Peygamber Efendimiz'in tebliğ ettiği yüce dîne karşı bütün düşmanlığı yapan, fakat dînin yayılmasının asla önüne geçemeyen müşrikler, Peygamber Efendimizin iki erkek çocuğunun vefât etmiş olmaları sebebiyle kendi kendilerine şöyle tesellide bulunurlardı: "O'nun Kâsım ve Abdullah'dan başka oğlu yok, eğer kendisi ölürse çocukları zâten vefât etmiştir, böylece dâvâ bitmiş olur."
Amma onlar bilmiyorlardı. Bilmiyorlardı ki dünyâ O'nun için yaratılmıştı. İnsanlık onun içindi. Herşey O'nun için yaratılmıştı. O olmasaydı dünyâ yaratılmazdı. Bunların hiçbirini müşrikler bilmiyordu. Onların sâdece bildiği bir şey varsa put ve heykel dikip ona tapmaktı. Hatırlarına gelmiyordu ki O'nun şeriatı kıyâmet gününe kadar kalacak, ümmeti, kendisinin evlâdı ve ahfâdı olacaktı. (Hasan Arikan Muhtasar Islam Tarihi)
Onun bu davetine başta en yakınları olmak üzere, müşriklerden büyük tepki gelmiştir. Mekke'de yapılan tebliğ herkes tarafından duyulmuş, Mü'min-kâfir olarak saflar netleşmeye başlamıştı. Müşriklerin eziyetleri karşısında bunalan Hz. Peygambere Rabb'i yalnız bırakmayarak;
“(Seninle ve Kur’an ile) alay edenlere ve Allah ile beraber (put ve tâğût gibi) başka bir tanrı tanıyanlara karşı biz sana yeteriz. Onlar yakında (başlarına gelecek felaketleri) bilecekler.” (Hicr 15: 95-96) [krş. 9/31] âyetini gönderir. (Asım Köksal, İslâm T.VIII/266-276)
Başta azılı İslâm düşmanı Ebû Cehil ve Velid bin Mugire olmak üzere Mekkeli müşriklerin birçoğu ve Yahudiler sırf kıskançlıklarından, kibirlerinden ve menfeatlerinden dolayı peygamberimize iman etmediler. Ebu Cehil :
“Benim gibi asil birisi durup dururken peygamberlik bir öksüz ve yetim çocuğa verildi” diyor ve sırf kıskançlığından dolayı Müslüman olmuyordu.
Onlara göre lider veya Peygamber olacak kişi zengin olmalı ve çok çocuk sahibi olmalıydı. Hz. Peygamberin ortaya çıkmış olması, beklenti içinde olanları hayal kırıklığına uğrattı. Müşriklere göre biri lider olacaksa, Hz. Peygamber gibi birisi değil, on tane çocuğu olan Velid b. Mugire, Umeyye b. Halef veya Tâif'in reisi olan Urve b. Mes'ud olmalıydı. Yüce Allah; "... Şu Kur'ân iki memleketin birisindeki büyük bir adama indirilmeli değil miydi?" (Zuhruf43/31.) Âyetiyle bu gerçeğe işaret etmektedir. Hz. Peygamber bir lider olmaktan ziyade bir peygamberdir. O'nun asaleti Hz. Adem'den itibaren övülmektedir. (Bk. Al-i İmrân: 3/81) Müşriklerin ise, zalimlikleri, kabalıkları, kötülükleri, soysuzlukları, iyiliğe karşı çıkmaları başlıca özelliklerini oluşturur. (Bk. Kalem: 58/10-14.)
Hz. Peygamberin tebliğle görevlendirildiği dönemde Mahzun oğulları ve Haşimoğulları arasında bir rekabetin olduğu bilinmekte, diğer kabileler de Mahzun oğullarını desteklemekteydiler. (Bk. İbn Hişâm, age, es-Sîretun-Nebeviyye, 1/339-340: M. Ali Kapar. a.g.e. s. 116-117.) Hz. Peygamberin Kureyş kabilesinden olması, diğer kabilelerin kıskanmasına sebep olur. Ayrıca o dönemde zenginliğin ve şöhretin önemi büyüktü. Hz. Peygamberin fakir ve yetim olması, gurur içinde olanların nefislerine ağır gelir. Müşriklerin içinde bulundukları ortam, kendilerine uzatılan dostluk elini itmelerini sağlar. (Remzi Kaya, Kur’an’da Dostluk İlişkileri, Ayışığı Kitapları: 84-85.)
Durum böyle olmakla birlikte, Hz. Peygamber bir rahmet Peygamberi olarak gerekli af ve hoş görü içersinde onlara her zaman dostluk elini uzatmış, birçoğunun Müslüman olmasını sağlamıştır.