka bulamaz. (yani yaşayamaz) Buna karşılık, kâfir bile olsa hak ve adaletle milletini sevk ve idare ederse, payidar olur. Çünkü birincisi kavlen yâni sözde Müslüman’dır. İkincisi ise fiilen yani icraatıyla Müslümandır. Bunun içindir ki, kavlen Müslüman olan yıkılır, fiilen Müslüman olan beka bulur.”(Özak, 1977, s. 274)
Buna benzer sözleri Siyasetnamesinde ünlü Selçuklu veziri Nizamül Mülk söylemiştir:
“Bir melik (devlet başkanı) inkâr ve küfürle ayakta kalır, fakat adaletsizlikle ayakta kalamaz” (El Siyasetname)
İnsanla toplum ve maddeyle manâ arasında denge kurmak isteyen peygamberlerin mücadeleleri de iktidar sahipleri tarafından bir iktidar mücadelesi olarak görülmüştür. Zaten, Hz. Musa örneğinde görüldüğü gibi, iktidar ve servet sahibi kişiler genellikle hak ve adalet mücadelesi verenleri kendilerine rakip, iktidarlarına ve servetlerine ise düşman kabul etmişlerdir. İktidar ve servet sahiplerinin hakka karşı mücadelelerinin en önemli nedeni budur. İnsanlık tarihi bu yönüyle, bir bakıma bir iktidar mücadelesinden ibarettir. Bu mücadeleyi Hz. Peygamberimiz ve ona inanan insanlarla Mekkeli müşrikler arasında da görmek mümkündür. Mekkeli müşriklerde faize, köleliğe ve sömürüye dayanan düzenlerinin değişmesini istemiyorlardı, İslâm dinine düşman olmalarının en önemli sebeplerinden biriside buydu.
Yüce dinimiz İslâm; emir ve yasaklarıyla fert ve toplum yararını gözetmiş; insanlara zarar verecek her türlü söz, fiil ve davranışları ise haram kılmıştır. Bu maksatla kamu mallarını zimmete geçirmek, hırsızlık, gasp, faiz gibi gayri meşru kazanç yollarını yasakladığı gibi fert ve toplum hayatı için son derece zararlı olan rüşvet alıp-vermeyi de haram kılmış ve büyük günahlar arasına almıştır.
“Bir de mallarınızı aranızda haksız yollarla yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını, bile bile, (haksız yere) haram yollardan yemek için o malları hâkimlere (reis ve idarecilere rüşvet olarak) aktarmayın.” (Bakara: 188)
“Ey iman edenler! Mallarınızı, karşılıklı rıza ile (hilesiz, aldatmasız, dürüst) bir ticaret olmaksızın aranızda batıl (rüşvet ve benzeri haram) yollarla yemeyin ve kendinizi (yahut birbirinizi) de (telef edip) öldürmeyin. Şüphesiz ki Allah, size karşı çok merhametlidir.” (Nisa: 29)
Âyet-i kerîmede görüldüğü şekildeki ticaretin dışında gerek rüşvet, gerek diğer haram yollardan elde edilen hırsızlık, hile, faiz ve her türlü haksız ve karşılıksız kazançlar haram olup bununla, “Kendinizi veya birbirinizi maddeten ve mânen felaket ve ölüme götürmeyiniz.” denilmek istenmektedir (Bakara 2/188). Aynı zamanda, hakkında kesin olarak helal ve haram hükmü bulunmayan, fakat insanın malca ve bedence mahvına sebep olan yenilen ve içilen her türlü şey ve intihar, “kendinizi telef edip öldürmeyiniz” âyeti ile haram hükmüne dâhil edilmiş ve yasaklanmıştır. Bu âyetler aynı zamanda müslümanlar arasında savaşı da yasaklamıştır.) [krş.Bakara 2/195] (Nisa Suresi,Feyzü’l-Furkân, H.T.Feyizli)
“Kim, haddi aşarak ve haksızlık ederek bu (haram sayıla)nları yaparsa, onu ateşe koyacağız. Bu, Allah’a (göre) pek kolaydır.” (Nisa:30)
Sevgili Peygamberimiz “Allah bir kulunu bir toplumun başına getirir de, o da halkını aldatarak ölürse Allah cenneti ona haram kılar.” (Müslim, İman, 63, 227, I, 126.) “Allah herhangi bir kulunu bir topluma idareci yapar da o idareci halkını samimiyetle (adaletle, ayrım yapmadan) kuşatmazsa cennetin kokusunu bile duyamayacaktır” buyurur. (Buhari, Ahkâm, 8, VIII, 107)(Günay, 2017, s.243-244)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Rüşveti alan da veren de Cehennemliktir.” buyurarak rüşvet almanın veya vermenin kişinin cehenneme girmesine sebep olacağını açık bir şekilde belirtmiştir. Hemen hemen bütün hadis kitaplarına girmiş bulunan ve Tirmizî tarafından sahîh olduğu teyîd edilen bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (s.a.v.)’in rüşvet alana, rüşvet verene (ve hatta verenle alan arasında aracılık yapana) lânet ettiğini görmekteyiz. (Tirmizî, Ahkâm, 9; Ebu Dâvud, Akdiye, 4.)
Hz. Peygamber (s.a.v)’in, Muâz İbnu Cebel (r.a.)’i Yemen’e vali tayin ederken, konunun önemini vurgulayacak bir tarzda, rüşvetle alakalı olarak verdiği talimat, memur atamalarında bu hususun özellikle hatırlatılmış olacağını ifade etmektedir. Hz. Muâz (r.a.)’ın anlattığına göre Yemen’e vali olarak görevlendirildikten sonra, (daha yola çıkmadan) Peygamber (s.a.v.), O’nu geri çağırtır. Peygamber (s.a.v.)’in huzuruna girince: “Seni niye geri çağırdım biliyor musun?” diye sorar ve ekler: “Benim iznim olmadıkça hiçbir şeye dokunmayacaksın. Zîra bu gulûldür (devlet malından çalmak ve ihanet). Kim gulûlde bulunursa Kıyamet günü çaldığı şeyle birlikte gelir. İşte bunu hatırlatmak için çağırdım. Haydi, işine git.” Buyurdular. (Canan, 14/89.)

Yazarın Diğer Yazıları