Muharrem Günay

Allah Bir Allah Bir!

Muharrem Günay

Bilâl-i Habeşî soy îtibariyle, Habeşli bir zencidir. Ümmiye'tibni Halef'in kölesiydi. Ümmiye, İslâmın büyük düşmanlarından olduğundan, kölesine yapmadık eziyet bırakmadı. O'nu kızgın kumlar üzerine yatırıp, göğsüne kızgın taşlar koyarak saatlerce güneş altında tutardı. Bilâl, imân aşkının verdiği kuvvetle bunlara dayanır, "Allah birdir, bir." diyerek, bunlara katlanırdı. 

Bilâl-i Habeşî'nin himâye edecek kimsesi yoktu. Boynuna ip takarak çocukların ellerine verip sürüklüyorlardı. Boynunu ip kesiyor, kanlar akıyor, fakat ağzından yalnız "Allah birdir, bir." Sözü çıkıyordu. 

Peygamber Efendimiz, oradan geçerken Bilâl-i Habeşî'ye böyle işkenceler yapıldığını ve O'nun; "Yâ Ahâd!.. Yâ Ahâd!.. (Ey bir olan Allahım, Ey bir olan Allahım)" diyerek, Cenâb-u Allâh'a ilticâda bulunduğunu gördü. "Devam et, O Ahâd isminin sâhibi seni kurtarır" buyurdu. 

Peygamberimiz, durumu Eshâbına haber verdi. Bunun üzerine Hz.Ebû Bekr'i Sıddık, koşarak onlara; "Siz bunu işkence ile öldüreceksiniz de, elinize ne geçecek? Bunu bana satın." dedi.

"Satmayız." dediler. Çok ağır bir para teklif ettiler. Öyle ki, Hz.Ebû Bekr'i servetinden edip, başkalarına muhtaç edecek şekilde bir para teklif ettiler. 

Hz. Ebu Bekr'i Sıddık gidip, derledi toparladı, o parayı getirip Bilâl'i onlardan satın alarak, Allah rızası için âzâd etti. 

Müşrikler buna hayret ettiler, şaştılar. "İnsan, kendinden başkası için bu kadar parayı verip âzâd edemez. Olsa olsa, O'nun yanında önceden kazanılmış ve kendisine emânet edilmiş, Bilâl'in parası varmıştır da, O, onunla bunu almıştır." dediler. 

Cenâb-ı Hakk indirdiği âyetle, müşrikleri tekzîb etti ve "Benim Ebû Bekir kulumun yanında, başkası için emânet bırakılmış bir para yok. O ancak Allah rızası için yaptı. Rabbîsi O'ndan, O da Rabbîsinden razıdır." buyurdu. 

Suhayb-i Rûmî: Müşrikler, Suhayb'i Müslümanlıktan döndürmek için, ne söylediğini bilmeyecek hâle getirinceye kadar döverlerdi. Bir gün Suhayb, Hubab ve Ammar birlikte giderlerken Kureyş müşrikleriyle karşılaştılar. 

Müşrikler; "İşte Muhammed'in oturup kalktığı kimseler şunlar!" diyerek hakârete kalkıştılar.

Suhayb; "Evet biz, Allâh'ın Peygamberi ile oturup kalkan kimseleriz. Allâh'ın Peygamberine biz îmân ettik, siz küfrettiniz. Biz, O'nu tasdik ettik, siz tekzib ettiniz. Müslümanlıkta değersizlik, müşriklikte de üstünlük bulunmaz." deyince, üzerine saldırdılar. 

"Allâh'ın aramızdan nîmet ve rahmetine erdirdiği kimseler bunlar ha!.." diyerek, Suhayb'i dövdüler. 

Bunca ezâ ve cefâya rağmen; hidâyet yolundan dönen, dayanamayan, şüphe ve kaygıya düşen, nefsine kapılan, içi burkulan, îmân duygusu gölgelenen, küfre kayan veya kayar gibi olan tek kişi dahi olmadı. (Hasan Arıkan, Muhtasar Islam Tarihi)

Müşriklerin yaptığı işkence sadece fakir ve kölelerle sınırlı kalma­mış, zengin ve üst seviyede kabul edilen Müslümanlar da nasiplerini almıştır. Bunlar zincire vurulmuş, dayak yemişlerdir. (Hamidullah. İslâm Peygamberi, 1/94)

Tarihçiler iş­kenceye uğrayan Müslümanların uzun bir listesini vermektedirler. Burada ilginç olan, işkenceye uğramış olanların birçoğuna yapılan zu­lüm, yakınları tarafından yapılmış olmasıdır. Hicretin beşinci yılında doğdukları şehri ve akrabalarını bırakarak Habeşistan'a gidenlerin du­rumunu düşünmek gerekir. Mazlum durumundaki kölelerin durumu ise yürekler acısıdır. Akla gelmeyecek eziyetler onlara reva görülmüş­tür. ( Bk. Belâzurî, Futûhu'l-Büldân, I, No: 548, Hamidullah, İslâm Peygamberi, 1/95) Müşriklerin başta Hz. Peygambere ve inananlara yaptıkları araştırılacak olsa, sanırım başlı başına bir çalışma meydana gelir. (Daha geniş bilgi için Bk: İbn Hişâm, a.g.e. 1/341; İbn Esir. age, 11/70; Asım Koksal a.g.e. IV/46-13)

Müşriklerin yaptıkları arasında üzerinde durulması gereken önemli konulardan biri de, sosyal ve ekonomik boykotlarıdır. Müslümanları dinlerinden döndürmek için bütün yolları denemişler, fakat netice ala­mamışlardır. Üstelik önemli kişiler de birer birer Müslüman olmuştur. Çaresizlik içinde kendi aralarında bir anlaşma yaparak Müslümanlarla her türlü ilişki kesilmiş, yapılan anlaşma Kabe'nin duvarına asılmıştır. Üç yıl süren Şib-i Ebi Talip muhasarası neticesinde dünyanın eşine rastlamadığı bir durum ortaya çıkmıştır. Ağaç yaprakları ve deri par­çaları yiyen Müslümanlar sabırları sayesinde imtihanı kazanmışlar­dır. (Bk. İbn Sâd. a.g.e. 1/208-210; Asım Köksal, age (Mekke Devri) s. 281-289: Hamidul­lah. İslâm Peygamberi, I/113.)

Yazarın Diğer Yazıları