Çağrı Bey, 1018 yılında, Karahanlı ve Gaznelilerin baskıları karşısında, Doğu Anadolu içlerine kadar gelmiş ve tekrar Türkistan’a dönmüştü. Çağrı Bey bu akın sayesinde müstakbel Türk vatanını keşfetmişti. Çağrı Bey Horasan’a dönünce kardeşi Tuğrul Bey’e: “Buralarda bize karşı koyacak bir kimseye rastlamadım” demiştir. Türkmenler Anadolu sınırlarına yığılmış ve sık sık akın yapmaya başlamışlardı. Anadolu Selçuklularının ceddi Kutalmış, 1045 yılında fetih yollarını açmak gayesiyle Gence önlerinde Rum, Ermeni ve Gürcülerden oluşan bir Bizans ordusunu bozguna uğratmıştı.
Anadolu’yu baştanbaşa dolaşan Afşin Bey, Malazgirt meydan savaşından önce Alparslan’a yazdığı bir mektupta, “İşte Rum ülkelerini istila edip büyük bir ganimetle döndüm. Rumlar bizimle savaşacak bir kudrette değildir” diyordu. Daha önce Aras vadisinden ilerledikten sonra Rey’e dönen Tuğrul Bey de:
“Bu bölgeler zengin ve Romalılar kadın gibi korkak insanlardır. Bu sebeple buralar kolaylıkla fetih edilecektir” diyordu.
“Bizanslı olmayan Ermeni, Süryani ve diğer etnik topluluklar, karışıklıklar nedeniyle Bizans’ın kendilerini Türklere karşı savunamayacağını kesin olarak anlamışlardır. Bundan sonra kendi gelecekleri için Türklerin yanını tutmağa başlamışlardır. Türk göçlerine kadar yerli halka dayanan Bizans ordusu, bu dönemden sonra paralı askerlerle kurulmuştur.”(Çeçen, 1986, s:171)
Başta Ermeniler ve Süryaniler olmak üzere Anadolu’da yaşayan halkın Bizans idaresi yerine Türkleri tercih etmesinin daha başka sebepleri de vardır ki bunların başında Türklerin engin bir dini hoşgörüye sahip olması ve adil bir idare şekli kurmaları gelir. Ayrıca Süryaniler ve Ermeniler Bizans’ın takip ettiği Ortodoks zihniyetinden rahatsız idiler; çükü bu zihniyet diğer mezhep ve dinleri imha gayesi güdüyordu.
Bizanslıların zulüm ve baskıları altında ezilen Süryaniler ve Ermeniler Rumları kadınlaşmış sayıyor, onları cezalandırmak için Allah’ın Türkleri gönderdiğine inanıyor. Bu sebeple de bazen Türklere yardım ediyorlardı. 12. asır Musevi seyyahı Benjamin de Tudella:
“Rumlar çok mahir ve eğlenceye düşkündürler. Barbar dedikleri bütün milletlerden ordularına asker alır ve sultana, yani Türk adını taşıyan Torgamanların hükümdarına karşı muharebeye sevk ederler. Çünkü eğlenceye düşkün olduklarından kadınlaşmış ve savaş kabiliyetini kaybetmişlerdir. Bu münasebetle erkekten ziyade kadına benzerler” (Turan, 1969, 1. cilt, s:204) ifadeleri ile Afşin, Çağrı ve Tuğrul Bey’in görüşlerini desteklerler.
“Türk fethi esnasında Anadolu’nun büyük bir kısmı, bilhassa Orta ve Batı Anadolu bölgeleri, nüfusu çok az, hareketsiz, bir kelime ile geri kalmış bir ülke manzarası gösteriyordu. Doğu ve Güney Doğu Anadolu şehirlerine nazaran Orta ve Batı Anadolu’daki şehirler sönük kasabalar halinde idiler. Bunun başlıca sebebi birinci derecedeki milletlerarası ticaret yollarının o zamanlarda bu ülkeden geçmemesidir. Öte yandan Sâsânî-Bizans ve onu müteakip, sürekli ve çetin Arab-Bizans mücadeleleri Anadolu’daki halkın mühim bir kısmının yok olmasına ve Çukurova gibi birçok bölgelerin de korkunç bir şekilde tahrip edilmesine sebep olmuştu. Hatta nüfusunun azlığı, yoksulluğu ve teşkilatsızlığı ile Anadolu’nun işaret edilen büyük kısmındaki, yerli halk varlık gösteremeyecek bir duruma düşmüştü. Bundan dolayı Bizans’ın Arpa Çayı’na kadar bütün Doğu Anadolu’yu doğrudan doğruya idaresi altına alması üzerine Doğu Anadolu’dan göçen Ermeni toplulukları, Orta Anadolu ve Çukurova bölgesinde kolayca yerleşebilmişler ve hatta bu sonuncu yerde, I. Haçlı seferinden faydalanarak bir krallık bile kurabilmişlerdi. Yine bu sebeple, Oğuz Türkleri az bir kuvvetle Orta ve Batı Anadolu’yu çok kısa bir zamanda ve ciddi bir mukavemet gösteremeden kolayca açabilmişlerdi. Yerli halkın nüfusça çok az olduğunu gösteren delillerden biri de şudur ki, Türk sultanları ve beğleri yaptıkları akınlarda ele geçirdikleri yerlere kendi halklarını göçürerek yerleştiriyorlardı; çünkü nüfus azlığından hâkim bulundukları yerde ekilmemiş geniş topraklar vardı…”( Sümer,1982, Oğuzlar, s:3)
Bizans Anadolu’da Müslüman Türklerle uğraşırken, Balkanlarda da Müslüman olmayan Peçenekler- Uzlar (Oğuzlar) ve Kıpçaklar-Kumanlarla uğraşmak zorunda idi.
“Böylece Anadolu’da Müslüman Oğuzlar, Balkanlarda da Şamâni Uzlar ve Peçenekler, birbirinden habersiz ve irtibatsız olarak Bizans’ı bir kıskaç içine alıyorlardı.”(Turan, 1993, S.Tarihi ve Türk İslâm Medeniyeti, s:156) Bizans’ın taht kavgaları ve Balkanlara göçen Peçenek, Uz-Oğuz ve Kıpçak-Kumanların istilaları, Anadolu’daki Türk fethinin kolaylaşmasına imkân sağlamıştır.
Peçenekler ve Uzlar-Oğuzlar gibi Karadeniz’in kuzeyinden göçen Kıpçaklar Kumanlar da Balkanları ve Kafkasları aşıyorlardı. Balkanlarda Bizanslılarla savaş halinde olan Peçenekler, 1089 yılında, Silstre’de şiddetli bir muharebeye tutuştular ve Bizans ordusunu müthiş bir bozguna uğrattılar. Fakat Türk boylarını birbirine düşürmekte son derece usta olan Bizans çeşitli entrikalarla Kumanlar ile Peçenekleri bir birine düşürdü. Bizans Kumanların yardımı ile 1122 yılında Peçenekleri mağlup etti.
“Peçeneklerden alınan çok sayıda esirin bir kısmı Bizans ordusunda asker yapıldı, bir kısmı da Anadolu’ya yerleştirildi. 1122’de kazanılan bu zafer İstanbul’da “Peçenek Bayramı” adı ile kutlanıyordu.” (Turan, 1993, s:268)