Ziya GÖKALP’IN aniden hastalanışı ve zamansız ölümü ATATÜRK’Ü son derece üzmüştür. Hastanede yatmakta olan GÖKALP’E ölümünden kısa bir müddet önce 21 Ekim 1924 günü Gazi Mustafa Kemal imzasıyla şu telgraf gelmiştir:
“Muhterem Ziya GÖKALP beyefendiye, rahatsızlığınızdan çok teessürle haberdar oldum. Sıhhat-ü afiyetiniz haberine memleketçe intizar olunmaktadır. Süratle iade-i afiyetiniz için Avrupa’da tedaviye ihtiyacınız varsa icap eden her şeyin tahsisini tekeffül ediyorum. Sıhhatiniz ve mahalli tedaviniz hakkında iş’arınızı bekler, muhabbetkâr selamlarımı beyan ederim.”
Ne yazık ki GÖKALP’ in cevabi telgrafının Ankara’ya ulaştığı saatlerde 25 Ekim 1924 sabahı saat 5’te, kırk dokuz yaşında büyük Türk milliyetçisi ve düşünürü hayata gözlerini yumuyordu. Ziya GÖKALP’ in ölümü üzerine çok üzülen Atatürk, ailesine bir telgraf göndererek taziyelerini belirtmiştir:
“Muhterem zevciniz Ziya GÖKALP Bey’in bütün Türk Âlemi için pek elim bir ziya teşkil eden gaybubet-i ebediyyesinden mütevellit hissiyat-ı taziyatkaranemi ve Türk Milleti’nin samimi teessürat-ı kalbiyesini zat-ı ismetanelerine arz eder ve Türk Milleti ve hükümetinin büyük mütefekkirin ailesi hakkında hissiyat-ı müşfikanesini temin derim efendim.“ Reisicumhur Gazi M. Kemal
Atatürk’ü Gökalp’tan sonra en çok etkileyen şair ve yazarların başında Namık KEMAL ve Mehmet Emin YURDAKUL gelmektedir.
Atatürk bir defasında 13 Ocak 1921 günü T.B.M.M. kürsüsünden şöyle seslenmiştir:
“Namık Kemal demiştir ki:
Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini
Yokmudur kurtaracak bahtı kara mâderini?“
İşte bu kürsüden, bu meclis-i Ali’nin reisi sıfatıyla hey’et-i alinizi teşkil den bütün azanın her biri namına ve bütün millet namına diyorum ki:
“Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak baht-ı kara maderini.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri cilt.1 s. 154)
Atatürk, İkinci İnönü zaferinin kazanılması dolayısıyla kendilerine bir tebrik telgrafı gönderen Namık Kemal’in oğlu Ali Ekrem BOLAYIR Bey’e vermiş olduğu cevapta şöyle diyordu:
“Anadolu’nun ruhu, bütün feyz_i mukavemetini aba_i tarihinden almıştır. Bize bu mukaddes feyzi nefh eden ervah_ı evdad arasında mükerrem babanızın pek büyük mevkii vardır. Mecruh vatanın halasü istiklali için ölmek yolunda bu günkü nesle ta’limi fedakari eden Büyük Kemal hakkında tekrir_i tazimata vesile olan telgrafnamenize arz-ı şükran-ı mahsus eylerim efendim.” 10 Nisan 1337 T.B.M.M Reisi M. Kemal
Atatürk Milli Mücadeleye katılmak üzere İnebolu’ya gelen M. Emin YURDAKUL’ a şu telgrafı çekmiştir:
“İnebolu’ya Milli Şairimiz Mehmet Emin Beyefendiye:
“Türk milliyetperverliğinin ilahi mübeşşiri olan şiirleriniz bu günkü mücadelemizin ruh-u hamasetine ufk-u tulu olmuştur. Teşriflerinizden duyduğum memnuniyeti beyan ile sizi milletimizin büyük babası olarak selamlarım” 1 Nisan 1337 T.B.M.M. Reisi M. Kemal
Daha ileriki yıllarda yaptığı bir konuşmada, Mehmet Emin’in ilk defa Manastır Askeri Lisesinde öğrenci iken okuduğu:
“Ben bir Türk’üm dinim cinsim uludur…” dizesiyle başlayan manzumesinin, kendisinde, milli duyguların uyanışını nasıl etkilediğini anlatmıştır. (Prof. Dr. A. MUMCU ve arkdş. Atatürk İlkeleri ve İnkılâpları Tarihi 2 / 201)
Atatürk’ün fikri dünyasının oluşmasında bu büyük üç Türk Düşünürünün (N. Kemal, M. E.Yurdakul ve Z.Gökalp) büyük etkileri olmuştur. Bilhassa “Türkçülüğün Esasları“nı yazan Ziya Gökalp, Atatürk’ün yaptığı inkılâpların ve Yeni Türk devletinin arkasındaki entel bir güç olarak yerini almıştır.
“Benim ruh ve bedenimin babası Ali Rıza Bey,
Heyecanlarımın babası Namık Kemal,
Fikirlerimin babası Ziya Gökalp’tir.”(Atatürk)